Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

Malazgirt’e veda ederken

Yörenin ikinci köprüsü ise eski bir tımar olan Apahunik ‘in kuzeyinden gelerek batıya doğru yol alan Murat Suyunun üzerindedir.

Muş’taki köprü ile benzerliği olan bu köprü de 14 kemerden yapılmış olup ne yazık ki şimdilerde kullanılamaz durumdadır. Üçüncü köprü ise kendisine yeni bir dere yatağı oluşturan Badişan Deresi üzerinde kurulmuş olan köprüdür. Bu köprünün üç kemeri vardı ve şimdiye kadar bölgede gördüğüm tüm köprülerden önemli ölçüde farklıydı. Sağlam bir yapıya ve büyük köprübaşlarına sahip olan köprünün üzerinde tamamen bilinmeyen ve bize yabancı olan karakterlerle yazılmış, kısmen bulanık ve silik bir kitabe bulduk.

Ekim ayının 30'uncu günüydü ve biz ne yazık ki geç saatlerde eski bir tımar olan tehlikeli Apahunik üzerinden yola koyulduk. Muş Kaymakamının emrine göre bu tehlikeli bölgede bize eşlik edecek on iki silahlı Kürt muhafızımız olmalıydı. Ne yazık ki hiçte öyle olmadı ve yola çıktığımızda bunların sadece altısı kalmıştı; onlarında ikisi bizi yolda bırakarak ayrılınca sekiz kişi kalmıştık. Aradan fazla geçmeden tüm yolculuğumuzda bize refakat eden Kürt zabıta memuru da bizden ayrılmakta geç kalmadı. Yanımızda kalanların da istekli olmadığı belliydi ve birçok defa geriye dönmeyi dahi düşündük.217b.jpg

***

Kuzey istikametinde gittiğimiz yol, 7 m genişliğinde, 60 cm derinliğinde olan Badişan Deresi üzerinden Kartevin dağı ile Lale Dağları arasından geçen Murat Suyu vadisine götürüyordu. Sözü edilen bu Lale Dağlarından haberimiz vardı. Çünkü 13 Ekim'de bu dağların batı tarafında olan Tuzla Çayı vadisindeki Kırmızı tuz ocaklarını ziyaret etmiştik. Yavaşça daralan vadinin devamında Husunlü(?) köyüne geldiğimizde dağlar tamamen derenin kenarına kadar yakınlaşarak sahili de yükseltmişlerdi ve bu yükselen sahilden Murat Suyu boyunca yolumuza devam ettik. Aralıklı mesafelerde, açık renkteki trakiti kayalar görünse de, toprağın verimli olduğu üzerindeki canlılığını koruyan bitki örtüsünden görünüyordu.

Daralan vadi tekrardan yarım saatlik genişliğe ulaşmasına rağmen, Murat Suyunun kenarları söğüt ağaçları, gül ve kızılağaçlarıyla sahile olan yüksekliğini koruyordu. Bunların dışında ayrıca sazlık ve bataklık bitkilerinin de çokluğu görünüyordu. Muhtemelen bu vadi-çukuru ilkbaharda olduğu gibi yaz mevsiminin de çoğu zamanlarında kuraklık olmadığındandır.

Yolumuzun devamında bir saat sonra yakınlarda önemsiz bir Yezidi köyü olan Alnar köyü sağ tarafımızda kalmıştı ve köyün üzerinden baktığımızda yöredeki dağlara adını veren Kartevin kalesinin harabeleri görünüyordu.

***

Bu köyden; üzerinde Badişan Deresindeki gibi bir köprünün olduğu önemsiz bir ırmak Murat Suyuna akıyordu. Köprüyü yakından görmek istediğimde ise; bize eşlik eden Kürtler buna mani oldular ve köprünün yakınındaki dönemeçleri göstererek pusuya düşmek tehlikesi olduğuna dair uyarıda bulundular.

Murat Suyu burada önemli derecede düşüşe geçiyor ve yolumuz dikleşmeye başladı. Kartevin Dağı ise alçalarak arkasındaki yamaçlardan akan birçok ırmaklar bozkırı parçalanmış hale getirdiği görülüyor. Aynı durumu kuzey-doğu tarafındaki Lale Dağı için de söylemek mümkündür.

Önümüzde açılan bir başka görüntü ise Kelitge(?) Dağlarının yanlama görünümüydü. Bu görünüme önce sevindiysek de, bize refakat edenlerin ayrılmak istemeleri sevincimizi engellemekte geç kalmadı.

 

-DEVAM EDECEK-

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar