Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

MEKTEB-İ HARBİYYE

Mustafa Kemal, 1834’te ‘’Mekteb-i Harbiyye adıyla İstanbul Rami Kışlası’nda kurulan ve 1936’da Ankara’daki şimdiki yerine taşınan Kara Harp Okulu olarak adlandırılan ve amacı liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare yeteneği kazanmış, yeterli fiziki yeteneğe sahip, dürüst, yurdunu seven, ahlaki değerlere, milli ve kültürel değerlere sahip muvazzaf subay yetiştirme olan Şanlı Yuvaya 13 Mart 1899 Pazartesi günü girmişti. 
Her yıl 13 Mart günü onun Harbiye’ye girişini kutlama ve anma törenlerinde okul numarası olan 1283 okunduğunda heyecan ve onun gibi Harbiyeli olmaktan duyulan onur, gurur ve övünçle, ‘’İçimizde’’ diye yüksek sesle cevap verilirdi.
Bu içten haykırış onun ilkelerine inanmışlığın adeta yüksek sesli ilanıydı. Bu haykırışın doğal sonucu olarak sesi kısılan Harbiyeliyi, bağlılığın ispatıymış gibi gururlandırır ve sevindirirdi.
Harbiyeli için Harbiye demek;  yüce vatanı, asil şehit kanlarıyla ıslanmış şanlı al bayrağı, tüm insanları ve Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyaya meydan okurcasına kurarak bugünkü hür ve demokratik ortamda yaşamamızı sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmeyi, hem de ölümüne sevmeyi öğrenmek ve öğretmekti. Bu duyguyu herkes bilemez, bazıları hiçbir şey için canın verilmeyeceğini düşünür. Öyle olsa idi Düveli Muazzama’ya karşı durulabilir miydi, o ruh hali olmasa Çanakkale’de merminin üzerine koşarcasına şahadete gidilir miydi?
O, ‘’Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (yaşayacaktır)’’ derken işte bu ruhun milletin egemenliğine sahip çıkacağına inanıyordu.
Fikirleriyle, düşünceleriyle ve ilkeleriyle yaşadığı, yaptığı devrimlerle her zaman hissedilmekte ve ateş çemberinde olan ülkeler yanında ayakta ve dimdik durulabiliyorsa, ondan kaynaklandığını ve ona borçlu olunduğu gerçeği her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.
Ancak Atatürk, gelişime olan inancı gereği abartıyı ve dogmatik fikirleri sevmezdi. Dolayısıyla fikir oluşturmayan körü körüne bağlılıktan ziyade gelişime ayak uydurulması gerektiğine inanır ve konuşmalarında hep vurgulardı.
*** 

Çağa ayak uyduramayan fikirlerin yok olup gitmeye mahkûm olduğu gerçeğini kavrayamayan veya kendi çıkarları doğrultusunda paravan yapanlar ki bunlara halk dilinde rozet Atatürkçüsü de deniyor, en büyük zararı vermişlerdir. ‘’Atatürk Kimdir’’ diyerek on maddelik ‘’Atatürk en büyük Komutandır ile başlayıp en büyük Liderdir’ ile bitirilen ezberletilmiş tanımlamalarla Atatürkçülüğün anlaşıldığını sananlar faydadan çok zarar getirmişlerdir. Bu ezbercilik, bir zamanlar Diyarbakır cezaevlerinde mahkûmlara ceza verilirken İstiklal Marşı’nın okutulması kadar yanlış bir uygulamadır. Aslında anlamak için politik anlatımlardan ve kutsallaştırmaktan ziyade yalnızca Nutuk kitabının okunması bile yeterlidir. Rozetçiler, Uğur Mumcu’nun sadece şu lafını bile bilse yaptığının yanlış olduğunu anlardı. ‘’ Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz.’’
İşte tam da bu tip insanların olabileceğini de tahmin eden Atatürk, gelişim ve değişime de olan inancı gereği, Türkiye Cumhuriyeti’ni gençlere emanet edip, onları Cumhuriyetin bekçisi ve sahibi yaparak sonsuzluğa ulaşmanın temelini atmış ve güvendiği gençlik de eserlerine sahip olma iradesini, kararlılığını ve gücünü göstermiştir, göstermeye de devam etmektedir.
İnsanın kendini şuyum, buyum şeklinde ifade etmesi aslında reel gerçeği de sağlamıyor. Ben Atatürkçüyüm diyene bakıyorsunuz yaşamıyla hiç alakası yok iken, kendini öyle hissetmeyenin görüş, öneri, hareketlerine baktığınızda Atatürkçü olduğunu görüyorsunuz. Atatürkçülük üzerinden olan tanımlamam diğer görüşler için de geçerli, yani kendini tanımladığın görüşe uygun yaşamak ve davranmak kişinin tutarlılığını ve bilincini ortaya koyar.
Çeşitli kumpas davalarıyla itibarsızlaştırmaya ve etkisizleştirmeye çalışılan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ne kadar önemli olduğu Türkiye’nin jeostratejik konumu açıkça göstermektedir. Güçlü ordunun tüm ülke insanlarının menfaatine olduğu savaş yaşamadan idrak edilmelidir. Unutulmamalıdır ki; kendi Silahlı Kuvvetleri’ni aşağılayan milletler tarih sahnesinden yok olup gitmeye mahkûm olmuşlardır. Bu hatadan kısmen dönülmüştür, umarım askerin hak ettiği itibarı göreceği günler yakındır.
Şüphesiz TSK’nin siyasi iktidarın emrinde ve kontrolünde olmasının tartışılır bir yanı yoktur. Fakat bu kadar silikleştirilmiş, adeta özgüvenini yitirmiş gibi algılanan şanlı güçlü Türk ordusu tarihi boyunca şimdiki gibi güç durumlara da düşmemiştir.
***

Askerler genellikle işlerine yoğunlaşmış ve kendilerini de görevlerine ve milletine adeta adamıştır. Çünkü çoğu Atatürk ile aynı okuldan mezun olmanın ve aynı üniformayı giymenin ağır sorumluluğunu taşımakta ve Türk milleti ile el ele olmanın güvencesini de manevi olarak arkasında hissetmektedir.
İyice hırpalanan milletin siyaset üstü arınmaya ihtiyacı vardır. Görevi layıkıyla yapma prensibinin içselleştirilmesi, eğitimde kalite ve eşitliğin sağlanması, adil bölüşüm ve paylaşım, haksız kazancı önleme, hukukun üstünlüğü, özgürlükleri güvence altına alma, ötekileştirmenin dibine kadar her konuda yapıldığı noktadan hızla kucaklaşma gibi hususlarda yeni düzenleme ve gelişme sağlanmalıdır.
Ayrıştırmayan, ötekileştirmeyen, her kesimi kucaklayan, erdemli, yürekli, liyakatli, toplumsal düşünen ve bireysel insani iyilikten ziyade toplumun çıkarlarına kendini adayanların yönettiği bir döneme geçilmelidir, herkesin eşit olduğu, katılımcı demokrasi ile yönetildiği ve en önemlisi insan olarak kabul gördüğü bir yönetim iş başına gelmelidir.
Çanakkale’de ölen işgalci askerler için bile ‘’Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır’’ diyerek herkesi kucaklayan Mustafa Kemal anlayışından her konuda birbirini ötekileyen bir millete dönüşüm aslında gelen tehlikenin ayak sesleridir, anlayan olursa…
En önemlisi de belki, yaz-boz tahtasına dönen eğitim sistemi, bilimsel düzenleme ile ‘’erdemli, konusunda iyi yetişmiş insan yetiştirme’’ temelleri üzerine oturtulmalıdır.
Dünyaya meydan okumak hamaset yapmaktan değil; çalışmaktan, bilimden, fabrika bacalarını tüttürmekten, kaliteli çağdaş bilimsel eğitimden, toprağını verimli işlemekten, varlıklarını satmamaktan ve ahlakı egemen kılmaktan geçer.
Bunun için yönetim kadrolarını oluştururken duygusal davranarak eş, dost, akraba, yandaşlarla değil, akli davranarak liyakatli, işinin uzmanı, bilgili, kültürlü, eğitimli ve Atatürk’ün ifade ettiği gibi, vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır felsefesini şiar edinenlerden teşkil etmeye çalışılmalıdır. 
Partili olma kimliğinden ziyade tek geçer akçe yapılacak işin ve kişinin en iyisinin, en doğrusunun, en güzelinin, en yeteneklisinin, en beceriklisinin bulunmasıdır.
Harbiyeli olarak, aynı okuldan mezun olduğum Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Harbiye’ye girişinin 122’nci yılında ‘’1283 İÇİMİZDE’’ diyerek onu ve Kuvayı Milliye ruhunu minnetle selamlıyorum.
Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum