MEDYANIN RÜZGAR GÜLLERİ

Sizler izliyor musunuz bilmiyorum ben,televizyonlardaki tartışma programlarının sıkı takipçisiyim…

Ülkemin insanları gibi medya da karpuz gibi ikiye bölünmüş…

Birinci sırada tamamen arkasına iktidarın gücünü alarak yayın yapanlar var, ben bunlara iktidarın Pravda’sı diyorum…

Bunlar hükümetin resmi yayın organları gibidir… Pek çoğu sahiplerinin üzerine baskı kurup satışa zorlamak,kamu bankalarından kredi kullandırarak“yandaş” iş adamlarına devredilmek suretiyle, iktidarın borazanı haline dönüştürülmüştür…

Diğer grup, hükümete muhalif olanlar. Bunların sayısı çok az, hükümetin, dolayısıyla Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun baskısı,”Demokles’in kılıcı”  gibi her an enselerindedir. Sudan bahanelerle para cezalarına çarptırılırlar, bazen kapatılırlar. İzlenme oranları daha fazla olmasına karşın, iktidarın hışmından korktukları için kimse reklam vermeye cesaret edemez, zar zor ayakta dururlar…

Bir de tarafsız geçinenler var…

Habertürk, NTV, CNN gibi...

Bunlar sureti haktan görünüp “tarafsız” ayağına yatan kanallar…

Tartışma programlarına bir iki tane muhalif çağırarak tarafsızlıklarını kanıtlayacağını sanırlar…

Muhalif diye herkesi de çağıramazlar, iktidarın izin verdiği kadar…

Ama benim anlatmak istediğim bunlar değil…

Yukarıda saydığım tarafsız geçinen kanalların vazgeçilmez, vazgeçilmesi dahi düşünülemez “yandaş- yalaka” tartışmacılarından bahsedeceğim…

Bunların ortak özelliği; her konuda yanılmış olmalarıdır

 

Başka bir yerde ülkenin can alıcı konularında yaptığı tespitlerin tümü yanlış çıkmış biri, bırak televizyonlara çıkmayısokakta dolaşabilir mi acaba!

 

Kimsenin yüzüne bakamaz, utanır…

 

Zaten kimse de ciddiye almaz, söylediklerine kulak asmaz…

 

Futbol maçı tahmini tutmayan sıradan bir insan bile, utancından o gün kahveye çıkamazken;

 

Bunlar her akşam“abdesthane ibriği” gibi televizyon ekranlarında…

 

Rahmetli Hasan Pulur, böyle tiplere “kifayetsiz muhteris” derdi…

 

Önce “Açılım”da yanıldılar...

 

Siyasi otoritenin “Analar ağlamasın” sloganıyla silahlarını bırakmadan (muhalefetin itirazlarına rağmen) PKK ile masaya oturmasını alkışladılar…

 

Çok geçmeden iktidar oyların düştüğünü görüp seçimleri kaybedeceğini anlayınca,“barış masası”nı devirdi, barış güvercinliğine soyunan bu tipler birden bire “şahin”kesiliverdiler…

 

Hükümetin bu aymazlığı sonucu “Hendek Savaşları”nda,793 şehit vermiştik

 

“Açılım politikasını” halka anlatmak için oluşturulan “Akil İnsanlar” grubunun içinden özür dileyenler çıkmıştı da, bunlardan bir tanesinin bile yüzü kızarmamıştı…

 

Hükümetin Fetö ile kol kola olduğu zamanlarda da tutumları farklı değildi…

 

Hepsi Fethullah Gülen’e övgüler dizmekte birbirleriyle yarış halindeydiler. Fetö’ye laf edenin karşısına önce bunlar dikilirdi…

 

Fetö, CIA ile el ele verip Türk ordusuna komplo kurarken, aynı aymazlıklarına devam edip operasyonlara destek çıkıyorlardı…

 

Ülkenin Genelkurmay Başkanı “terörist” diye tutuklanırken sevinç çığlıkları atanlar bunlardı…

 

Bir tanesi de çıkıp, “Yahu bütün askerler, tanklar, toplar, uçaklar, jetler emrinde olan birisi nasıl terörist olur?” diyemedi…

 

Ordunun “kozmik oda”sına girilmesini bile, “askeri vesayetten kurtuluyoruz” diyerek alkışladılar…

 

İşi o kadar ileri getirdiler ki; olan biteni onuruna yediremeyen şerefli bir komutanın, Ali Tatar’ın intihar etmesiyle dalga geçerek, “Nereye, daha karpuz kesecektik!” bile diyebildiler…

 

Ne zaman iktidarla Fetö’nün araları(17-25 Aralık yolsuzluk iddialarıyla) açıldı; bunlar birden bire Fetö düşmanı kesildiler…

 

Hiçbirisinin tutarlı, ayakları yere basan ideolojik bir duruşu yoktu. Günebakanlar gibi iktidar nereye dönüyorsa bunlar da oraya dönüyordu…

 

Suriye konusunda da öyle, hükümet nereye bunlar oraya…

 

Azıcık izan sahibi olan, Suriye’de iç savaş çıkarılmasının, Suriye’nin bölünmesinin Türkiye’nin çıkarlarına aykırı sonuçlar doğuracağını bilirken, bunlar sırf hükümete yaranabilmek için Suriye politikasını desteklediler…

 

Şimdi hükümet hatasını kabul ediyor da, bunlarda en küçük bir pişmanlık yok!

 

İnsan Rıza Zarrab konusunda yanılır mı hiç!

 

Adamın tipi bile faul!

 

Burada bile yanıldılar…

 

Hepsi ağız birliği etmişçesine Rıza Zarrab’ı “hayırsever iş adamı” olarak tanıttılar Türk halkına…

 

Adam, Amerika’da bülbül gibi ötüp dağıttığı rüşvetleri açıklayınca, hep beraber Zarrab’a düşman oldular…

 

Kıbrıs’ta Denktaş’ı milliyetçilikle suçlayıp, KKTC’yi ortadan kaldıracak referandumda “Yes be anem!” diyenler de bunlar, şimdi Kıbrıs üzerine hamaset nutukları atanlar da…

 

Bakmayın Azerbaycan üzerinden zafer şarkıları söylemelerine, 2007’de Ermenilerle barışalım, sınır kapımızı açalım diyorlardı… 

 

Ne bir utanma var yüzlerinde, ne bir kızarma

 

Hele içlerinde biri var ki benim de hemşerim, soyadını değiştirmiş, özel üniversitenin birinde de rektör…

 

Bütün derdi CHP’yle; moderatör ne sorarsa sorsun konuyu CHP’ye getirip saldırmayı görev edinmiş…

 

Şu sıralar Doğu Akdeniz’de gerilim var ya, o da Aktolgalı Beylerbeyi havalarına bürünmüş!

 

Erkan Ocaklı’nın “Niyazi” türküsü gibi yiğitliği, kahramanlığı, cengâverliği, hep ona vermişler!

 

Fakat şu sıralar başları bayağı sıkıntıda…

 

Sağlık Bakanlığı, gerçek salgın verilerini (sayının daha yüksek olduğunu söyleyenler var) açıkladı, hasta sayısında birden bire Avrupa birinciliğine çıktık…

 

Kahve öğütücüsünün hınk deyicileri, hep birlikte ofsayta düştüler…

 

“Pandemide çok başarılıyız, Avrupa’dan bile iyiyiz” deyip, hükümeti göklere çıkarmışlardı, şimdi keskin bir viraj daha almak zorundalar…

 

Temel’in mezar taşı yazısı gibi:

 

Hastayım hastayım dedim, inanmadınız!

 

Şimdi ne oldi?

 

Diye sorası geliyor insanın…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum