Çağımızın hastalığı: Üretimsiz tüketim

Tiyatro, hayatın ta kendisidir.

Malzemesi insan, konusu yaşamdır. Yaşantıyla beslenir.

Kimi zaman düşündürür, kimi zaman güldürür, bazen ağlatır, bazen ironi yapar bazen de insan psikolojisinin derinlerine inerek dile getirmekten korktuklarını sana gösterir.

Hem de canlı kanlı, ve de tekrarsız…

Sahnede bir ya da birkaç insan daha önce yazılmış replikleri gözünüzün içerisine bakarak söylüyor ve nasıl oluyor da o karakterler bir anda sanki hayattaki insanları akla getirebiliyor?

Aşık olur karakter; bazen kıskanır, korkar, umut eder...

Peki biz? İç dünyamız ortaya çıkar duygularımız hareketlenir…

Tiyatro sadece sanatsal bir etkinlik değildir efendiler, aynı zamanda insanın kendini keşfetme ve anlama sürecinde kritik bir rol oynayan canlı kanlı gösteridir.

Tüketmek için üretmenin önemini anlatan en önemli yapı taşıdır tiyatro.

 

Çağımızın hastalığı: Üretimsiz tüketim

Hayatla olan ilişkiyi anlatır dedim ya;

Puntilla Ağa ve Uşağı Matti mesela…

Puntilla Ağa'nın ukalalığı ile Uşağı Matti'nin gerçekliği arasındaki çatışma, hayatın ta kendisini anlatır. Patron-işçi ilişkisidir bu. Bazen Matti gibi çekip gitmek gerek…

Tanıdık geldi mi?

 

Çağımızın hastalığı: Üretimsiz tüketim

Buldum.Sevdim.Kaybettim isimli Kazak oyununda, sevgi dilinin ortak olduğunu gördük.

Aşkın; aramaya değer olduğunu gördük, tesadüf diye bir şeyin olmadığını fark ettik.

İnsanın sevdiği zaman nasıl mutlu olduğunu gördük. Terkedildiğinde yaşanan acıyı…

Yeri geldi heyecanlandırdı, yer geldi güldürdü yeri geldi gözyaşını göz çeperine doldurdu.

İnsanın gülerken gençleştiğini; 10 dakikalık ağlamada bile nasıl yaşlanabildiğini gördük.

İnsan aşık olduğunda karnında uçuşan kelebeklerden midir bilinmez, ne kadar hareketliyse duygusunun bittiğinde nasıl yavaşladığını gördük.

Her mutluluğun bir gün bitebileceğini, aşkın da sahte olabileceğini gördük.

Tanıdık geldi mi?

Aslında sürprizleri sevdiğimizi de fark ettik.

Hayatta beklenmedik durumların yaşanmasına şans derlermiş. Kazak oyuncularının Sezen Aksu’nun şarkılarını hep birlikte söylediği anlarda salondaki alkış ritminin nasıl değiştiğini, sürprizle gelen şaşkınlığın nasıl mutluluğa dönüştüğünü gördük.

Kazak oyuncularından bir şeyi daha gördük aslında.

Vermiş oldukları mini konser; karşındaki insanın mutlu edebilmek için mücadele edilmesi gerektiğini gördük.

Seven gitmez, seven mutlu etmek için çaba gösterir, seven merhametli olur, seven anlayışla karşılar…

Sevmeyen arkasına bakmaz, çaba göstermez, manipüle eder, kırıcıdır, anlayışsızdır. Bu kadar basit.

Tanıdık geldi mi?

Sonra yüzleştik.

Adalet arayışında ip kaçarsa, hayvani bir duygunun ortaya çıktığını gördük.

Sakin kalamayanın kolay manipüle edildiğini gördük.

Bir insanın nasıl tuzağa çekilebildiğini gördük.

Can korkusu anından insanın yalan söylemesinin nelere kadir olduğunu gördük.

Kim olursan ol, karşısındaki insanı aptal yerine koymanın ne büyük bir hata olduğunu gördük. Sinirliyken nasıl kafa karışıklığının yaşandığını gördük.

Adaletin hiçbir zaman kayıtsız kalmadığını ve elbet bir gün kapıyı çaldığını gördük.

Tanıdık geldi mi?

Sonra bir başyapıt ki cidden başyapıt…

Hamlet’i gördük.

İçinde kopan fırtınaların dışarıya nasıl yansıdığını gördük.

İhaneti de, aşkı da, intikamı da, ölümü de gördük.

İntikam duygusunun nelere sebep verdiğini gördük.

Bir insana bağlanmanın ne kadar kötü olduğunu gördük.

Hele hele umut verildiğinde insan aklını da yitirebilirmiş onu gördük.

Umudun aslında kötü bir şey olduğunu anladık.

Tanıdık geldi mi?

Sonra Lena’nın Leyla oluşuna şahit olduk.

Farklı kültüre geçişte yaşanan zorlukları gördük.

Hayallerin ve hayatın her zaman aynı perspektifte gitmediğini gördük. Hele hele oyunculuk karşısında yanımdaki kadınların ağlama hıçkırıklarını unutmayacağım.

Bir bedenin içerisinde kaç ruhun olabileceği konusunda bir fikriniz var mı?

Bu oyunu izleseydiniz olabilirdi…

Başkaldırıp dışlanmak mı, yoksa boyun eğip dayanabilmek mi?

İkisini de tecrübe etmiş ama aklına mukayyet olamamış Lana’yı kıskansa da oğulları için Leyla’dan kopamayan bir kadının hayatının gördük.

Tanıdık geldi mi?

 

Çağımızın hastalığı: Üretimsiz tüketim

‘Kadınlar insandır erkekler insanoğludur’ sözünü, feminist yaklaşımla söyleyecek kadar çapsız bir argüman karşısında; ben de insanım diyen bir kadının çığlıklarıyla inledi Hüseyin Kazaz…

Hüseyin Kazaz eskiden hapishaneydi. O duvarlar çok çığlık duymuştur ama ilk defa Leyla’nın çığlıkları karşısında bu kadar sessiz kalmıştır.

 

Sonra bir Yunan oyunu…

Oidipus Rex…

Oidipus’tan da öğrendik. Her kibir, kendi sancısını doğururmuş. Hele o kibirli olan bir de güç sahibiyse nasıl körlüğe adım attığını gördük.

Biraz açgözlülük ve biraz da kibrin olduğu bir ekmeğin nasıl da zehir etkisi yaptığını gördük.

Tanıdık geldi mi?

 

Çağımızın hastalığı: Üretimsiz tüketim

Oyunların sahnelenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederim. 

**

Son dönemlerde Trabzon çok sıkıcı gibi söylemler karşısında da bir kaç kelam etmeden olmaz.
Seven bir şekilde seviyor.

-Aktiviteler yetersizmiş. Sıkıcıymış.
Hemen hemen her gün aktivite var. Sen gitmiyorsun…

-Kültürel çeşitliliğin, sosyal etkileşim alanlarının azlığı... Sıkıcıymış.
Demek ki sen konuşmuyorsun ya da farklı amaçla iletişime geçmek istiyorsun. Ya da insanların seninle konuşmasını bekliyorsun.

-Trabzon’da yeşil alan yokmıuş! Sıkıcıymış.
Evet, merkezde yeşil alan sorunu var. Ama arabanın olmasına da gerek yok. 10 dakika dolmuş yolculuğu bile seni alabildiğince yeşil deryasına ulaştırabilir.

-Trabzon insanı sinirli, Trabzon çok yağmurlu, Trabzon’da müzik yok…

Fark ettim de insanlar, çaba göstermeden eğlendirilmek ister olmuş.

Hadi size bir güzellik yapayım.

Can sıkıntısına bire bir iyi gelecek bir panzehir… Hem de onaylı.

Tükettiğinden fazla üretirsen canın sıkılmaz bu kadar basit.

Konu tüketimde değildir… Her an her şeyi tüketiyoruz zaten.

Asıl mesele üretimdedir efendiler.

Üretimsiz, tüketim enflasyona neden olur. Hem cebinize hem de benliğinize zarar verir ki değil Trabzon; İstanbul’un trafiğinden kalabalığından, Muğla’nın hareketliliğinden, Ankara’nın griliğinden, İzmir’in kokusundan da sıkılırsınız…

Yani konu şehrin sıkıcılığı değil biraz vizyon, biraz da imkan meselesi…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Osman Yürük - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kuzey Ekspres Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kuzey Ekspres hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kuzey Ekspres editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kuzey Ekspres değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Trabzonspor'da bu sezon sergilenen kötü performansının sebebi kim?