Elmasın geliri eğitim ve sağlığa gitti

Botsvana hükümetleri, elmas madenlerinden elde ettiği gelirin büyük kısmını eğitim, sağlık ve diğer altyapısal kalemlere harcayarak sürdürülebilir kalkınma odaklı bir politika takip etmişti. Toplam ihracatın yüzde 80’ini teşkil eder hale gelen elmas gelirleri sayesinde Botsvana, 1965-1995 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 7,7’lik bir büyüme oranı yakalayarak dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmuştu. Böylece en fakir ülkeler grubundan üst-orta gelir ülkeler sınıfına terfi eden Botsvana, 1995’te dış yardım alan ülkeler listesinden çıkarak Uluslararası Para Fonu’nu (IMF) finanse eden bir ülkeye dönüşmüştü.

BAĞIMLILIĞI AZALTTILAR

Bu sırada Namibya’nın Walvis Körfezi’ni Mozambik’in Maputo Limanı’na bağlamak amacıyla 1990 yılında yapımına başlanan ve 1998’de tamamlanan Trans-Kalahari karayolu, Botsvana ekonomisi için Hint Okyanusu’na açılan alternatif bir güzergâh sağlamış ve uluslararası pazarlara erişim konusunda Güney Afrika’ya bağımlılığın azaltılmasında önemli rol oynamıştı. Ekonomik alanda 1990’ların sonunda dünya genelinde yaşanan resesyon bütün Afrika ülkelerini olumsuz etkilemekle birlikte Botsvana yavaş da olsa büyümeyi sürdürmüş ve gayri safi yurtiçi hâsıla (GSYH) bazında bakıldığında 1966-2006 arasında yıllık ortalama yüzde 9’un üzerinde büyüme kaydetmişti.

Elmasın geliri eğitim ve sağlığa gitti

MİLLİ GELİRİN DENGELİ

Bununla birlikte, bir ülkenin millî gelirindeki artışın yüksek olması, tek başına o ülkeyi gelişmiş bir ülke yapmak için yeterli görülmemekte. Gelişmiş bir ülkede, ekonomik büyümenin yanında, millî gelirin dengeli dağılımı, bölgelerin dengeli gelişimi, sağlık ve eğitim gibi hizmetlerin herkese tatmin edici derecede sunulması, bilgi ve iletişim teknolojisinin yaygınlaştırılması, sosyal ve kültürel alt yapının iyileştirilmesi ve insan haklarının geliştirilmesi gibi siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmelerin de sağlanması gerekmekte. Bu anlamda Botsvana’daki sosyo-politik ve ekonomik kurumlarda modern anlamda bir yapısal değişimin söz konusu olmadığı, ayrıca ülkede kaynak ve gelir eşitsizliğinin devam ettiği görülmekte. Bu sebeple Botsvana’nın henüz pre-modern bir büyüme evresinde olduğu ifade edilebilir.

YARI DEMOKRATİK

En az Botsvana kadar zengin yer altı kaynakları olmasına rağmen birçok Afrika ülkesi siyasî istikrarsızlık ve ekonomik çöküntü içindeyken Botsvana’nın Afrika kontekstinde istisnaî bir gelişme göstermesinin çeşitli tarihî, siyasî ve iktisadî faktörlerin bir araya gelmesiyle ilgili olduğu anlatılır. Birincisi, etnik anlamda büyük oranda homojen olan Botsvana, pre-kolonyal dönemde de yarı-demokratik bir devlet kültürüne sahipti. Tsvana kabile devletlerinin yöneticileri (kgosi) saygın kişiler konumundaydı.

Elmasın geliri eğitim ve sağlığa gitti

KGOSİLER KARAR VERİR

Kgosiler, bir arazinin avlanmak için mi, ekip biçmek için mi yoksa ikamet için mi kullanılacağına karar verirler, daha da önemlisi kabile içinde veya diğer kabilelerle yaşanan çatışmaları çözerlerdi. Bununla birlikte kgosiler insanların üstünde değil, onlarla eşit mevkide idiler. Kgosi ile tebaası arasında eşitliği sağlayan en önemli kurum kgotla idi. Kgotlalar, siyasî tartışmaların yapıldığı forumlar gibiydi. Buralarda diğer Afrika halklarındakilere nispeten daha demokratik bir ortam mevcuttu. Kadınlar ve ast kabul edilen halklar (örneğin Sanlar) hariç tutulmakla birlikte kgotlaya katılan her yetişkin erkek, kgosiyi eleştirebilme ya da ona tavsiyelerde bulunma imkânına sahipti.

SİYASİ ETKİNLİKLERİ SINIRLANDIRILDI

Bağımsızlık öncesinde kgosilerin siyasî etkinliği sınırlandırılıp merkezî/bürokratik bir devlet idaresinin yerleşmesine zemin hazırlanmış fakat geleneksel toplum nezdinde meşruiyet kazanmak adına kgotla gibi sosyo-politik kurumlar muhafaza edilmişti. Kgotlalar, hükümet politikalarının ve projelerinin halka anlatıldığı, başka bir ifadeyle kamuoyu yoklamasının yapıldığı platformlar olarak kullanılagelmişti. Ayrıca, bağımsızlık sonrasında Westminster modeli parlamenter sistemi tercih eden Botsvana Cumhuriyeti, sekiz Tsvana kabilesini temsil eden bir danışma meclisi (House of Chiefs) oluşturmuş ve Roma-Hollanda hukuku ile geleneksel kabile hukukunu mezceden bir hukuk sistemi benimsemişti. Netice olarak Botsvana’da geleneksel kurumlarla modern/Batılı kurumların bir arada bulundurulması siyasî elitlerin meşruiyet temellerini güçlendiren pragmatik bir yaklaşım olmuştu. İkincisi, sömürgecilik yarışının hızlandığı dönemde Hıristiyanlığı ve İngiliz himayesini kabul eden Tsvana kabileleri, böylelikle hem Boer ve Alman tehditlerinden hem de komşu halkların saldırılarından korunmuşlardı. Botsvana, aynı şekilde İngiltere’ye karşı anti-emperyalist bir direniş olmadan bağımsızlığını elde etmiş, dolayısıyla birçok Afrika ülkesinde olduğu gibi yıpratıcı bir savaş tecrübesi yaşamamıştı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Kazancı


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kuzey Ekspres Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kuzey Ekspres hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kuzey Ekspres editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kuzey Ekspres değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Trabzonspor'da bu sezon sergilenen kötü performansının sebebi kim?