Mahalle baskısı ve Soros Vakfı

Açık Toplum Enstitüsü ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin ortaklaşa yaptığı “Türkiye’de Farklı Olmak-Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” araştırması, başta dinci kesimler olmak üzere değişik çevrelerden farklı tepkiler aldı.

Bilindiği gibi Açık Toplum Enstitüsü, Soros Vakfı’nın Türkiye’deki bir uzantısı. Başka fonlarla da besleniyor. Bahçeşehir Üniversitesi ise, Türkiye’nin küresel değerler, ABD ve AB çıkarları etrafında dönüştürülmesinde kullanılan en önemli eğitim kurumlarından biri.

Dünyadaki etkinlikleri ve amaçları artık herkesçe bilinen bu vakıf ya da sivil toplum örgütlerinin yaptığı araştırmalara kuşkuyla bakmamak mümkün değil. Bu sadece bilimsel-felsefi bir kuşkuculuk değil, politik ve ideolojik bir mesafeli duruş! Ülkemizde ve ülkemizin çevresinde-komşularımızda olup bitenler, bu mesafeli duruşu haklı çıkarabilecek örneklerle dolu.

 

ARAŞTIRMA SONUÇLARI

Araştırma şu ana başlıklarla özetlenmiş:

. AKP iktidarı, cemaatlerin güçlenmesi gibi etkilerle laikler yalnızlaştırıldı.

. Mahalle baskısından uzak bir yaşam alanı kurmak oldukça zor.

. Sünni-Türkler diğer kesimlerin taleplerine duyarsız.

. İslami kesimin şikâyetleri azaldı, laik kesimin şikâyetleri arttı.

. Artık, cuma namazına giden, başı açık olan eşlerin örtündüklerini, hacca-umreye gitmenin ya da iftar daveti vermenin ‘moda’ olduğu, oruçlu olunmasa bile oruçluymuş gibi davranıldığı yeni bir tip belirdi.

 

ILIMLIDAN RADİKAL İSLAMA

Peki ne oldu da AKP’yi iktidara taşıyan, sonuna kadar destek veren, Türkiye’de ılımlı İslam modelini yaşama geçirmek isteyen “efendiler”, birden bire rahatsız oldu. Düşman ilan ettikleri, tasfiye etmek için her türlü çaba ve aracı kullandıkları laiklerin, ezildiğini söyleyecek bir duruma geldi?

Aslında bu, AKP içindeki giderek derinleşen tartışmanın, henüz görünür hale gelmeyen kopuşun nerelere dayandığına işaret eden bir gösterge aynı zamanda. AKP içindeki tarikat savaşları, büyük sermaye ile iktidar arasındaki restleşme, dinci-ABD ve AB’ci liberallerle Erdoğan arasında yaşanan savaş, ve daha sayılabilecek birçok etken, AKP’yi 2002’de bir sivil darbe ile iktidara taşıyanların derin bir sorgulama içine girdiğini gösteriyor. ABD’nin bölgesel çıkarları ile hükümetin buna yaklaşımı da bu süreci hızlandıran etkenlerden biri.

Türkiye’yi ılımlı İslam modeline çevirmek isteyenler, şimdi, giderek değişen toplumun daha radikal bir çizgiye oturmasından korkuyor.

 

DÖNÜŞTÜRME PROGRAMI

Araştırmanın saptadığı sonuçların önemli bir kısmı zaten vardı.

Zaman zaman şiddeti değişmekle birlikte mahalle baskısı bu ülkenin bir gerçekliği. Ama artık büyük kentleri de etkisi altına almaya başladığını da atlamamak gerekir.

Türkiye’de politik, etnik, inançsal, kültürel azınlık olmak her zaman çok zordu. Bu devlet birey ilişkileri kadar, bireylerin, toplulukların, farklılıkların birbiri üzerindeki baskısından da kaynaklanıyordu. Ya da bunun kışkırtılmasından!

Ancak iktidarın uygulamalarıyla, dinci kesimin ya da bazı muhafazakarların kendilerini daha rahat, ancak laiklerin daha kötü hissetmeleri normal bir şey. Çünkü Türkiye’de sistematik bir dönüştürme programı uygulanıyor. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinden, dini esasları hukuksal bir zemin olarak algılayan, serbest piyasacı, mandacı bir siyasal yapıya dönüşüm!

 

BASKININ HEDEFİ KADIN

Kentler de dahil ülkenin her yanında muhafazakar, dini bir toplumsal baskı yaşanıyor. Kuşkusuz ki, kendini laik bir baskı altında hissedenler de olabilir. Ancak baskın politik ve toplumsal atmosfer hiç de azımsanamayacak dinci baskıyı gösteriyor.

Siyasi iktidar, bürokrasi ve yerel yönetimler tarafından da desteklenen bu baskı, ister istemez toplumdaki politik ayrışmayı arttırıyor.  Kendini azınlık hissedenlerin yalnızlaşmasına, hatta siyasal mücadelenin sertleşmesine yol açıyor.

Ülkede giderek daha dikkat çekici hale gelen ve aslında hep varolan baskının en somut görüntüleri kadın üzerinde yaşanıyor; örtünme baskısı.

Bir süredir özgürlük adına üniversitelere türbanla girmek isteyen genç kızlar, baskı ile örtünen milyonlarca kadının dramını örtüyor. Koca, erkek kardeş, baba, hatta anne, büyük aile, çevre, işyeri baskısından dolayı çok sayıda kadın kapanmak zorunda kalıyor.

Bu kadınların üzerlerindeki baskıya karşı direnme olanakları ise hemen hiç yok. Çünkü o zaman itelenme, daha büyük bir baskı, dışlanma ve benzeri birçok vahim olayla karşı karşıya kalma tehlikesi var.

 

TOPLUMCU LAİK ÇÖZÜM

Türkçe “günaydın”, “iyi sabahlar” ya da “iyi günler”in yerini büyük ölçüde “selamünaleyküm”ün aldığı bir ortamda, insanların kınanma, statü kaybı, dışlanma, baskı korkusuyla siyasal ve toplumsal rüzgara uyum sağlamaya çalıştığı çok açıkça görülebiliyor.

Bu ülkede, özellikle de Sünni çoğunluğun içinde Alevi olmanın ne büyük bir sabır gerektirdiği gizli değil. Türk kültüründen gelen “Kızılbaşlık” olgusunu, ahlaki birçok önyargı, yalan ve iftiralarla besleyerek bir baskıya, aşağılamaya, hatta şiddete dönüştürebilen bir çoğunluk kültürü hala yaşarlığını sürdürüyor.

Peki çözüm ne? Bütün kabahati laik uygulamalara bulup dini toplumsal ve kamusal yaşamın içine daha çok almak mı? Mevcut rüzgar bile bugünkü durumu yarattı. Bir de hukuksal ve toplumsal sistemin dönüştüğünü düşünün! Nasıl bir dinci faşizm olur acaba?

Çözüm elbet de laik bir yaklaşımla mümkün. Ancak ekonomik ve toplumsal adaletsizlikler çözülmeden, eşitlikçi bir ekonomik ve siyasal sistem kurulmadan sorunların çözüleceğini beklemek safdillik olur. Toplumcu bir yaklaşıma dayanmayan laikliğin baskıcı bir karakter taşıması kaçınılmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.