ŞİİR EKSPRESİ & MEHMET KUVVET YIL: 18 / SAYI: 873 MESEL 19


Zarfsız Mektup Meseli!                                              
Kendimizden uzak tutmak istediğimiz ölüm, en büyük çaresizliktir. Pişmanlık ise çare ya da çaresizlik değildir. İçimde yaşayıp paylaşamadıklarım dâhil, hayatta hiçbir şeyden pişmanlık duymadım.
Yüksekten, rüyadan bakıyorum hayata, içinde olunca çok büyütüyoruz bazı şeyleri. Sonrasında rüzgâr yasak bir mesel anlatıyor. Birlikte baktığımız deniz, mavi bir bulut gibi yükseliyor gökyüzüne ve gülümsemek yasak olan bu kente, son günlerde daha çok yağmur düşüyor. 
Hafızadan silinmeyecek, kırık dökük eşyalar ve onlara sinmiş bir yürek kokusu, derlenip toparlanıp gidiyor. Oysaki hatıra dediklerimizin bir yeri olmalı, silinmemeli belleğimizden!


İçinde kimsenin olmadığı bir boşluk mu yaratılsın silgiyle? 
Herkes söylediği sözü alıp giderse ne kalır geriye, nasıl yaşar insan? 
Gidenin ardında kalmak zaten bir vurgun değil mi? 


Olmam gereken yer uzaklaşıyor benden, adım atamıyorum. 


Sevgiyle dokunmuş bir hırka düşün, bir ucu sana ilişik, söküldükçe can yakan… Sonsuz bir sökülüş, sonu gelmez acıdan… Bu kent zaten terk edilmiş anılar mezarlığı… 


Bir söz bile yok olmazken, hatıralar nasıl kaybolur, unutulur? 
Nasıl kırılır kanatları insanın, yoksa kanat değil midir hatıralar? 
Kanatlar olmazsa uçmaya yüreği olur mu insanın? 


Kimsesizliği unutmuşken, ilmeği koparıp kanatları kırmak, karanlık kuyularda yaşamaya mahkûm eder insanın kocaman yüreğini.


Hayatımıza giren insanın sevgisi güçlü mü silgisinden? 
Çok şey vaat eder de, isteyebilir mi geçmişi silmemizi?
Başka nelerimizi sileceğiz hayatımızdan ve ne kadarına izin vereceğiz?
En önemlisi, geri dönüşler olacak mı yaşamımızda?
Hep suçluluk, günahkârlık duygularıyla küçüleceğiz mi hayatın karşısında?


Geçmişi olabildiğince unutup hiç hatırlamayarak mutlu olmak…


“Günahkâr” ve “temiz” kavramlarını ömür boyu kafamızda mı taşıyacağız? 
Kim günahkâr, günah ne? 
Kim temiz, temiz ne? 


Bir el yüreğe dokunduğunda köpürsün hülyalar…


Gözlerin ne söylediyse inandım, başköşesindeyken aşkın. Şimdi hevesin geçtiyse eğer, bir çocuk ölecek içinde. Adımın seni gülümsetmediğini hissettiğimde bir çınar devrilecek ve yeni dikilmiş bir söğüt dibine gitmiş olacağım.


…Zamanın tik takları pilin yaşamını sınarken
   Ahşap gülümseyişle hayatımdan geçtiniz
   İki yan ayna kırıkları kulaklar kirişte
   Sırt sırta verdi kalbimiz…


Ne güzeldik!
Her şey Nazım’ın şiirleriyle başlamıştı. Nazım’ın şiiriyle bitsin, isteniliyorsa eğer…

“Sevdiğin müddetçe 
ve sevebildiğin kadar 
sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe 
ve verebildiğin kadar gençsin…”


Gençliğini bıraktığın yüreğim, kalan ömrünü sunabilseydi sana, çiçek açardı tüm mevsimler. Oysa yakıp yıktın dizelerimdeki sözcüklerimi! Mavi bir ateş ormanı olan yüreğim, tükense de bir (g)iz kalır.
Yaşadığın kentin rüzgârına bırak saçlarını, çocukların uçurtmalarının yanına, üstsüz-başsız kalmış çocukların sızıları damlasın yarama… 
Sakın ağlama! 
Ağlarsan bütün kuşları vurulur ülkemin, bütün çocukları gözyaşlarında boğulur, içimde bir orman yanar, küllerime çarparak, çoğaltarak ayrılığı… 
Hadi Git! 
Sana en güzel mutluluklar yakışır, yaşa, gerisini düşünme. 


