Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

MİLLİ EĞİTİMDE SON DURUM

   Gençlik geleceğimizdir, yarınlarımızdır. Çocuklarımız yarının büyükleridir. Ülkemizin en önemli zenginlik kaynağı insandır. Söylemekten usandık yer altı yer üstü zenginliklerimizi tarımı hayvancılığı mahvettiniz ancak onlar telafi edilir insanımızı harcamayın. İnsan olmazsa hiç bir zenginlik bir işe yaramaz. Her yazımda her sözümde söylüyorum… Çocuklarımıza, gençlerimize dikkat edelim, onları iyi yetiştirelim iyi eğitelim. Ancak ne dersek diyelim bu kaynak kurutuluyor.
  Yıllardır eğitim sorunlarımız katlanarak artıyor, daha da düğümleniyor. Böylece kuşaklar boyu büyük zarar oluyor. Bu sistemle yetişen çocuklarımız yarının büyükleri olarak geldikleri görevlerde başarılı olamıyorlar. Bu kuşaklardan elbette devlet adamları, hükümet görevlileri de çıkıyor ve bunlar sorunlara çözüm yolları bulacak yerde daha da büyük düğümler atıyor. İşte bu nedenle hiç vakit kaybetmeden eğitim sorunları çözülmeli ve çocuklarımız gençlerimiz çok iyi yetişmeli. Bu iyi yetişen insanlar, petrolünüze de tarımınıza da hayvancılığınıza da kısacası yurdumuza sahip çıkar, ülkemizi ve ulusumuzu en güzel yarınlara hazırlar. Bu en önemli zenginliğimize sahip çıkalım.
 
                                     KORONALI GÜNLERDE EĞİTİM
   Koronavirüs her alanda darbe vurdu. Belki en çok dikkat çeken sağlık yönü. Çünkü ölümler, yoğun bakımlar, belki sakatlıklar bu alanda görülüyor somut olarak. Ancak bu salgın başka alanlara da zarar verdi veriyor. Konumuzla ilgili olduğu için eğitime verdiği zarara bakalım. Eğitime büyük zarar verdi. Belki bu zarar hemen görülmez, ancak yıllar sonra işte o zaman böyle oldu... diye bu günler suçlanacak.
Sağlıkta büyük bir savaş verildi veriliyor. Dileriz başarılı olur. Dünyada bu savaşı en başarı ile atlatan ülkelere baktığımızda bizim yerimiz de fena sayılmaz. Bu savaşın cephesindeki neferler sağlıkçılar oldu. Birçok sağlıkçı bu yolda şehit düştü. Çok açıkça şehit diye adlandırılmasalar da aslında yitirdiğimiz sağlıkçılar şehittir..Allahın rahmeti üzerlerine olsun.
Sağlıktaki başarının en önemli etkeni daha işin başında bir Bilim Kurulu oluşturulması oldu. Her zaman savunduğumuz gibi bu tür olaylar bilimin konusudur. Üniversitelerde sağlık personelinin demokratik örgütlerinde hastanelerde laboratuvarlarda ele alınması gerekir. Böyle de oldu. Başta Bilim Kurulu olmak üzere sağlık, bilim adamları çalışıyor, gece gündüz çalışıyor çözüm arıyor. Önlerindeki en önemli engel politikacılar. Bilim Kurulu görüşüyor, karar veriyor, öneriyor... Politikacılar açık kapalı müdahale ediyor ve bilim adamları şaşırıyor. Artık yeter, artık yeter bilimle ilgili konulardan politikacılar ellerini çeksinler.
Milli Eğitim çok büyük bir örgüt büyük bir camia. Hep söyledik söylüyoruz. Bu alandan da günlük politikacılar ellerini çeksin. Konu bilim konusu. Eğitim bilimleri konusu. Bakın gelişmiş ülkelere politikacılar mı sınav tarihlerini belirliyor. Sınıf geçmeyi, kalmayı politikacılar mı belirliyor. Konu ile ilgili bilim kurumları var, bilim adamları var. Eğitimin de laboratuvarı var. Orda da deneyler var araştırmalar var. Sorun oraya gelir, orda çözülür.
Peki ülkemizde ne oluyor. Ülkemizde politikacıların en heves ettikleri kurum Milli Eğitim, en çok oraya karışıyorlar. Bu sadece şimdi değil yaklaşık 65-70 yıldır böyle. Öğrencilik yıllarımdan anımsıyorum “Hükümet tek ders sınav hakkı verdi” deniyordu. Sınıf geçmek, sınıfta kalmak mecliste tartışılır. Yahu Allah aşkına meclis öğretmen odası, öğretmenler toplantısı mı?
Şimdi iş daha da çığırından çıkmış. Artık eğitim bilimciler eğiticiler ikinci planda. Öğretmenin nerdeyse yıllık planı da günlük planı da mecliste hazırlanacak. Hani partiler değişir bakan değişir bazı değişiklikler olurdu bu da güzel değildi de neyse bir bahane vardı. Şimdi aynı parti aynı program 17 yılda 17 değişiklik oldu. Bu değişiklikleri burada yazamıyorum yerin yetmez siz de okuyamazsınız. Ancak veli olarak yurttaş olarak biliyorsunuz. Bakan değişiyor, program değişiyor, kitaplar değişiyor. Hatta kılık kıyafet değişiyor. Öğretmenin eğiticinin hatta bilim adamının hiç söz hakkı yok. “Sen karışma, sana ne diyorlarsa sen onu yap”
diyorlar. Peki bu ölçüde işi yapanların işine karışılsa şu korona savaşında durum ne olurdu.
 
