Gürol Ustaömeroğlu

Gürol Ustaömeroğlu

MİMARMIŞ. PÖHH. HEPSİNİ YOK EDİN!

 

 

Trabzon Büyükşehir ile ilgili olarak yaklaşık 22 yıl önce başlayıp belli aralıklarla yazdığım 2 adet ulaşım önerim vardı. Bunlardan birincisi şehir hatları vapurları, diğeri raylı sistem idi.

Beşikdüzü'nden başlayıp Of'a kadar bütün sahil ilçelerinde rıhtımları olan vapur veya deniz otobüsü yolculuğu son derece güvenilir ve keyifli olabilirdi. Bir düşünün İstanbul Kadıköy-Eminönü Yolculuğunu. Hem ulaşımınızı sağlıyorsunuz, hem deniz yolculuğu yapıyorsunuz, hem de bütün sosyal iletişiminizi sağlıyorsunuz. Mesela martılara simit atıyorsunuz.

Bu taşımacılığı Trabzon Eski Belediye Başkanlarımızdan biri ile kısa süreliğine tartışmıştım. Bana Karadeniz'in yapısının buna çok uygun olmadığını söylemişti. Ben de İstanbul Boğazı gibi 24 saat çalkantılı ve akıntılı hatta rüzgara açık olan bir boğazda yüzyıla uzanan bir süredir yapılan deniz taşımacılığı Trabzon Kenti Kıyı boyunca niye olmasın diye de sormuştum. Bu iddiamı yineliyorum.

Yeter ki niyet olsun. Yeter ki bu işe baş koyulsun.

Bu önerimi yinelerken şu noktayı da göz ardı etmiyorum sevgili okurlar;

Trabzon Halkı'nda bir deniz umursamazlığı var. Trabzon insanı denizle barışık değil. Bunun nedeni elbette kıyı dolgusu ile yapılan düzenlemelerdir. Buna vahşice geçen devlet karayolu da dahildir. Kıyılarında kumda oynayıp dalgalarında sörf yaptığımız denize günümüz çocukları, gençleri bırakın girmeyi çakıl taşı bile atamamaktadır. Çakıl taşı zaten kalmamıştır. Dolgu için devasa kamyonların boşalttığı devasa kayalardan başka taş yoktur kıyılarımızda artık.

Kırsaldan gelen vatandaşlarımız zaten zamanından beri denize uzaktı. Deniz diye bir dertleri yoktu. Deniz kültürüne aşina değillerdi.

Bütün bunların üstüne bir de karayolu taşımacılığı ısrarla adeta dayatılınca deniz ve deniz taşımacılığı bırakın göz önüne alınmayı gündemde bile kalamaz hale geldi.

Zamanın Trabzon Belediyesi İstanbul'dan hibe bir şehir hatları vapurunu onardı, turizme açtı. Kıyı boyu gezinti vapuru haline getirdi. Ama insanımız yukarıda saydığımız gerekçelerle bu vapura ilgi göstermedi. Belediye de doğal olarak her an para harcayan bu turistik uygulamaya son verdi veya son vermek zorunda kaldı.

Ancak inanıyorum ki turistik olarak tercih edilmeyen deniz taşımacılığı işin içerisinde zorunluluk varsa çok rahatlıkla kıyı boyu taşımacılığa dönüştürülebilecektir. Ben bu iddiamı sürdürmekteyim. Bu uygulama Trabzon İnsanını tekrar deniz ile barıştıracaktır.

 

***

Gelelim diğer önerime.

Yine batıdan doğuya bütün kıyı ilçelerine hizmet verecek olan hafif raylı sistem veya daha avam tabiri ile banliyö treni.

Bu önerim daha tartışılamadan zaman içinde suyu çıktı. Herkes her yere raylı sistem önerdiği için işin tadı kaçtı, ciddiyeti bozuldu. Bir şey gerçekçi olarak bir yere önerilir ama tam önerilir. Mesnetleri, bilimsel ve sosyal gerekçeleri ortaya koyularak önerilir ki yarın iş sulandırılıp arşivlere kaldırılmasın. Ama daha kent içi trafik sorununu halledemeden şehirlerarası raylı sistemi tartışır hale geldik. Bunda dahi bir fikir birliği oluşamadı. Çeşitli sektörler farklı güzergahlar sundu.

Ama ne olursa olsun bu iki taşımacılığa bu kentin hazır olmadığı hatta bu kentin umurunda olmadığı deniz dolgusu ile ortaya çıkmış oldu. Deniz doldurularak bu kadar karayolu yapılırken bir şerit te raylı sisteme ayrılamadı. Bu bile insanlara fazla geldi. Çünkü bu kentte herkes, her şey ve her politika karayolu taşımacılığı üzerine oynamaktadır.

Ben, hiç kimse kusura bakmasın Şoförler cemiyeti başkanının mücadelesini takdir ediyorum. Evet takdir ediyorum. Kimse beni yadırgamasın. Başkan diyor ki "Ben üyemin hakkını yedirmem" …

Devlet de bu beyan karşısında bir adım dahi atamıyor.

Cemiyet Başkanı "Ne yapılacaksa bizim de diyeceklerimiz vardır" derken haklı bir çıkış yapıyor. Eğriye eğri, doğru ya doğru.

Ama herkesin sözü de bir yere kadardır. Çünkü söz konusu olan kent planlaması denilen bilimsel bir meseledir. Bu mesele başlı başına bir meslektir. Ulaşım denilen mesele ise zaten üniversitelerin ihtisas kürsülerinde ders olarak okutulmaktadır. Dolayısı ile konu içine dahil olan insanlar düşüncelerini söyler ama iş bilim insanlarına bırakılır.

Devletimiz ne yazık ki bir kısım mimarın muhalefeti karşısında bütün mimarlara ve mimarlar odasına düşman hale gelmiştir. Bakın hükümet demiyorum. Devlet düşman hale gelmiştir. Her gün mimarlar odasına laf sokulmakta mimarlar adeta halkın önüne yem olarak atılmaktadır. Bunu diğer meslek odaları için de söyleyebiliriz.

Şimdi ne yapalım?

Bu ülkede mimarlık mesleğini yok mu edelim? YÖK ile konuşup mimarlık bölümlerini mi kapatalım? Ne yapılmaya çalışılmaktadır?

Ama aynı devlet Şoförler Cemiyeti'nin üyesini koruyucu yüksek sesi karşısında sessiz kalabilmektedir. Karayolu taşımacığına alternatif bütün ulaşım sistemlerini göz ardı edebilmektedir.

Bu da son derece düşündürücüdür.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.