Mustafa Reşit Tarakçıoğlu’ndan Muhacirlikte Trabzon ve Trabzon Hükümeti!

Trabzon tarihi süreç içerisinde önemli bir merkezdi. Pontus, Roma ve Trabzon İmparatorluğu dönemlerinde kale şehri ve başkentlik yapmıştı. Muhacirlik (1916-18) yıllarında ise dönemin Trabzon valisi Cemal Azmi Bey, Ordu’da geçici bir Trabzon hükümeti kurmuştu.
Mustafa Reşit Tarakçıoğlu, 1892 yılında Trabzon’un Tabakhane Mahallesi’nde doğdu. Sübyan mektebi, Şirin Hatun Mektebi, İmaret Mektebi, Kavak Meydan’daki İdadi Mektebini (Trabzon Lisesi) bitirdikten sonra 1911 yılında İstanbul Dar-ül Muallim’e (Yüksek öğretmen okulu) kayıt yaptırdı. Bir yıl sonra Balkan savaşı çıkınca gönüllü olarak cepheye gitti. Savaş sonrası tekrar okuluna döndü. 1914 yılında Birinci dünya savaşının çıkması üzerine eğitimini yarım bırakarak ihtiyat zabiti (yedek subay) olarak Erzincan’a gitti. 1916 yılında eğitimini tamamladı. Mustafa Reşit Tarakçıoğlu, öğretmenlik, okul müdürlüğü başta olmak üzere Milli eğitim Bakanlığında çeşitli görevlerde bulundu, Cemiyetlerde görev aldı, milletvekilliği yaptı.
***

Dün, Hikmet Öksüz ve Veysel Usta’nın yayına hazırladıkları Mustafa Tarakçıoğlu, Hayatı, hatıratı ve Trabzon’un yakın tarihi adlı eseri bir kez daha gözden geçirdim.
Tarakçıoğlu, Muhacirlikte Trabzon ana başlığı altında Trabzon boşalıyor ve Hicret Geceleri Trabzon bölümünde; Ordu’da Trabzon hükümeti kurulduğunu belirtiyor ve o günleri şöyle anlatıyor;
Düşman yavaş da olsa Trabzon’a yaklaşmakta idi. O sıralarda Trabzon Valisi olan Cemal Azmi bey, Ordu ilçemizde (Ordu ili o zamanlar Trabzon’un bir ilçesi idi) geçici Trabzon hükümetini kurmuştu. Trabzon hükümetine ait en lüzumlu dosyalar, defterler, sandıklara yerleştirilip kayıklarla Ordu’ya taşınmağa başlanmıştı. Trabzon Hükümeti, çıkmak isteyen halkın da Giresun taraflarına doğru şehri boşaltmalarını bildirmişti. O zamanlar şimdiki gibi mükemmel karayolumuz olmadığı gibi (eski karayolu) derelerimizin köprüleri de yoktu. 1916 yılının Şubat ayı soğuk, karlı tipili idi. Kayık tedarik edilip denizden yolculuk yapmak kolay değildi. Bu sebeplerden mağazalarda ve evlerdeki eşya, mal oldukları yerlerde bırakılmış çıkarılamamıştı. Alıcı olarak Rum ve Ermeniler vardı. Onlar da nasıl olsa Türk eşyası bize kalacaktır düşüncesi ile Türklerin eşyasını satın almamakta idiler. Ben birkaç kuruş harçlık yaparız diye çarşı pazarı şöyle bir gözden geçirdim. Yepyeni singer dikiş makinelerine 20 kuruş, büyük bakır tencerelere 5 kuruş bile verip satın alana rastlamadım.

Hicret geceleri
Geceleri Trabzon’a derin bir sessizlik, koyu bir karanlık çökmüştü. Kimsenin ağzı kerpetenle açılabilecek değildi. Halk yalnız canını alıp kaçmaktan başka çare düşünemiyordu. Zire gelen düşman ırza ve cana kıyan, aman vermeyen adaletsiz, zalim bir düşman idi, her neye mal olursa olsun çıkmak, yolda can vermek şehirde kalmaktan hayırlı düşünülüyordu. Hiçbir kimse ne yapacağını komşulara duyurmamakta idi. Sabah olduğu zaman komşulardan bir kısmının yuvalarını bırakıp uzaklaşmış olduklarını öğreniyorduk. Rum ve Ermeniler dükkanlarını açmayıp evlerine kapanmış idiler.

