MİLLİYETÇİLİK, AĞIR BİR SORUMLULUKTUR

  Tam olarak çoğu kişilerce anlaşılamayan, ortak bir fikir beyan edilemeyen, kati suretler içerisinde nerede başlayıp da nerede bittiği belirlenemeyen, hangi şartları gerektirdiği, erdemlerinin ne olduğu, nasıl olması gerektirdiği, içinde neleri barındırmadığı, nelerin olmaması gerektiği ve neyi kapsadığı tespit edilemeyecek kadar ağır bir davranış ve yaşam biçimidir MİLLİYETÇİLİK.
Milliyetçilik, sadece adı üstünde ambalajlanmış, etiketle sabitlenmiş bir rol model değil; yaşama, düşünme ve uygulama merkezidir.
Milliyetçilik, milli olabilme ve millileşme ülküsünü fikren ve ruhen taşıyabilme amaç ve bunun için de bulunduğu şartlar içerisinde bütün vasıtaları kullanma bilgi ve beceresini geliştirebilme duygusudur.
Milliyetçilik, vatanın her karış toprağında üretim, tüketim kaynaklarının ve ana sermayenin yabancıların ellerinde olup da bunun getireceği ağır ekonomik ve siyasal sonuçlarını hesaplayamayıp halen daha “milli ve yerli” diyebilecek kadar safdillik gösterme basiretsizliği değildir.
Milliyetçilik, ülke içerisinde bütün tesislerin, bütün fabrikaların, bütün üretim kaynaklarının yeraltı yer üstü bütün zenginliklerin yabancılara, ehliyetsiz ve basiretsiz kişilere peşkeş çekilirken ses etmeyip de halen daha ben milliyetçiyim demekle “milliyetçi” olunamayacak kadar ağır bir sorumluluktur.
Milliyetçilik, ülke içerisinde bütün toprak üstü ve yeraltı kaynaklarının üretim, işleme ve tüketim ilişkileri içerisinde her şeyin millet için devlet faydası gözetilerek yapılmasını bilecek kadar büyük bir sorumluluk ve bilinç sahibi olmak demektir.
Milliyetçilik, yaşadığı topraklar üzerinde bütün doğal zenginlik kaynaklarının, tarihi birikimlerin, turistik ve tabii güzelliklerin yok pahasına, anlamsız nedenlerle, gereksiz çabalarla el birliğiyle yok edilirken, talan edilirken, bitki ve iklim şartlarının bile değiştirilmesine özel sektörün gelişimi diyerek ülkenin bütün güzellik dokusu yok edilmeye çalışılırken susmak, izlemek ve de göz yummak da değildir.
Milliyetçilik, Balkan Savaşlarını, Birinci Dünya Savaşını yaşamış bir milletin hangi şartlar içerisinde Kurtuluş Savaşını vererek bütün dünyaya karşı kazandığı savaşlar neticesinde en önemli sermayesinin, savaş ve bununla alakalı destek fabrikalarının bir an önce yapılması gerektiği ve bu fabrikaların da kesinlikle devlet elinde ve devlet güvencesinde olması gerektirdiğini acı tecrübelerle yaşamış, öğrenmiş iken bugün bu fabrikaların yabancılara üstelik  de hiçbir teknik ve askeri bakımdan başarısı olamayan devletlere bırakılmasına göz yumacak kadar basit bir düşünce de değildir.
Milliyetçilik, Kuvayi Milliye ruhuyla dünyanın bütün efendilerine kök söktürürken bugün onların her türlü hile ve desiselerine, uluslararası işbirliği denilerek süslü laflarla dışarıda çok güçlüyüz söylemlerine aldanamayacak kadar milli benliğini de bilebilme idrakidir.
Milliyetçilik, ne mutlu Türküm derken, ANDIMIZ ile eğitim çağına gelmiş her yurttaşın kendi ülküsünü bilebilme ve yaşatabilme amacını ellerinden alırken; buna gericilik, faşistlik ve sosyal eritme politikası diyerek geçmişini, tarihini ve aidiyetini unutturtmak isteyenlere çanak tutabilme gafleti de değildir.
Milliyetçilik, milli sınırlar içerisindeki bankaların, bütün iletişim ve ulaşım kaynaklarının, bütün tesis ve yatırım ile olanakların dolaylı ya da dolaysız yoldan hepsinin de yabancıların ellerinde olduğunu görüp de halen daha milli ve yerli diyemeyecek kadar gerçekleri herkesten önce görebilme yeteneğine sahip olmak demektir.
Fabrikalar, üretimini sıfırlamışken, bütün ünlü markalar iflas etmiş, konkordato ilan etmişken, üretim çiftlikleri özelleştirilip yok edilmişken, milli tohum politikası denen olgunun ulusal mahreçte nasıl bir siyasi ve askeri mahiyetleri olabileceğini bile tam olarak anlayamamışken, GDO’lu ürünlerin uluslararası sermayelerin baskılarıyla kota artırımını kabullenirken bunun neticelerinin ne olabileceğini bile hesaplayamamışken, doğal, gerçek ve yerli üretim mallarının kökünden sökülüp de yerlerine sentetik ve kimyasal ürünlerin dağıtımına olanak sunulurken tüm bunlara karşılık milli tarım politikasının bile ne olduğunu çözemeyecek kadar basit bir düşünce değildir milliyetçilik.
Milliyetçilik, şehir hastaneleri yapılırken yap işlet devret mantığıyla alıcı kişilere bilmem yıllık kaç bin kişi hasta olacak garantisi verebilme şuursuzluğu, köprüler yollar, tüneller yapılırken, bilmem kaç yüz bin kişi geçecek garantisi verebilme şaşkınlığı, havaalanları yapılırken yıllık kaç yüz uçak, kaç yüz bin yolcu olacak gafletiyle anlaşmalar yapılıp da aksi durumlarda devletin hazinelerinden bu alıcılara ülkenin, tüyü bitmemiş yetimin hakkı var diye bir söz vardı eskiden hala devlet koridorlarında o söz duruyor mu bilmem ama oluk oluk paralar akıtılırken ve tüm bunlar yapılırken de susup da ülke hazinesinin şuursuzca çar çur edilmesine göz yumacak kadar bilinci kaybolmuş bir mantık değildir milliyetçilik.
Milliyetçilik, bütün eğitimli gençlerin, üniversiteyi bitirmiş her Türk vatandaşının asgari ücrete bile çalışabilmek amacıyla iş bulma kuyruklarında, evine bir ekmek getirebilmek, hiç olmazsa bir sigara parasını dahi kazanabilmek için günlerce bekleyip de emeğinin ve bilgisinin vahşice sömürüldüğünü görüp de halen daha ülkede her şeyin güllük gülistanlık olabileceğini söylemek gafletinde bulunamayacak kadar algı sahibi biri olmayı da gerektirir milliyetçilik.
Milliyetçilik,  1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nce İngiltere’ye yaptırılan ve parasının da ödendiği halde almamız gereken iki savaş gemisini, savaş çıktığında Türkiye’ye vermeyen İngiltere’nin, bugün ülkemize ait toplamda 450 ton altının İngiltere Merkez Bankası depolarında durmasının hangi mantıkla bağdaştığını halen çözemeyip de olası bir savaş durumunda Türkiye’nin tonlarca altınının İngiltere’den gelemeyeceğini, bizlere vermeyeceğini bilecek kadar tarihi gerçekliklere idrak olabilme sahibi de demektir aynı zamanda.
Kısaca milliyetçilik, millet için, millete göre, millet tarafından olması gerekir ki herkesin bu şiarda yapılan bütün gayrımilli, ulusal menfaat ve bütünlüğe ters eylem ve söylemleri anlayabilme basiretini gösterebilmesi gerekir. 
Kısacası milliyetçilik, ülke zenginliklerinin ve kaynaklarının cemaatlerce, milli kimlik yoksunu örgütlerce, aidiyet duygusunun Türklük bilincine ters düşmüş topluluklarca, Atatürk Cumhuriyeti’nden öç, kin ve nefretini alma düşünceleriyle yıllarca sömürülmesine göz yumulup da bugün dahi “milli beka” “geleceğimiz” gibi süslü laflarla halen daha ne kadar milli ve yerli olamayacak durumlara göz yumup da Türk Milleti ve Ülküsü dışında oluşabilecek bütün eylemlere lakayıt kalabilme gafleti değildir.
Milliyetçilik milli olabilmektir.
Milliyetçilik, ilkeli olabilmektir. 
Milliyetçilik, esen her rüzgârda savrulabilme değil, duruş ve kararlılık gösterebilmektir.
Kısacası milliyetçilik ATATÜRK olabilmektir.
 
 
 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.