Gürol Ustaömeroğlu

Gürol Ustaömeroğlu

MİMARİNİN YATAYI, DİKEYİ

1987’de KTÜ Mimarlık Bölümü son sınıf diploma projemizin konusu Boztepe’de toplu konuttu. Hani şu acımasızca eleştirdiğimiz Boztepe yapılaşmasına diploma projesi de olsa mimarlık öğrencileri olarak bizler de katkı koymuştuk. Sınıfta 5 proje yüksek not almıştı ve bu projelerden biri de benim projemdi.

Bugün Boztepe’nin yoğun yapılaşmasına her bakışımda diploma projem aklıma gelir. Projem 7-8 katlı binalardan oluşmaktaydı. Binalar arası mesafe bir matematiksel formülle geniş bırakılmıştı. Bloklar ışınsal bir hareketle geniş sokaklarla dairesel bir kent meydanına bağlanıyordu. Bu kent meydanının çevresi ring yapan bir yoldan oluşuyordu. Bir çarşı binası ve kültür merkezi kent meydanını taçlandırıyordu. Bu projem jüri heyetinden en yüksek 5 eşit nottan birini almıştı. İşin ilginç tarafı benimle beraber yüksek not alan bir diğer arkadaşımın projesi ise az katlı tam bir yatay mimari projesiydi.

Görüldüğü üzere o dönemlerde de Boztepe yapılaşma yeri olarak tercih edilmekteydi ama temel anlayış modern şehircilik kriterlerine cevap verecek donatı ve formüllerin geliştirilmesiydi. Konu mimarinin yatay veya dikey olması değil, bu görüşlerin dayandığı ve desteklediği temel argümanlara sahip olup olmadığıydı.

Ülkemizde son yıllarda ortaya çıkan ve siyasi irade tarafından da yoğun bir şekilde kullanılan yatay mimari tartışmaları ne zaman açılsa aklıma diploma projemiz gelir.

Bugün de bendeniz aynı görüşü ısrarla savunmaktayım;

Mimarlık ve şehircilik bilimi yatay veya dikey ayrımını kaldıramaz. Her iki anlayış da mimarlık ve şehircilik bilimi açısından önemli ve gereklidir.

Eleştiri konusu olan dikey mimarideki temel problem doğru uygulanmamasındadır. Dikey mimarinin en belirgin amacı geniş kullanılabilir ve sürdürülebilir yeşil alanlar yaratmaktır. Ancak kentler ne yazık ki yeterli yeşil alanlardan oluşmayan dikey mimari donatılarıyla kurulmaktadır. Bu da zaman içinde etrafa ısı ve kirlilik yayan binalar topluluğu inşa etmek demektir.

Böylesi bir yoğunluk anlayışına sahip olmak ve bu anlayıştan vazgeçememek yatay mimariyi de zaafa uğratacaktır. Kentlerin hinterlandı az katlı ama yeşil alanları sınırlı, birbiriyle sıkı fıkı konut topluluklarının oluşmasına sebep olacaktır. Bu konuda en bariz örnek Ankara Kent Koop. Batıkent Projesi’dir. Az katlı müstakil evlerden oluşan proje, ne yazık ki yeşil alanları sınırlı yoğun bir yapılaşmaya evirilmiştir. Günümüzde yatay mimari tartışmaları yapılırken böyle bir örneğin göz önünde bulundurulması da kıymetli olacaktır.

Mimarinin yatay veya dikey olması kentleşme çerçevesinde bir planlama kararıdır. Önemli olan bu karar tercihinin hangi kritere göre yapıldığıdır. Yoğunluk artışı her iki kararı da amacından uzaklaştırabilmektedir. Türkiye gibi nüfusun kırsal kesimden kentlere aktığı bir ülkede planlama kararlarının ve bunları belirleyen kriterlerin doğruluğu daima tartışılmaya mahkûmdur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.