Gürol Ustaömeroğlu

Gürol Ustaömeroğlu

MEHMET BAYTUNÇ

Bu hafta yazımın başlığı bu değildi. Çok daha farklı bir başlık ve konu ile karşınızda olacaktım. Her zaman olduğu gibi pazar günü öğleden sonra yazı konumu belirlemeye başlamış ve ilk cümleleri karalamıştım. Ta ki o gece saat 24.00’da telefonum çalana kadar.

Gece telefonları beni oldum olası tedirgin etmektedir. Yıllar önce yağmurlu bir gecede sabaha kadar hiç uyumamıştım. Uyuyamamıştım daha doğrusu. Evin içinde dönüp duruyordum. Sabaha doğru yatağa yatıp gözümü kapatmıştım ki telefonumuz acı acı çalmaya başlamıştı. Yataktan fırlamamla eşime dediğim cümleyi bugün gibi hatırlıyorum;

“Bir şey oldu” demiştim. Bunu hissetmiştim. Çekinerek ahizeyi kaldırdığımda karşımda dayımın kızı kuzenim vardı.

“Gürol Ağabey babamı kaybettik” demişti kuzenim.

Donup kalmıştım ahizenin başında.

Oysa daha birkaç gün önce dayımla beraberdik. Sapasağlamdı.

Ani bir kalp krizi ve kaçınılmaz son gelmişti.

Yıllar sonra hayattaki tek kız kardeşim üç yıllık bir mücadeleden sonra yoğun bakıma alınmış ve makineye bağlanmıştı. İstim üstündeydik. Her telefon çaldığında hop oturup hop kalkıyorduk.

Ta ki o son akşama kadar.

Bir gün önce yoğun bakımda baş ucunda doğum gününü kutlamıştık. Kutlama dediğimiz de ne? İşte iki tatlı söz, yüzünü okşama, dua.

Ertesi gün akşam saatlerinde cep telefonum çaldığında kalbim küt küt atmıştı. Ahizedeki ses hastaneden arıyordu. Bizi hastaneye davet etmişti yetkili ses. Tahmin etmiştim her şeyi. 

Ve orada acı son bize iletilmişti.

O gün bugün telefonum 24 saat açıktır değerli okuyucular. Hiç kapatmam, sabaha kadar başucumda açık vaziyette durur.

***

 

İşte geçtiğimiz pazar gecesi saat 24.00 de çalan telefonumda mimarlar odasının beyni, hafızası, her şeyi Sevgili Mehmet Baytunç’u kaybettiğimizi haber veriyordu.

Mehmet Baytunç, Mimarlar Odası Trabzon Şubesi’nin gerçek bir emekçisi, hafızası, beyni, kısacası her şeyiydi. Sayısız yönetim kurulu ve başkanla çalışmış tarihi değerdi. Bütün üyelerin hatta konukların kardeşi, arkadaşı, ağabeyiydi. 

Mehmet Ağabey’i tanımam 1980’lerin başına kadar giderdi. Yani şöyle böyle 40 yıllık bir tanışıklığımız vardı. O dönemler bendeniz önce lise öğrencisiydim. Sonra KTÜ Mimarlık Bölümü Öğrencisi olmuştum. Diyaloğumuz artık meslek ilişkisine evrilmeye başlamıştı.

Öğrenci iken haftanın belirli günlerinde mimarlar odasına giderdim. Etkinlikleri yakından takip etmeye çalışırdım. Mehmet Ağabey’in öğrencilerle diyaloğu öğrenci gibi değil, mimar gibiydi. Adeta mimara hitap eder gibi öğrencilerle konuşurdu.

Öğrenciliğimin ilk yıllarında Trabzon Mimarlar Odası’nın Statüsü temsilcilikti. 1986 yılında büyük çaba ve emeklerin sonunda Mimarlar Odası Trabzon Şubesi

olduğunda Mehmet Baytunç da bu onur ve sevinci en az yönetim kurulu kadar yaşamıştı. Çünkü yazılan her raporda, gönderilen her faks mesajında Onun ince ve hassas kaleminin de payı vardı.

***

 

Üniversite bitti ve mimar oldum. Gurbette birkaç yıllık meslek tecrübesinden sonra Trabzon’a döndüğümde oda yönetim kurulunda bir dönem görev almıştım.

Böylece Mehmet Ağabey ile yönetim kurulu üyesi olarak tekrar bir araya gelmiştik. Her zamanki gibi naif ve meselelere hakim bir tavırla odaya hizmet ediyordu.

Sadece şubesine değil, mimarlar odasının diğer kentlerdeki şubelerine de hakim bir birikim içindeydi. Çünkü TMMOB’de Onun kadar eski ve tecrübeli emekçi sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.

Aradan yıllar geçti.

Beş yıl önce meslektaşlarımın teveccühü ile Mimarlar Odası Trabzon Şube Başkanlığı’na seçildim.

Bu kez başkan sıfatıyla Mehmet Ağabeyile hayatım kesişti.

Benim yaşım 55 sevgili okurlar. Mehmet Ağabey’in yaşı ise 61.Bana bir gün dahi siz dışında bir hitap kullanmadı.

Beş yıldır oda başkanıyım.

Birçok konuda kendisine danıştım. Eskiyi sordum. Arşiv ve belge bilgisine başvurdum. Son derece sakin ve bilge bir tavırla hem bana ve yönetim kuruluna hem de mesai arkadaşlarına yol gösterdi.

Yeri geldi danışmanım, yeri geldi ağabeyim, yeri geldi sırdaşım oldu.

Hastalık sürecine girdiğinde dahi sessiz duruşunu bozmadı. Derdini doğru dürüst bizimle paylaşmadı bile. “İyiyim başkanım” dedi geçiştirdi hep. Ama bırakmadık Onu. Takip ettik Ona hissettirmeden. Sorduk soruşturduk. Doktorlarla konuştuk. Kendi hastalığı yetmiyormuş gibi bir de kovit meselesine yakalanınca pazar gecesi kaybettik ne yazık ki.

Mehmet Baytunç, Mehmet Ağabeyim,

Yoktur ama yine de söyleyeyim; Bütün haklarım helal olsun.

Yattığın yer cennet mekan olsun.

Allah rahmet eylesin.

Bütün camiamızın, sevenlerinin ve ailesinin başı sağolsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.