                        MİLLİ EĞİTİMDE DE “BİLİM KURULU” KURULMALI

   Başarılı eğitimciler, büyük eğitim bilimciler bu kurulda yer almalı ve sorunları onlar incelemeli çözüm yolları aranmalı. Bilim Kurulları eğitim kurumlarından yüksek okullardan görüş almalı onlarla görüşmeli ve çözüm yolları bulunmalı. Ancak Bilim Kuruluna asla ve asla politikacılar karışmamalı. Gerçi virüs savaşında en önemli kurum en büyük yardımcı Bilim Kurulu, ancak zaman zaman bilim kurulunun kararlarına, tavsiyelerine politikacılar karışıyor. Bu durum tam anlaşılmıyor.
Ancak biraz derin düşününce inceleyince anlaşılıyor. Bu savaşta bir politikacı gibi değil dürüst bir sağlıkçı olarak hareket eden Sağlık Bakanının nasıl zor durumda kaldığını görüyoruz. Çok önemli bazı kararları açıklarken “bunları açıklayacaklar” diyor.
Milli Eğitimde de Bilim Kurulu kurulsa bundan beter olabilir. O halde sistem değişmeli. Milli Eğitim... Adının başında “Milli” olan birinci bakanlık. Olay tüm ülkeyi tüm ulusu ilgilendiren bir olay. Politikacılar ellerini çekmeli bu kurumdan . Öğretmen nasıl yetişecek, programlar nasıl hazırlanacak, sınavlar nerde nasıl ne zaman yapılacak buna eğitimciler karar versin. Politikacıya bırakılırsa bugünkü durum ortaya çıkar bir haftada on günde üç kez sınav tarihi değişir. Biri gelir kitaplara bu konuları alalım der öbürü yok bunları alalım der. Bilime, sanata, akla, mantığa uyuyor mu soran yok.
 
                                 PEKİ NE OLDU NE OLUYOR NE OLACAK?
Salgın başladı okullar kapandı. Çocuklara sokağa çıkma yasağı kondu. Çocuklar içerde hapis… Biz, 65 yaşlılarda... Ancak biz başka onlar başka. Bu çocukları iki ay, üç ay eve odaya kapamak ne demek. Birde bu işi hiç bilmeyen anlamayan veliler de var ki bunların sayesinde çocuklar ruh hastası olmuştur. Eğitim sistemimiz bilginin önemini. bilgiye nasıl ulaşılabileceğini öğretmemiş ki çocuk evde kalsa bile kendi kendine eğitimini sürdürür. Bizim sistem “NASIL DÜŞÜNECEĞİNİ değil NEYİ DÜŞÜNECEĞİNİ öğretir. Bu durumdaki öğrenci kendi kendine hiç bir şey araştıramaz, bulamaz, öğrenemez. Okuma alışkanlığı da yok öyle odada tepinir durur. Babası da evdeyse babanın tehdidi, korkutması ile bir parça okuma hevesi varsa da o da körelir.
Uzaktan eğitimmiş, TV ile eğitimmiş. Bizim sistem sınava hazırlık amaçlıdır. Sınavlar çok bol. Üniversite sınavları da geliyor. Yok oradan sorumlu değil buradan sorumlu değil, öylesine kuşa dönmüş bir dönem. Ne öğrenildi, ne kazanıldı da nerden sınav. En büyük zarar okul disiplini yok oldu. Gerçi ne disiplini vardı diyeceksiniz. Neyse okullarda sözlü ve yazılı anlatımlar, canlı uygulamalar var mı? Tiyatrosu, gösteriler, konferanslar, uygulamalar, deneyler var mı? Okullar çok süslü. binalar çok gösterişli. Bakın bu ruhsuz binalarda bahçede gölgelenecek bir ağaç var mı? Uygulama yapılan bir bahçe var mı? Konferans salonları, spor salonları nasıl…
Neyse bu salgın inşallah geçer sağlıklı günler gelir de şu boşluğun öyle bilgi yönünden büyük bir eksiklik vermediğini söyleyeyim. Sayın veliler merak etmesinler. Bu yıl okunması gereken derslerden çok fazla bir şey kaçmadı. Öğrenci bilgiye nasıl ulaşılacağını kavrasa o eksikleri tamamlar.
Çocuğunuza bir iyilik yapmak istiyorsanız ona bilgi edinmenin ne denli zevkli bir uğraş olduğu, bilginin ne işe yaradığını kavratırsanız o hiç okula gitmeden de kendi kendine eğitilir. Bizim sistem bazen kör sağır dilsiz bile yapabilir ona göre eksikleri giderelim. Eeğitim düşünen; gören, duyan, söyleyen insan yetiştirmeli. Ona dikkat etmeli bunun için de eğitimden politikacılar ellerini çekmeli.
Sağlıklı, başarılı günler dileğimle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum