Lakabı beyaz Pele idi O bir Efsaneydi!

  Trabzon kent merkezinde yaşayanlar, yarım asır önce onu, İskenderpaşa imamı Cafer Hoca’nın oğlu Ganitalı Nuri olarak tanırlardı. Siyasete genç yaşlarda adım attı. CHP gençlik kolları başkanlığı yaptı. 12 Eylül’de dandik nedenlerle gözaltına alındı. CHP Trabzon örgütüne, tek parti döneminden beş on yıl öncesine kadar genelde kentin ekabirleri ve zenginleri hakimdi. Nuri de, Cafer Hoca’nın oğlu Ganitalı Nuri olduğu için bu ekibin genelde koşanı ve koşuşturanı oldu. Son yıllarda CHP’de ekabir mekabir ekip kalmadı. Ancak Nuri’nin şansı da yaver gitmedi. Ankara’dan gelen Şevket Arz vekil, Volkan Canalioğlu belediye başkanı ve sonrasında o da vekil oldu, Nuri ise koşmaya devam etti. Hala daha koşuyor.  Nuri Aydın, birkaç gün önce sosyal medyada Trabzon’un meşhurlarından, asası elinden düşmeyen ‘Deli Musa’yı yazdı. Trabzon kent merkezinde 70’li 80’li yıllarda yaşayıp da ‘Deli Musa’yı tanımayan yok gibiydi. Nuri aradı ve ‘O bir efsaneydi’ başlıklı yazısını okuyup okumadığımı sordu. Okuduğumuzu ve pazar günü gazetede değerlendireceğimizi söyledik.
 
ec22bf9a-a3e0-4398-a87b-3a791ce6f1c9.jpg  İşte Nuri Aydın’ın ‘Deli Musa’yı anlattığı ‘Lakabı beyaz Pele’ydi, O bir Efsaneydi’ başlıklı yazısı;
 
1975-1976 Efsane sezonu..
Trabzonspor Boztepe’de kampta iken topluca cuma namazına katılırlar. Hoca ‘Allahüekber’ der, ruküya gidecekken cemaatin içerisinden, etkileyici davudi bir ses yükselir;
“Allahııımmm.!
Allahııımmm.!
Allahııımmm.!

Mehmet Cemil,Hüseyin,Necmi bütün santrforların ayağı kırılsın, ben tek kalayım. Hain Ahmet Suat beni oynatmak zorunda kalsın!”
Millet gülmekten katılmıştı, hoca arkasını döndüğünde cemaat çoktan camiyi terk etmişti.
Musa pelerinini giyer, zaman zaman taktığı kafasındaki şapkasıyla, elinde Hz.Ali’ye ait olduğunu söylediği tahta kılıçı ile milleti etrafına toplar, etkileyici ve mükemmel ses tonuyla anlatmaya başlardı;
“Sandomika’nın garbında Amerika’nın federal bütün polis arabalarına sesleniyorum;
Dikkat.!!
Dikkat.!!

Boy 1.90, kilo 80, sarışın dev caniyi yakalayın,asın,kesin,doğrayın…” diye bağırırdı.
İnsanlar alkışlar, Musa ise coşardı.
Almanya,Brezilya milli takımlarını ezbere sayar, içinden Dünya karması çıkartırdı. Kalede Mayer diye başlar geri dörtlüyü sayar orta sahayı Didi, Pele,Carlos diye sıraladıktan sonra Erginos (Cosmos Engin), Musos, Cemilos (Mehmet Cemil) diye ileri üçlüyü bağlar, kendisini mutlaka takıma koyardı. Ahmet Suat da ona “Musa oğlum iyi de bu Dünya karması değil Tımarhane karması…” derdi, takımı kahkahaya boğardı.
Musa 2. ligden çıkışta,lig şampiyonluklarında içerde,deplasmanda, antremanlarda takımı hiç yalnız bırakmazdı. TS’nin moral kaynağı olurdu.Otellerdeki bütün yemeklere katılırdı. Herkes çorba ile başlarken o tatlı ile başlar, ara sıcağını yer en son çorba içerdi. “Futbolcular aramızdaki en iyi oyuncu sensin ama hoca oynatmıyor” diyerek onunla mavra yaparlardı. O da buna inanır, yıldızlarının hiç barışmadığı Ahmet Suat’a kızar ve ona “hain” derdi.
Maçlardan önce sahaya ısınmaya Musa ile birlikte çıkardık. Kale arkası seyircisi başlatır, Avni Aker stadyumu Musa, Musa diye inlerdi. Malzemeci Kuş Mehmet top vermediği için Musa cebinden çıkarttığı portakalları penaltı noktasına diker, koşar ve gol yapardı. Şut atacak bir şey kalmayınca “Musa gol gol sesleri” arasında koşarak top yerine kendisini ağlara atardı, taraftar gol diye ayağa fırlardı.
Sınıf arkadaşım Cosmos Engin’in anlattığı, bizzat tanığı olduğumuz Trabzonlu Deli Musa ile ömrümüzün önemli bir bölümü geçmişti. Çocukluğumuzun, gençliğimizin en güzel anısıydı. Onu görüp de etrafına toplanmayanımız yoktu. Çok severdik nutuklarını lakin o da göçtü bu dünyadan…
Musa deli miydi? Yoksa biz mi akıllı!
Bugünleri gördükten sonra aklımız karıştı.
Batırdıkları memlekette,
Siyasette Musa’dan akıllı adam kalmamış.
Şimdi aday olsa seçilirdi,
Deli deliyi görünce çomağını saklardı!
“Bir gün şu Dünyadan göçüp gidersem,
Yok olur benliğim çürürse beden…”
diyerek o muhteşem maziye haykırıyoruz, yine güzel bir türküyle uğurluyoruz kahramanımızı;
“Şafak söktü gine Musam uyanmaz
Hasret çeken gönül derde dayanmaz
Çağırırım Musam sesim duyulmaz
Uyan Musam uyan derin uykudan…”

Özlemi yürek yakan hasretine can dayanmaz,
Acı tatlı çok şeyler yaşadık şu Trabzon’da.
Ahmet Selçuk İlkan ne güzel söylemiş;
“Yüzünü görmeliyim
Sesini duymalıyım
Anıları yaşamalıyım
Anılar şimdi gözümde canlandılar
Anılar beni bu akşam ağlattılar…”

Sevgiyle, saygıyla, sağlıkla kalın sevgili dostlarım,
Ama, anısız kalmayın, Musa’sız kalmayın, Hoşçakalın…
                                       
                             


 Şükrü’nün daveti!
   91701e3c-0c26-4a10-b79f-48265419ecf8.jpgTrabzon’da yüzlerce giyim-kuşam mağazası varken, Şükrü’yü ve mağazasını hem de bu köşede reklam etmek, haksız rekabet de sayılabilir! Ancak, Şükrü’nün diğer mağazalardan ve marka ürün satıcılarından az da olsa farkı var. O fark da Şükrü’nün bugüne kadar işlerinde pek dikiş tutturamadığı ve bir de mağazasının gazetemizin zemin katında olması. Bize ve gazetemiz çalışanlarına hemen her gün, ‘Hala benden bir haber yapmadınız’ diye sitem eder. Şükrü’nün bu sitemleri bugün sonuç verdi. Konfeksiyon sektöründe Türkiye’nin tanınmış ve güvenilir markalarından biri olan İGS’nin bayiliğini alan Şükrü, ‘Tanıdıklarımı, Trabzonluları mağazamıza bekliyorum. Kalite bizde, indirim bizde. Benden söylemesi Gazipaşa’daki İGS mağazamıza uğramayan fırsatı kaçıracak’ diyor. Şükrü’ye hayırlı satışlar diliyoruz.
                                             *********************

 Doktorunuz diyor ki;
SAĞLIK OLSUN
Panik atak, ani başlangıçlı, kısa süreli, ciddi bir sıkıntı ve korku halidir. Hasta kalp krizi geçirip ölme, felç olma ya da kontrolünü kaybedip çıldırma korkusu çeker.
Şikayetler on dakika içinde doruğa ulaşır,dakikalar içinde hafifler. Doktorlar için gözlemleyecek fazla bir şey kalmaz. Tekrarlayan panik ataklar sıklıkla yeni bir nöbet geleceği korkusu yaratır. Hasta bir başka nöbeti kaygıyla beklemeye başlar. Bu nedenle önceki nöbetlerin geliştiği ortam ve durumlardan kaçınır. Yalnız başına evde kalamaz, sokağa çıkamaz, taşıt araçlarına binemez, dar sokak ya da köprülerden geçemez, pazar yeri, büyük mağazalar gibi kalabalık yerlere ya hiç giremez ya da ancak yanlarında tanıdık birisiyle yoğun bir endişe ve rahatsızlık duyarak girebilir. Ataklar arasındaki bu korkulu bekleyişe "panik bozukluk" denir. Panik atağın ve panik bozukluğun tedavisi mümkündür. İlaç tedavisinin yanında hasta, panik atağın geleceğinden korktuğu için tek başına bulunmaktan kaçındığı yer ve durumlarla aşamalı karşılaştırılır, hastaya korkularının üstüne giderek korkularını yenmesi öğretilir. (Dr. Kemal Küçükali)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar