22.03.2022, 09:44

Maçka'da Öyle Bir Yerdeyim Ki...

Öyle bir yerdeyim ki esen rüzgardan saçlarım piyanonun tuşları gibi kalkıp kalkıp iniyor. Baktığım vadide yılların birikimini görüyorum. Rüzgar sanki el olmuş dakikalarca yanağımı okşuyor. Kulağıma hafifçe fısıldayarak bir şeyler anlatıyor. Ben rüzgarı anlamadıkça o sertleşiyor.

Karşımda Hordokop, solunda Mars Ormanları, ormanın ilerisinde Sümela... Baktığım yerle aramızda yılların anıları, acıları, sevinçleri ve ormana doğru gelen çıngırak sesleri... Artık rüzgarın sesini duyuyor ve anlıyorum. Gün ışımaya başladı ama vadi hala karanlık... Rüzgar anlatmak istediğinde aceleci...

Öyle bir yerdeyim ki sabah ahırdan çıkardığı ineklerini Livera köyünden çıkarmak üzere kadıncağız. Onun için çıngırak seslerini rüzgar bana getirdi. Horozun sesini de Karabaş'ın kadının arkasından 'Beni unutma; beni de al!' dercesine bağırmasını da unutmamış getirmiş.

Gözlerimin önünden geçen sis güneşin vurmasıyla artık kayboldu. Arkada kalan doğa bugünün doğası değil. Renkler daha farklı. Hordokop'tan gelen top seslerini duyuyorum. Rüzgar ne kadar uğraşsa da toptan çıkan alevden önce top sesini bana ulaştıramıyor.

Öyle bir yerdeyim ki ezan sesi, çan seslerine karışmış. Rüzgarın dediğine göre artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış. Komşu, komşudan kopacak; dağlar eski dağlar olmayacak. Mor çiçek açmayacak, dağ zambağı boyun bükmeyecekmiş. Huzurla baktığım vadi huzursuzlukla doluyor. Maçkalı hazırlanmış, Niksar'a doğru yola çıkıyor.

Öyle bir yerdeyim ki Mars Ormanlarının sessizliği bir anda rüzgarın bana anlattıklarıyla bozuldu. Hordokop'taki 28. Alayın direnişini bitirmek üzere yapılan Rus planını engellemeye çalışan Ali Yemen ve arkadaşlarının gücü kalmadı. Ancak yeminleri gereği ölünceye kadar mücadele vereceğini anlatıyor rüzgar.

Sanki uzansam oradan alacak gibiyim onları, ama yapamıyorum. Orman, vurulan Rus askerlerinin çığlıklarıyla dolu. Rüzgarın dediğine göre Mars Ormanlarının çıkışında tedbir almaz diye düşünmüşler Maçkalıları. Kalabalık birliklerine güvenerek ormandan tedbirsiz çıkmaya çalışmışlar, ta ki ilk kurşun onlara saplanana kadar!

Öyle bir yerdeyim ki Hordokop köyünün başında on üç kişi çiçeği burnunda ölümün... Gözleri çakılı Kanlıpelit kavşağına birinci bölükten takım subayı Vanlı Hurşit Maçka'ya giren alayı izliyor. Rus Alayının içinden bir bölüğün onlar gözlem yapmadan önce sürünerek gözlem tepesinin altına doğru geldiklerini, yerli halk tarafından birinin onları sattığını bilmeden gözlüyorlardı Maçka'ya giren alayı.

Öyle bir yerdeyim ki yakındaki tepenin gerisinde, karaçamların arasında yerden bitercesine bir Kazak bölüğü adını bile duymadığı bir yerde, hangi ellerce itildiğini bilmeden sürünerek yürüyordu tepeye doğru.

Hurşit, dürbünüyle gözlüyordu Maçka'yı hakim olduğu tepeden. Nereden bilsin onlar için savaştığı birinin bilmem kaç altına onları sattığını? Yanındaki askerlerin yüreklerinde çocuklarının özlemi... Titreyen elleri tetiklerinde... Kana susamış soğukluğunda Maçka'ya giriyor Rus askerleri.

Öyle bir yerdeyim ki rüzgar anlattıkça anlatıyor. Zigana'nın sırtını güneşe dönmüş yamaçları artık çocuklara ve yaşayanlara korku salan etekleri haline gelmiş. Güneşin doğmasıyla kokan çiçekler, uçan böcekler yerini kurulan pusulara; ineklerin çıngırak sesleri silah seslerine bırakmış bu doğa mucizesinde.

Bazen de ses duyulmasın diye haince kurulmuş pusunun sırtını yararcasına saplanan hançerin içinde kopardığı ses, dışarıdaki sessizlikte kayboluyordu. Masmavi gökyüzü kapanan gözlerin içinde karanlığa boğuluyordu. Gözlerde yaş, dudaklarda kelime, Maçka'da huzur kalmadı. Maçkalı hazırlanmış, Niksar'a doğru yola çıkıyor.

Öyle bir yerdeyim ki rüzgarın söylediğine göre yıl 1916 Nisan'ın 15'i... Hurşit, sigarasını yakmaktadır; daha kurşunu yememiş bacağına. Bir anda tepenin hemen altında beş metre ilerisinde gördü Kazak subayını. Nasıl bu kadar yaklaştıklarını düşünürken kemerinden çıkardığı silahı ile onun alnından vurdu. Karşılıklı konuştu tüfekler!

Hurşit, gençliğine doymamış, sevgiliyi sarmamış gözdesinin sıcaklığında vurulmuştu bacağının atardamarının geçtiği yerinden! Olduğum yerden görüyordum akan kanı. Hemen ötede Onbaşı Ahmet yerde yatıyor, derin bir uykuya dalmış gibi!

Livera'nın başında Raşi tepesinde rüzgar anlatıyor bana Maçka'nın 1916 yılının 15 Nisan'ını. Sessizlik çığlığında dinliyorum rüzgarı gözüm kapalı.

Not: Maçka'nın gerçek tarihi öğrenmek için "Vatan Saklı Maçka" kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Yorumlar (0)