Kimsesiz kadın ve çocuklar
Hali vakti yerinde olan kimseler, at ve kayık tedarik ederek çoluk çocuklarını ve ufak tefek eşyalarını kaçırabiliyorlardı. Bir gün iskeleye gittim, imkan bulabilse idim, ben de bir kayık kiralayıp kocaları askerde olan yengelerimle, çocukları, ihtiyar annem ile babamı Giresun’un Bulancak bucağına gönderecektim. İskelede hükümet, ‘sevkiyat gönderme merkezi’ adı ile bir teşkilat kurmuştu. Sevkiyat merkezi hükümete ait kaçırılacak eşya ile memur ailelerini ve onların eşyalarını yine hükümetin kayıklarına doldurtuyor, o arada bazı ileri gelen şehir halk tabakasından olanların da bu kayıklardan faydalanmakta olduklarını, başka herhangi bir kimsenin sevkiyat merkezinden istifadelerine imkan olmadığını gördüm.
Sevkiyat merkezine üstü başı eski, sökük fakir kadın ve çocuklar toplanmışlardı. Bu kadınlar Trabzon şehrinin fakir aileleriydi. Sevkiyat memurlarına, ‘Bizim erkeklerimiz asker, dediler; paramız. Önümüze düşecek erkek, herhangi bir kimsemiz yok. Bizi, şu çocukları, düşmana ezdirmeyiniz, ne olur bizi kayıklara alarak kurtarınız, ırz ve namusumuz devletindir, siz bilirsiniz, bizi de alınız’ dediler. Bu feryat ve gözyaşları sevkiyat memurlarının nu kulaklarına giriyor ve ne de vicdanlarını kımıldatıyordu. Sevkiyat kayıklarına kimlere ait olduklarını bilmediğim eşyalar arasında çiçek saksıları da taşınıyordu. Vicdan parçalayan o hissiz manzaraya daha fazla dayanamadım, kendi başımın çaresini bulmak için oradan ayrıldım.

Rus kumandanı şehre buyur etti
Halkın Trabzon’dan çekilip uzaklaşmasına, yollarda yatıp yemesine hiçbir ilgi göstermeyen hükümet Ordu ilçesine çekildi. Halkın ancak üçte biri içeride kaldı. Ötekiler bizler gibi karlı, tipili Şubat ayında yollara düştü. Yürüyerek Trabzon’dan uzaklaşmaya çalıştı. Rumlar Trabzon’da geçici bir hükümet kurdular. Rum geçici hükümeti bugün Uzunsokak’ta Hüsamoğlu Yokuşu başında Doğumevi olan ve Fostropulo denilen bir Rum tüccarın evi olan binanın birinci katında toplantı. (Ben bu binada 1925 yılında Türk Ocağını açtım). Nihayet 4 Mart 1916 (işgal tarihi 18 Nisan 1918)  günü Rum hükümeti Değirmendere köprüsünün başında Rus kumandanı karşıladı. Rus askeri o gün şehre girdi.

Savaş yıllarında Trabzon
Ruslar Trabzon’a girmeden önce 1914-16 savaş yıllarında Trabzon’da mebus Naci bey tarafından Meşveret adlı bir gazete çıkarılırdı. Yine o yıllarda Kemerkaya Mahallesinde bir evde Türk Ocağı açılmıştı. Ocağın başkanı askerlikten ayrılma Muhsin bey adında bir zattı, ben de idare heyetinde üye idim.
Kafkas cephesine gidecek olan tüfek, cephane, giyecek ve sağlık işlerine ait her türlü ihtiyaç maddeleri, İstanbul’dan deniz yolu ile Trabzon’a gelir ve Erzurum’a gönderilirdi. İstanbul/ Erzurum demiryolu yoktu. Trabzon ile Erzurum arasındaki yol düzgün değildi. Kamyon, otobüs, otomobil icat edilmemişti. Bütün bu yükler at, katır, deve sırtlarında, dört at tarafından çekilen Turgun arabaları ile taşınırdı. Bu yolda yılın 6 ayı kar nedeniyle kapalı idi…
***
Mustafa Reşit Tarakçıoğlu’nun hatıraları okunmaya değer.
Gelecek hafta Tarakçıoğlu’nun hatıralarından bir iki bölüm daha aktaracağım…

Hasan KURT

 

Önceki ve Sonraki Yazılar