Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

MODERN AĞA

Kısa sürelidir ama belirli aralıklarla bu itibarlı işini ifa ederken hep saygındır. Ve o kısa süreli görevi ona ciddi maddi ve manevikazanımlar elde ettirir ki diğer uzun aralığı beklemeye değerdir.

Demokrasi,temsiliyet, adil olma, emeğe saygı, sevgi, eşit mücadele imkânı gibi kelimeleri ağzından düşürmeyenler de çok sever bu zatları.Aslolan kazanmaktır, nasıl olursa olsun, hile, yalan, dolan mubahtır. Yani dereyi geçene kadar köprüde her haltı yiyebilirsin. İşin tuhaf, komik ve de acı olanı herkesin bunu kabullenmiş olmasıdır. Her şey herkesin gözünün önünde olur, o bakar, bakar, bakar… Hırsız çalar o bakar, o da ortaktır farkında olmadan veya üç maymunu oynayarak.

Delege; “Bir kongreye katılmak üzere seçilmiş olan partili.”diye tarif ediliyor. Buradaki sihirli kelime “seçilmiş!” İyi de seçilmiş demek, eline tutuşturulan kâğıdı oy sandığına atanlar tarafından mı yoksa kendi iradesini kullanabilme cesareti ve özgürlüğü olanlar tarafından seçilmiş mi?

Açık, şeffaf, yarışmacılığın olduğu ve katılımcı demokrasinin tecelli ettiği şekilde seçim olursa herkes sorumluluk taşır ve yetkisini özgürce kullanır. (Hayal!)

Bir de bunun naylon olanı var. Mısır’daki sağır sultanın bile duyduğu delege sistemi seçimlerinde düzmece listeler oluşturulur, delege ayarlanır, bu işte yeteneği(!) ve hüneri olanlar kazançlı çıkarlar. Vatandaş açısından iki dereceli seçim gibidir. Çünkü kendi oyu ile aday arasına bir başka seçmen(delege) girmektedir.

Yeni bir şikâyet konusu değilmodern ağalık. Kralın çıplak olduğunu herkes görüyor ama değiştirme yetki ve kudretinde olanlarında gördüğü husus devam ediyor, sanırım asırlar boyunca da süregelecek, seyretmeye ve yakınmaya devam, oğlum Seferde bunları yazacaktır.

Maalesef, 1980 darbesi sonrası siyaset şehirde zengin iş adamlarına, kırsalda ise şeyh, şıh, aşiret ağalarına bırakılmış ve siyasetçi profili dönüştürülerek nitelik eşiği düşürülmüştür.

Bir dönem önce haksızlığa uğrayanlar öbür dönem aynı hukuksuzluğu bu defa kendisi yapıyor. O yaparsa tukaka, sen yaparsan oh ne ala. Hani çürümüş bir şeyi elinizle tutmaya çalışırsınız da her taraftan dağılır ya, işte öyle bir çürümüşlük var.

“Kol kırılır yen içinde kalır” atasözü kurtarıcı bir sözdür, bunu yapanlar için. Masum ve saf partili de ona kanar ya da inanır gözükerek, “bu gerçekten yanlış” diyecek olsa hemen dışlanıp, muhalif, partili değil vb. sığ sözlerle dayak yermişçesine haşlanacağını bilir, mahalle baskısına direnmek istemez. En büyük güç bu samimi, saf insanlardadır ama kendini devasa sunan çığırtkanlarla uğraşmak istemez.

Birbirine yakın insanların arasında olabilecek sorunların yine bir bütünlük içerisinde konuşulması ve halledilmesi gerekliliğini belirten atasözümüze hiç katılmıyorum. Kol yen(elbise) içinde kalırsa bir daha kaynamaz, kangren olur.Hâlbuki kırılan kol tedavi edilmelidir. Kol öyle kalsın diyenler size esasında zarar veriyordur.Doğruolan duyulmasını istemediğiniz yani utanacağınız işleri yapmamaktır.Tam da tersine duyulmalı ki, yapanlar cezalandırılarak bir daha yapılmasının önü kapansın, yapanlar rezil rüsva olsun ki bir daha yapmasınlar. (Yazdıklarım tüm partilerin ortak sorunlarıdır).

1970’lerde Ecevit önseçim sistemini bile sakıncalı bularak kayıtlı tüm partililerin oy kullanacağı sistemi önermekteyken gelinen nokta merkez yoklamasıdır. Partinin kişisel çekişmelerle değil, kitlesel çalışmalarla güçleneceğini belirten Ecevit, faşizme karşı toplum katlarında kurumsallaşmak zorunluluğunu defalarca vurgulamıştı.

evevit-ve-sefer-ozgur.jpg

Trabzon Eski Belediye Başkanı (1973-1980) Sefer ÖZGÜR Karadeniz gazetesinde, “Siyasi Partiler ve Politika” başlıklı ve 24 Ağustos 1998 tarihli köşe yazısında şöyle yazmış:

“Egemen Milletten kaynaklanan demokrasi içinde yer alan seçimlerde delege sistemi bir nevi milletin yetkisini kısıtlama gibi bir durum oluşturur. Delege sistemi hizipleşmeleri artırır ve dolayısıyla parti disiplini de daha zayıflar. Ayrıca delege sistemi bazı menfaat grupları tarafından da kullanılabilir.”

Babamın yazısının altına,cani yürekten katılıyor ve 23 yıl sonra imzamı atıyorum. Naif insan ne de olsa, benim gibi modern ağa dememiş.

Kurumsallık olmadan kişisel gayretlerle başarılı olunamaz.Kurumsallık da kurallara uymaktan ve keyfi yönetimin olmamasından geçer. Keyfi yönetimin olmaması içinde, yazılı kurallara uymakla birlikte kontrol ve denetim mekanizması da sağlıklı şekilde çalıştırılmalıdır.

1950’li yılları değerlendiren politikacı Orhan Erkanlı daha da ileri giderek; “Politikacılar; parti çalışmasının ve seçim mücadelesinin oy almaktan ibaret olduğunu, kanuni, medeni ve vicdani sınırların bu maksatla aşılabileceğine inanıyordu” diye analiz yapmış, yani kısaca diyor ki; kazanmak için her şey mubah!

Bütün bu sorunların, ahlakın toplumda gelişemeyip körelmesinden kaynaklandığı aşikârdır. Dinden, mezhepten, kimlikten, etiketten, cinsiyetten bağımsız bir meziyet olan ahlak toplumda ne kadar gelişirse siyaset de kirlilikten o kadar arınacaktır.Ahlak ve vicdangeliştikçe de toplum değer yargılarıyla beraber her alanda gelişecek ve ülke daha yaşanabilir bir haledönüşecektir.

Bazı atasözlerine sığınan ve insanların umudunu kıran ezbercilerden olmamalı ve artık çok geç olmadan ezber bozulmalıdır.Haksızlıklar karşısında susanlar dilsizşeytana dönüşecektir.Dante ne güzel demiş,“Cehennemin en karanlık yerleri buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.”

Ne yazarsan yaz ne söylersen söyle, böyle gelmiş böyle gider de “söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil”, düşüncesiyle yazıyorum, belki fuzuli ama ne yapalım, yine de yazalım bari…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.