Turhan Eyüboğlu

Turhan Eyüboğlu

Maçka’da Vurulduk Biz!

Çatışma nedir bilir misiniz? Hiç, çatışmanın içinde oldunuz mu? Bir çatışmada geçen dakikanın bu zaman dilimindeki saat dakikasıyla aynı olmadığını bilir misiniz?

Bir polis arabası çapraz ateşe alındığında, arabanın içi can pazarıyken canının kıymetli olduğunu bilirsin ve öyle düşünürsün! Halbuki can kıymetsizdir, arkadaşın şehit olurken göz göze gelmişsen!

Bunları okurken kendinizi o arabanın içindekilerin yerine koymaya çalışın lütfen.

19 Temmuz 2016 Salı... Trabzon’dan Maçka’ya gelip Maçka polis karakolunun yanında bulunan çay ocağının önünde gülerek kahvaltılarını yaptılar. Kahvaltı sonunda 'Hadi bismillah!' deyip karakola beş yüz metre uzakta olan nöbet yerlerine hareket etti sekiz yaşam, sekiz karanfil!

Evimin penceresinden baktığımda Maçka kuş uçuşu bin metredir. Her sabah mutlaka Maçka’ya bakarım! Polisler bir haftadır yolda nöbet tuttukları yeri değiştirmiş, biraz daha Maçka’ya yaklaşmışlardı. Yeni yerde nöbet tutarak yol kontrolü yapıyorlardı.

İçimden 'Hiç uygun bir yer değil!' diye geçiriyorum. Yeni yerlerinin arkası dere; ancak ön tarafı dağın uzantısının asfalta indiği yer. Anlayacağınız kaya düşse başlarına çarpacak bir yerde yol kontrolü yapıyorlar. 'Eski yerlerinden oraya niye geçtiler?' diye hep geçirdim içimden.

Nöbet yerine gelmiş, park edecektiler. Saat tam 08.35'i gösteriyordu ki arkadan ve önden bir kırmızılığa şahit oldular! Sesin daha sonra arkadan geleceğini biliyorlardı aldıkları eğitim gereği! İlk kurşun ilk karanfilin sağ koluna isabet etmişti. İlk kurşundan sonra kaç kurşunun geldiği önemli değildi! Kurşunlar ani bastıran bir dolu gibi sayısı ve hızı sayılamayacak şekilde yağıyordu!

Bir iki saniye sonra onlara pusu kurulduğunu anlamışlardı. Kapıyı açıp çıkmak istediğinde sağ kolunu kaldıramadığını fark etti! Sol koluyla kapıyı açtı; ancak ayaklarını hissetmediği için adım atıp çıkamıyordu kapıdan! İşte tam o anda kendini yaylada yatağın üstünde ani bastıran dolunun yayla evinin çatısındaki tenekeye vurarak çıkardığı sesi duyar gibi hissetti!

Ani bir hareketle, hareket edemeyen ayaklarını kapının dışına atıp yere yığıldı. Tenekeye vuran dolu hiç hız kesmiyor, olanca gücüyle kulaklarında davul sesine dönüşüyordu. Seken kurşunlardan ağzına giren topraklar onu kendine getirmiş, silahına sarılarak karşı ateşe başlamıştı. Başını yerden kaldıramıyor, mümkün olduğunca sesin geldiği yere doğru ateş ediyordu.

Bedenine tam olarak komut edemese de gözleri her yeri tarıyor ve ateş edilen yerleri beyin gözüyle bulmaya çalışıyordu. İşte tam o sıra arabanın içindeki yere yığılmış karanfile gözü takıldı. Göz göze geldiler; artık ondan gözünü alamıyordu. Gözlerin konuştuğuna orada şahit olmuş; kalp gözünün kısa süreyi nasıl saatlere, günlere, haftalara, aylara ve yıllara dönüştürdüğünü görmüştü.

