Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

Malazgirt sonrası tehlikeli bölgeler

Son bölümden: Kürtler inat etmişlerdi ve ayrılmak istiyorlardı.

Nihayetinde tüm olanaklarımızı kullandıktan sonra yakındaki bir köyde oturan Şeyhin (Aşiret reisi) bizi tehlikeli bölgeden geçirmesi şartıyla ayrılmaktan vaz geçeceklerini söylediler. Başka da çaremiz kalmamıştı.

Murat Suyunun kenarından ayrılarak Kartevin Dağının yamaçlarını tırmanarak Şeyhin olduğu köye gitmeye karar verdik. Engebeli, bataklık ırmakların arasından bir saatten fazla yürüdükten sonra Hacı Buddi(?) köyüne geldik ve sorduğumuz köylüler Şeyhin evinde olduğunu söylediler; bu iyi bir haberdi.

Kuzeydoğu yönünde yarım saat daha devam ettikten sonra, güneş Lale Dağlarının arkasından batarken bugünkü yürüyüşümüzün hedefi olan Hacı Yusuf köyüne varmıştık. Birkaç evlerden oluşan bu küçük köyde sadece Aşiret reisi Şeyhin ailesi ve hizmetçileri yaşamaktaydı. Tehlikeli bir bölgede Kürtler tarafından ilk defa iyi karşılanmamız içimizdeki korkuları azaltmış olsa da, tamamen yok olması için yeterli değildi.

***

Erzurum'dan beri bize refakat eden koruma görevlisinin sessizliğe bürünmesi de, içinde bulunduğumuz tehlikenin varlığına işaret ediyordu. Daha önce Karaçoban'da görevli iken yörenin güvenliğine büyük katkısı olduğunu ve buraya da atandığı sırada çatıştığı Aşiret reisini kendi elleriyle öldürdüğü için görünmek ve duyulmak istemiyor, varlığının bizi daha da tehlikeli duruma düşüreceğini söylüyordu. Öldürdüğü kişinin akrabasını Malazgirt'te gördüğünü, gördüğü kişinin kan davası güttüğünü ve onun için saklı kalmayı tercih ettiğini de anlatan koruma görevlimiz, bize refakat edemeyeceğini söyleyerek ayrılacağını söyledi.

Şeyh unvanını taşıyan Aşiret reisi bizi ağırlamak için elinden geleni yapmaya çalışıyor olması da bizi rahatlatmamıştı ve bütün gece silahlarımızı hazır tutarak teyakkuz içinde kalmak zorundaydık. Yörenin Kürtleri Muş Kürtleri kadar güçlü ve yakışıklı değillerdi ama fizyolojik olarak doğunun güzelleri arasında oldukları kesindir. Hatta insan bunun etkisinde kalarak bu insanların genelde soyguncu olduklarını unutmak hatasına dahi düşebilir. Belirgin yüz hatları ve gri uzunca gözleriyle, daha serbest ve kapalı olmayan kadınları ise Murat Vadisinin aşağılarındaki hemcinslerinden daha zarif görünüme sahiptiler.

Burada selamlaşmak şekli de Türkiye’nin diğer bölgelerinden farklı olduğu görülüyor. Meclise gelen, ziyaret etmek istediği kişiye yaklaşır ve eğer daha yüksek, daha güçlü ise, sol kolunu diğerinin sağ omzuna koyar; aynı zamanda dirsek eklemi bölgesinden onu öper. Eğer ikisi de ayakta ise, ziyaret edilen kişi ziyaret edeni alnında öper. Bu selamlaşma tarzı kadınlarda aynı olduğu gibi, kadın erkek arasında da aynıdır.

***

Misafir edildiğimiz konak daha önce tanımladıklarımdan farklı olmadığı gibi sofra kuralları da aynıydı. Sadece metal ya da ahşap sofra yerine inek derisi serilerek hizmetçiler tarafından donatılıyor. Sofraya konulan yemekler özellikle misafir için seçilmiş olmadıkları belli oluyor. Öte yandan bu deri sofrasının sıkça yıkanmadığı ise, yemek yerken iştah açıcı olamayacağı açıkça görülüyor.

Ertesi sabah yola çıkacağımız sırada şeyhin üç karısı gelerek Beyazıt Kürtlerinin yüksekleri, Murat Suyu vadisinin arka taraflarını tuttuklarını ve her an pusuya düşürülebileceğimizi söyleyerek efendilerine bize eşlik etmemeleri için yalvardılar. Hatta Şeyhin gözdesi olan karısının ağlamasına rağmen Şeyh bize akşamdan verdiği sözden dönmeyeceğini söyledi.

Murat Suyu vadisi boyunca devam etmemizi tehlikeli bulan Şeyh bize, karşı tarafta olan büyük bir Kürt köyünden gitmemizi önerdi. Yörenin en etkin Kürtlerinin orada yaşadıklarını, en azından onlar tarafından bir tehlike olmayacağını ve onların refakatinde Eleşkirt'e gitmemizin daha güvenli olacağını tavsiye ederek yolumuza devam etmemizi tavsiye etti.                   -DEVAM EDECEK-

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar