Şiir Ekspresi Yıl;18 Sayı;886 Kısa Öyküler - 10

Muhtarın Unutkanlığı
Zilin çalmasıyla dış kapıyı gören mutfak camına çıktı. Zili çalan arkadaşlarımdan biri “Teyze, Mehmet orada mı? Sinemaya gidecektik hep birlikte.” dediğinde, “Burada Mehmet diye biri yok yavrum.” diyerek camı kapadı. Kendimi hemen kapıya atıp arkadaşlarla birlikte uzaklaşmaya başladığımda ardımızdan “Saliiim!” diye sesleniyordu annem.
Almanya ‘da çalışmakta olan babam yıllık izinlerinden birinde nüfusa kaydettirmesi için muhtarın eline tutuşturduğu kâğıtta “Kız: Havva, Erkek: Salim” diye yazıyordu. Havva, büyükannesinin adı ablama konulacak; Salim, annemin muhacirlikte kaybolan ve geri dönmeyen dayısının adı bana konulacak isimdi. 
Okula başladığımda bildim nüfusta adımın Mehmet olduğunu. Muhtarımız nüfus müdürlüğüne kaydımızı yaptırmak için giderken babamın eline tutuşturduğu kâğıdı kaybetmişti. Havva’yı anımsadı, Salim’i unutunca büyük dedemin adıyla kaydettirmiş beni nüfusa. Sinema dönüşü öğrendi adımın Mehmet olduğunu annem ve gözleri nemlendi, göremediği dayısını düşünürken… 
Adım Mehmet Salim K. olsun annem…
Mehmet KUVVET


DELİLİĞE ÖVGÜ & Desiderıus ERASMUS
Yazar, 1508 yılında yazdığı bu kitapla 1936 da ölse de ölümsüzleşmiştir. Birçok dile çevrilerek 5 asırdır okunmaya devam etmektedir.
Erasmus’un deliliği yani ‘’Stultite’sı bir tanrıçadır. Lütfuna ereni derin kuyuların karanlığından güneş ışığına çıkarıp zevklere boğan bir tanrıçadır. Bilgelik tanrıçasının zıddıdır.
Deliliğin içine gizlediği gerçek deliliği yani bilgeliği de övmektedir. Filozofları, din adamlarını para hırsı olmakla eleştirmektedir. Çağ’ın kilisesine ve kilise mensuplarına acımasız eleştirileri haklı olarak yapmıştır. ‘’İnsanlara izin verilen eğlenceleri, yazanlara yasak etmek haksızlık değil midir.’’
Eser hakkında hüküm vermek halka düşer, fakat özsaygım gözlerimi bürümüyorsa, deliliğe övgü deli eseri değildir.
‘’İki taraf için yararlı olmaktan ziyade zararlı olan kavgalara girişmekten daha delice ne vardır?
Sokrates’in çocukları babalarına değil annelerine çekmiştir. Yani Sokrates bilge çocukları …
Arılardan daha mutlu, hayranlığımıza daha layık bir varlık var mı? Her ne kadar insan gibi beş duyuya sahip değilseler de onların mimarisi sizinkine sonsuz derecede üstün değil mi? Sizin Filozofların tasarladıklarından bin defa daha üstündür.
Büyük krallar delilerle yaşamaktan haz duyarlar. Deliler onları eğlendirir. Hz. Süleyman ‘’Ben insanların en delisiyim demiştir.
Din bilimcilerinden söz etmek istemezdim. Bunlar kanıtları üzerime dolu gibi yağdırarak beni tövbe etmeye zorlamak isterler. Reddedersem herkese beni ‘sapık’ diye ihbar edebilirler diyor. Dünya sahte din adamı müsveddeleriyle dolu, keselerini doldurmak için yapmayacakları kötülük yoktur. Onlar sanki bilge ben deli.
‘’ Uydurma dindarlığının bütün görüşlerini taklit ederek iyiliklerini saklamakla gösterdikleri nankörlük kadar – kötülük gösteren şu oyuncular sürüsünü bir tarafa bırakalım’’ Tevrat’ta delilerin sayısı sonsuzdur’’ diyor. Bilgelerimiz ne kadar fazlaysa halimiz o kadar fenadır. Her şeyi hatırlayan dinleyicilerden nefret ederim’’ diyor.   
Elveda, Deliliğin yüksek ve aziz dostları, beni alkışlayınız. Size sağlık ve güzel eğlenceler diliyorum.
                                                              Mustafa GÜMÜŞTAŞ
                                                              Satır Arası Kitap Kulübü


Doğayı Katleden Çocuk! 
Yıl 1956 öykü kahramanımız Rize’de doğar. 
Eğitim hayatına Ortaokul 1. Sınıftan sonra Trabzon’da devam eder.
Annesi evde dikiş makinesi ile aile bütçesine katkı sunmak için dikiş dikmektedir. Çok istese de şartlar okuması için uygun olmamıştır. Bu yüzden çocuklarının hayallerinin gerçekleşmesini arzulamaktadır. Öykü kahramanımız olan oğlu resme meraklıdır. Henüz okul çağı gelmediği için resim yapmaya ayıracağı bolca vakti vardı. Eline geçirdiği beyaz kâğıtları hiçbir boşluk bırakmadan boyuyor, gündüz yetmiyormuş gibi rüyalarını da resim yapma hevesi dolduruyordu.
Babası ise resim yapmasına olumsuz bakmaktadır. Her iş dönüşü babasının yanına koştuğunda babası, resimlere şöyle bir göz atılıyor ama bu bakışın sonu rakamlar ve hesaplamalarla dolu bir sürü soru ile bitiyordu. Kahramanımız, sorular karşısında sıkılsa da ilgisiz kalmıyor, kıvrak zekâsı ile verdiği yanıtlarla çoğu zaman babasını şaşırtıyordu.
Böyle durumlarda babası her defasında annesine dönüp:
       “Aferin oğluma, matematikçi olacak göreceksin.” dediğinde annesi; önce oğlunun gözlerine, sonra evin duvarına birlikte astıkları resimlere bakıp makinenin ayağını çevirirken dalıp gidiyordu. 
       Çocuk ise “Baba, ben resim yapmayı daha çok seviyorum. Resim öğretmeni ve ressam olacağım.” cümlesini hep içinden sessizce söylüyordu. Babası üzülsün istemiyordu. 
       Babasına, “Baba yarın gelirken boya kalemi getirir misin bana?” diyerek kendince mesaj vermeye çalışıyordu. 
Bir gün babası, “Oğlum, hazırlan. Okullu olmanın zamanı geldi.” diye seslendi. 
       Babasıyla okula ulaştıklarında koridordaki panolara asılı resimleri gören çocuk kendinden geçer. Bir an tüm panolarda yalnızca kendi yaptığı resimlerin asılı olduğunu hayal eder. 
Kayıt işlemleri biter, okul yaşantısı başlar. 
Aradan birkaç hafta geçer, okul müdürü babasını çağırır. Babası okula giderken, oğlunun resim tutkusu yüzünden derslerinden geri kalmış olabileceğini düşünür. Fakat okul müdürü ile yaptığı görüşmeden mutlu ayrılır. Çünkü kendisine oğlunun zekâ düzeyinin oldukça iyi olduğu söylenmiştir. Eğer uygun görülürse bir üst sınıfa alma düşünceleri iletilir.
       Öykü kahramanımız bir üst sınıftadır. Yeni sınıfındaki arkadaşlarıyla tanışıp uyum sağlamaya çalışırken bir gün öğretmenleri, “Çocuklar, hepiniz hafta sonunda evinizin ortamını resmedip getirin. Güzel olanları panoya asacağım ona göre.” dedi. 
           Kahramanımızın gözleri parlar. Daha eve gitmeden yapacağı resmi beyninde tasarlamaya başlar. Hafta sonu sabahın erken saatlerinden akşam saatlerine kadar bahçe masasında oturup resmini tamamlar. 
Hafta başında resimler öğretmene teslim edilir. Bir gün sonrasını iple çeker. Okula gittiğinde soluğu koridordaki resim panolarının önünde alır. Panodan panoya koşar durur. Ama tüm arkadaşlarının yapmış olduğu resimler var, kendi resmi yoktur. Heyecanla öğretmeninin yanına koşar.
“Öğretmenim benim yaptığım resmi asmayı unuttunuz galiba.” der. Öğretmeni, “Hayır! Unutmadım. Asmadım. Çünkü sen doğayı katletmişsin.” der.
Kahramanımız, akşam eve gittiğinde annesinin meraklı bakışları altında duvarda asılı tüm resimleri indirir. Gözleri nemlidir. Artık okula gitmek, resim yapmak, resim öğretmeni olmak istemez ve artık bundan sonra boya kalemleri tükenmez olur. 
Babası her ne kadar oğlunun resim yapmasından hoşnut değilse de öğretmenin bu tutumunu beğenmemiştir. Ertesi gün elinde oğlunun yaptığı resim ile beraber öğretmenin karşısındadır. Resmi masanın üzerine koyduktan sonra öğretmene dönerek kızgın bir ses tonuyla,
       “Öğretmenim, işte bu evimiz, bu bahçedeki ağacımız, bu masamız, bu da köpeğimiz. Nasıl katletmiş doğayı oğlum, söyler misiniz?” der. Öğretmen resme doğru eğilerek,
       “Görmüyor musunuz beyefendi?  Kâğıdın sağında ve solunda iki tane güneş var. Olmaz, doğaya aykırı bu.” der. Olup biteni izlemekte olan çocuk,
“Ama öğretmenim! Bahçemizde resmi yapmaya başladığımda sabahtı. Güneş yeni doğuyordu, onu çizdim. Sonra akşam olmuştu. Güneş batıyordu, onu da çizdim. Ben doğayı katletmedim.” diyerek gözleri yaşlı bir şekilde koşarak odadan ayrıldı.
Bu öykü kahramanımız, öğrencilerin yetenekleri doğrultusunda mesleki seçimlerini önemseyen, Eğitimci ve Jeoloji Mühendisi KENAN BIYIK.


Kenan Bıyık’ın Rize’deki okulundan ayrılıp eğitimine Trabzon’da devam etmesinin bir diğer sebebi şudur.
Ortaokul 1. Sınıftadır. Babası Yaşar Bey, Okul Aile Birliği Başkanı, kendisi ise sınıf başkanıdır. Din kültürü öğretmeni okullarına sürgün gelmiştir. Tüm öğrencilere numara sırasına göre sıraların üzerinde namaz kıldırıp not vermektedir. 
Sınıf başkanı olan Kenan Bıyık, sıranın üzerinde namaz kılmayı kendine yediremez. Seccadede kılmanın uygun olacağını düşünür ve arkadaşlarıyla sıranın üzerinde namaz kılmayacağı konusunda iddialaşırlar.   Sıra kendisine geldiği hafta okula gitmez. İkinci hafta da aynı şeyi yapar. 3. Hafta “Artık unutulmuşumdur.” diye düşünen Kenan Bıyık, okula gider. Ama öğretmeni elinde not defteriyle kendisini sıranın üzerine davet ettiğinde sınıfı terk eder ve Din Kültürü dersinden kalır. 
Bu olaylardan sonra eğitim hayatına Trabzon Karma Ortaokulu’nda devam eder. Trabzon Lisesi, KTÜ Jeoloji Mühendisliğini bitirir. Gazi Üniversitesi’nde pedagoji eğitimi aldıktan sonra uzun yıllar Trabzon’da Yılmaz Dershanesinde Kurucu ve yöneticisi olarak çalışır. Siyasi kimliği ile de tanıdığımız Kenan Bıyık’a sevgilerimizi iletiyoruz. 
Mehmet KUVVET
(Trabzon’dan Öyküsel Portreler 2 Dosyasından)


Ömür Sermayesi


Sabahı belirsiz bir ömür için
Ne bu telaş ne bu figan ey gönül
Bugün ölsek yarın iki gün derler
Üçten sonra adın olur şey gönül


Ömür sermayedir harcama boşa
O ki yaşanacak kendine yaşa
Kaderinle kaldığında baş başa
Ararsın bulunmaz bir can hey gönül


Satarsan sağlığın çok olur paran
Hepsini versen de ey’olmaz yaran
Musalla taşına gelince sıran
Sormuyorlar ağa ya da bey gönül


Bel bükülüp baş yastığa gelince
Hesaplar görülür inceden ince
Bir faydası olmaz keşke deyince
Çalarsın dizinde leylim ley gönül


Aklına gelince geçen o dünler
Dökülür dudaktan hey gidi günler
Hışır ah vah çeker Osman da dinler
Ömür böyle biter peyderpey gönül


Osman Nebioğlu

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Kuvvet


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kuzey Ekspres Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kuzey Ekspres hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kuzey Ekspres editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kuzey Ekspres değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Trabzonspor'da bu sezon sergilenen kötü performansının sebebi kim?
Tüm anketler