Kurşunlar doludan yağmura dönüşmüş, şemsiye açmalarına izin dahi vermemişti. Pusuya düşürülmelerinin üzerinden bir iki dakika geçmesine rağmen sanki günler, haftalar, aylarca su verilmemiş gibi sekiz karanfil solmaya başlamıştı.

Göz göze geldiği karanfilin ağzını hareket ettirmeye çalıştığını görünce anlamıştı. Ona yardımcı olmak için seslice kelimeyi şahadet getirdi. Artık kalp teması bitmiş, sadece ona bakan gözler kalmıştı. Silahına baktı, akan gözyaşını silmek için elini kaldırmak istedi ama başaramadı. 'Allah'ım bize güç ver! Buradan kurtulalım!' diyerek ateş etmeye devam etti. İşte o sıra şehit olan karanfilin ona bir hafta önce anlattığı rüya aklına geldi!

Şehit karanfil bir hafta önce sabah buluştuklarında 'Bu akşam bir rüya gördüm!' deyince 'Hayırdır inşallah; anlat bakalım!' dediğini hatırlamıştı.

'Sabah namazı okunuyor, namaza kalkmak istiyorum; ama bir türlü uyanamıyorum! Evimdeki muhabbet kuşu kafesinde çıldırıyor, kafese vuruyor ve çıkmak istiyor; ama ben uyanamıyorum! Kuş, kafesi kırıp yanıma geliyor; beni kaldırmak istiyor, kaldıramıyor! En sonunda kuş göğsümün ortasını ısırıyor ve uyanıyorum! Anlıyorum ki sabah namazı okunuyor. Bizim kuş da kafeste bağırıyor. Ama çok ilginçtir o ısırdığı yer hala ağrıyor! Bu ne anlama geliyor?' deyince cevap verememişti; ama ne anlama geldiğini şimdi anlamıştı!

Bedenini çok hareket ettiremese de gözleriyle olayları anlamak için her yeri tarıyordu. Ateş dakikalarca devam etti. Arabadan çıkan karanfiller de karşılık vermeye çalışıyorlardı. Arabanın arka bagaj kapağını açarak kendini asfalta bırakan diğer karanfil ateşe devam ederken önüne düşen el bombasının arkadaşlarına zarar vermemesi için üstüne atlayışına şahit olmuştu o bakan gözler!

İçinden 'Allah'ım ne olur patlamasın!' diye geçirdi. Bombanın üstüne yatmıştı ve arkadaşıyla göz göze gelmişlerdi. Arkadaşında veda gülümsemesi ve dudağında hareket vardı. Bir süre öyle kaldılar, el bombası patlamamıştı. Artık şansları dönmüş, daha güçlü olarak yamaçlara ateş ediyorlardı.

Bedeni onu dinlemese de o az da olsa yattığı yeri hafif değiştirebilmiş, hem rahat ateş açabiliyor hem de arabanın içini daha rahat görüyordu. Birden 'Keşke arabanın içini rahat görmeseydim!' diye içinden geçirdi; çünkü arkada koltuğa yaslanmış her zamanki gibi gülen yüzüyle ona bakan şehit düşmüş diğer karanfili görmüştü!

Daha üç gün önce şakalar yaparak ona Trabzon’dan takım elbise almışlardı. Çünkü sevdiği kızla sözlenmek için memleketine gidecekti. Gözünün önüne takım elbiseyi giymiş hali geldi. 'Oğlum, sana aşık olmayacak kız tanımıyorum!' diye ona moral vermişti. Şimdi ise takım elbisesini değil, al bayrağı giyerek sevdiği kızın yanına gidecekti!

Mermiler yağmur gibi yağmaya devam ediyordu. Çapraz ateşin stratejik bir yanı vardır! O ateş altında uzun süre kalanların kurtulma imkanı yoktur. İçinden ona göre bir saat olan çatışmanın daha üçüncü dakikasında iki şehit verilmişti. Kendini toparlayıp tespit ettiği yerlere kurşun yağdırmaya başlamıştı.

Trabzon-Erzurum karayolunun Gümüşhane tarafında Maçka Burhanoğlu Hastanesi'nin üç yüz metre ilerisinde filmlerde olacak sahneler yaşanıyordu. Yolda yolculuk yapan araçlar ateş altında kalmıştı. Kimi yolun sağına kimi soluna arabalarını çekerek arabalardan inip siper alıyor, yaşananları film sahneleri gibi çıplak gözle hayretler içinde seyrediyorlardı. Arabada bulunan çocuklar ve kadınların çığlık sesleri mermi seslerinden duyulmuyordu!

Arabanın üstüne gelen kurşunlar azalmaya başlamış, ani yağan yağmurun aniden son bulması gibi bir sessizlik oluşmuştu. Yağan yağmur toprak kokusunu insana hissettirir! Burada ise bu sessizlik sonucu mermi ve kan kokusunu almaya başlamıştı insanlar!

Arabanın içinde arka koltuğun arkasında uzanan elin hiç kıpırdamadığını görünce sürünerek diğer camdan içeri baktığında sekiz karanfilin üçünün kırmızıya dönüştüğüne şahit oldu. Bir ay sonra düğün yapacağı için uzun uğraşlar sonucu salondan gün alan ve tayini için planlar yapan karanfilin artık bunlarla uğraşamayacağına şahit oldu. Ona göre uzun bir süre, bu zaman dilimine göre ise üç beş dakikada her şey olup bitmişti.

Ben ise bu sahneleri evimin penceresinden tesadüfen Maçka’ya bakarken izlemiştim. Uzaktan seyrediyor, bir anlam veremiyordum. Ta ki köpeklerin o tarafa doğru saldırı şeklinde hücum etmesinden anlamıştım bir pusu ve baskın olduğunu! Köpekler silaha duyarlı olmalarından dolayı o tarafa hücum ediyorlardı. Ben ise bu olay karşısında hipnotize olmuş gibi öylece kalakalmıştım!

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum! Maçka halkı o tarafa doğru hücum etmiş, polislere yardıma geliyorlardı. Sivil araçlar korkmadan polislerin pusuya düştüğü araca yaklaşıyor, yaralıları alarak oradan uzaklaşıyordu. Birkaç araba film sahnelerinde olduğu gibi çatışma yerine giriyor ve aynı süratle olay yerinden çıkıyordu.

Ne yazık ki bu olayın sonunda sekiz karanfilin üçü kırmızıya dönüşmüştü! Diğer karanfillerin de kırmızıya dönüşmemesi için Maçka halkı elinden geleni yaparak yaralıları hastaneye taşımıştı. Onlarla gurur duyuyorum. Buradan isim vermek isterdim, ancak 'Maçka halkı!' demem yeterli olacaktır.

İçinizden 'Neden arabalar, ambulans yok muydu?' diye geçiren olabilir! Ben de sizin gibi düşündüğümde bana 'Zırhlı ambulans olmadığı için olaya ilk etapta ambulans müdahale edemedi!' diye cevap vermişlerdi.

Adını bilmediğimiz Maçka’nın sekiz karanfili... Şimdi adları ile hatırlatayım sizlere:

İbrahim Akın (Şehit) (Rüya gören polisimiz tam kuşun ısırdığı yerden vuruldu.)
Ramazan Donat (Şehit) (Söz kesmek için takım elbise alan polisimiz.)
Çağdaş Tamkoç (Şehit) (Evlilik hazırlığı yapan ve Ankara’ya tayin isteyen polisimiz.)
M A (El bombasının üstüne yatan polisimiz.)
R İ
M Y
M T
M Y

Şehitlerimizin ruhu şad, mekanları cennet olsun! Ailelerine Allah sabır ihsan eylesin! Gazilerimizin bundan sonraki hayatlarında ayakları taşa değmesin!

Biz Maçka halkı olarak sizi unutmayacağız! Ölüm yıldönümünüzde sizi anlamak için sabah 08.30'da olay yerinde olacağız! Sizin de orada olacağınızı biliyoruz! Size minnettarız; geç kaldığımız için umarım bizi affedersiniz!

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.