Ne günahlar barındırır en masum görünenimiz içinde kim bilir! 


Doğru bildiğin yolda, doğru insanla… Önündeki engelleri aşmana yardımcı olacağına inandığın biriyle devam et yaşamına. - insanoğlunun çiğ süt emdiğini unutma –  
Kendin emeklemeye çalışırken başkasını yürütmeye çalışma. Kimseye ne minnet borcun ne de sevgi borcun var unutma! Yüreğinden sevgiyi eksik etme.


Sana “kalbimin yaması” desem, acıya bulaşırsın… 
Git! 
Kırılıp dökülen dizelerim enkazım olsun… 


Mehmet KUVVET


Garsonun Ünlü Edebiyatçılarla Sınavı 


Garson: Efendim, sizleri burada görmek büyük mutluluk!
Cemal Süreya: Kim istemez ki mutlu olmayı? Ama mutsuzluğa da var mısın?
Garson: Anlamadım efendim?
Can Yücel: Geldiğin kadar değil, göründüğün kadar mutlusun ve sakın unutma; gittiğin kadar değil, hak ettiğin kadar unutulursun.
Garson: Anlıyorum efendim… Neyse, ne alırdınız?
Nilgün Marmara: Sen ne getirdin bana çocukluğundan?
Garson: Çocukluğumdan mı? Siz ne isterseniz mutfaktan onu getireceğim işte.
Edip Cansever: Bu aralar ellerim hep üşür benim. Doktor ‘kansızlık’ der, ben ‘sensizlik’ derim.
Nilgün Marmara: Üşümüşüm, düşlerimin üzeri açıktı.
Garson: Ekrem klimayı aç oradan, çattık ya!
Tomris Uyar: Bazen sessiz kalmak, kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.
Garson: Estağfurullah efendim, ne kırılması, bugün kötü bir gün sanırım benim için.
Yaşar Kemal: Gülümse karamsarları şaşırt, gülümse güller açsın yüzünde, gülümsemenle yayılsın ışık, dünyayı ısıtmasan da güneş gibi çevreni ısıt.
Garson: Ekrem klimayı kapat, gülümsüyorum…


NÂZIM HİKMET'E / ORHAN KEMAL


Sen,
“Promete’nin çığlıklarını
kaba kıyım tütün gibi pi…
Bursa cezaevinde Nâzım Hikmet, Orhan Kemal’le aynı koğuşta kalmaktadır. Koğuş masasının üzerinde Orhan Kemal’in (asıl adı” Mehmet Raşit Öğütçü”) bir roman başlangıcını görür. Okur. Ayağında takunyalar koşarak avluya çıkar Nâzım Hikmet. Orhan Kemal’e soluk soluğa sorar, “Siz mi yazdınız bunu?” Orhan Kemal çekinerek, “Evet” der. Nâzım Hikmet büyük bir coşkuyla, “Birader, neden bahsetmediniz bundan. Siz nesir adamısınız! Hikâye yaz, roman yaz!” diyerek o gün bir romancının doğuşunun müjdesini verir.


26 Eylül 1943 Pazar sabahı Orhan Kemal’in cezası biter, hapishaneden ayrılır. Ayrılmadan birkaç gün önce Nâzım Hikmet’e bir şiir yazar, ona okur ve bu şiir Nâzım Hikmet’i ağlatır…
Sen
“Promete’nin çığlıklarını
kaba kıyım tütün gibi piposuna dolduran adam”,
sen benim mavi gözlü arkadaşım;
kabil değil unutmam seni.


26 Eylül 1943
Seni yapayalnız bırakıp hapishanede,
bir üçüncü mevki kompartımanda pupa yelken
koşacağım memlekete.
Ve tren
bir güvercin gibi çırpınarak istasyona girecek,
gözü yaşlı bir genç kadına
beş senenin ardından
kocasını getirecek.


O dem ki boş verip istasyon halkına,
yanaklarından öperken sevgilimi,
sen neşeli mavi gözlerinle bakacaksın
içimden bana.


O dem ki yürekten her şey atılacak,
ekmek, kin, hasret,
fakat Nâzım Hikmet,
sen şu kadar kilometre uzakta kalmana rağmen
aydınlık yüreğimin duvarına dayayıp sarı saçlı başını,
batan bir yaz güneşi hüznüyle ağlatacaksın arkadaşını.


Günler geçecek,
ekmek derdi çökecek omuzlarıma.
Fabrika, makinalar, tezgâhım…
Sana şekerkamışı, portakal yollayacağım.
Karım yün çorap örecek.
Her hafta mektup yazacağız.
-Askere almazlarsa eğer.-


Unutabilir miyim seni?
Tahtakurusu ayıkladığımız hapishane gecelerini
ve radyoda şark cephesinden haber beklediğimiz
müthiş anların küfrünü!
-Radyonun yanındaki duvara
kurşunkalemiyle abus insan yüzleri çizmiştin.-


Unutabilir miyim seni?
Hâlâ beton malta boylarında duyuyorum
takunyalarının sesini!


Unutabilir miyim seni hiç?
Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim,
hikâye, şiir yazmayı
ve erkekçe kavga etmeyi senden!
Orhan Kemal, Nâzım Hikmet’e .


Canım Öğretmenim


Güler yüzlü öğretmenim,
Bir tanesin canım öğretmenim.
Masallar, hikayeler, bilmeceler 
Anlatırsın neler neler öğretmenim.


Kalem tutmayı, kapıyı çalmayı,
Bilmezken okumayı, yazmayı
Bir baktım sular, seller gibi okuyorum.
Her şeyi yazmayı öğrettin öğretmenim.


Çalışmayı, ödev yapmayı
Her zaman el ele vermeyi,
Birlik ve dayanışmayı
Sen öğrettin öğretmenim.


Yalansız, doğru sözlü olmayı,
Eşyalarımızı paylaşmayı,
Daima birlikte oynamayı
 Sen öğrettin öğretmenim.
             Reyyan ZEREN
  Yarbay R. Cesur İlkokulu/Kocaeli 


Öğretmenim


Fikir ve ilmi bize,
Öğretti canım benim.
Atatürk’tür elbet ki,
Dostlar baş öğretmenim.


Cumhuriyeti kurdu,
Emanet etti bize.
Koruyun ve kollayın,
Dediniz hepimize.


Okumayı bilmezdik,
Siz öğrettiniz bize.
Yazı yazma bilmezdik.
Minnet borçluyuz size.


Sevgili öğretmenim,
Gününüz aydın olsun.
Yirmi dört kasım günü,
Kutlu ve mutlu olsun.


Günler gelse geriye,
Hani o günler olsa.
Okulun salonunda,
Sesiniz yankılansa.


Dostluk ile şefkati
Siz öğrettiniz bize.
Ne olur öğretmenim,
Gelsek yine göz göze.


Nerede kalmış günler,
O eski dostluğumuz.
Bir daha geri gelse,
Dostlar çocukluğumuz.


Hanidir arkadaşlar,
Nerede öğretmenler.
Yazılı olacağız,
Sınıflar bizi bekler.


Aramızdan ayrılan,
Sevgili arkadaşlar.
Sizleri unutmayız,
Gözlerden gelir yaşlar.


Aradan yıllar geçer,
Çoğu olur ey gidi.
Eski aylar ve yıllar,
Dostlar O ne idi ne idi.


Sevgili öğretmenim,
Hasretiz sesinize.
Yanımdaki bu güller,
Hediyem olsun size.


Öğrenci arkadaşlar,
Dolsun gözünüz dolsun,
Yaşayanlara sıhhat,
Ölene rahmet olsun.


Arada bir eylerim,
Canlarım iki kelam.
Tonya'dan Trabzon'dan.
Kucak dolusu selam.


Mevlüt SAĞLAM

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Kuvvet


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kuzey Ekspres Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kuzey Ekspres hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kuzey Ekspres editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kuzey Ekspres değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Trabzonspor'da bu sezon sergilenen kötü performansının sebebi kim?
Tüm anketler