MUTLU OLAN KİM?

Toprak insanlar, bitkiler, canlılar ve tüm organizmalar için vazgeçilmez bir yaşama ortamı, doğal bir mekândır. Ünlü ozanımız Aşık Veysel toprağın önemini ne güzelde ifade etmiş; "Dost, dost diye nicesine sarıldım / Benim sadık yârim kara topraktır."
Toprak, üretimdeki önemini tarih boyunca korumuştur. Bu nedenle devletler, verimli topraklara sahip olmak için pek çok mücadele vermişlerdir. Bu, toprağın üretimde olduğu kadar yönetimde de önemli olduğunun bir kanıtıdır. Kaybedildiğinde tekrar geri kazanmanın neredeyse imkânsız olduğu toprağı yönetmek, korumak ve üretimde kalmasını sağlamak için Anayasa’mızın 44. maddesinde, “Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yer altı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz…”, 45. maddesinde, “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerin sağlanmasını kolaylaştırır…” ve 166. maddesinde ise “Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir” amir hükümleri yer almaktadır.
Dünyadaki topraklarının ancak %10'unda üretim yapılabilmektedir. Ülkemizin arazi varlığının ise yaklaşık %18,6'si çayır ve mera, %28,6'sı orman ve fundalık olup,%31,1'i tarım alanlar, %20,3’ü diğer ve geriye kalan %1,4’ü ise su alanlarından oluşmaktadır. Tabloya bakacak olursak aslında toprak ve su fakiri bir ülkeyiz. Elimizdeki bu kıt yaşam kaynaklarımızı korumak ve en ekonomik şekilde değerlendirmek Anayasanın ve 5403 sayılı toprak koruma ve arazi kullanım kanunun ilgili maddelerine göre toprak katliamlarına yapılması gereke iş ve işlemler açık ve net bir şekilde ifade edilmektedir. 542 kilometre uzunluğundaki Karadeniz sahil yolunun büyük çoğunluğu deniz dolgusu üzerine inşa edildi. 1970’e kadar 118 km olan Trabzon sahilinin 85 km’si doğal kumsallardan oluşuyordu. Deniz Bayramı’nda haklın tamamı denizle buluşuyordu. Buluşma noktaları olan doğal kumsalların %85’i yok edildi. Trabzon’da ise 1960’tan sonra yaşam alanları açmak için kullanılan en yaygın yöntem olan deniz dolgusuyla toplamda 900 hektarlık alan kazanıldı. Diğer dolgu projeleri ile deniz bizlerden 500 metre uzaklaştırıldı. Gülcemal’le bu ayrılık bir kilometreye kadar çıkarılacak. Üzüntümüz denizin bizden uzaklaştırılmasının proje olarak önümüze konulması!
Aslında sadece suçlu olarak doğal alana tarım toprağıyla dolgu yapılarak oluşturulan proje Gülcemal değil. Aslında Kıyı Kenar Kanunu’na rağmen yapılan oteller, moteller, lokantalar, beton santralleri, şahsi konutlar ve diğer müştemilatlar sahillerin toplum yararına kullanılmasından çıkarılıp bireysel kullanıma geçmesi sağlanmaktadır. Görünen o ki önümüzdeki yıllarda her ilçeye bir deniz dolgu projesiyle de geri kalan doğal yaşam alanları da yok edilmeye devam edilerek, suni yaşam alanları oluşturulacak. Merak ediyoruz; deniz kendi mülkleri olsa aynı tahribatların yapılmasına müsaade ederler mi? 
Kamu kurum ve kuruluşları da kıyıları mevzuata aykırı, doğal yapıyı bozan ve zarar verici şekilde dolgu dahil kullanmaktadır. Kamu kurumlarının, kıyı ihlallerinden kaçınmasının ve mevcut ihlallerini kaldırmasının bu alanda hem iyi uygulama örneği teşkil edeceği hem de kıyı alanlarındaki diğer ihlallerin kaldırılması çalışmalarını olumlu etkileyeceği doğru bir yaklaşım olarak düşünülmelidir. (Sayıştay’ın kıyıların kullanımının denetlenmesinin uygulanması raporu 2016)
Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili fakat denizlerimizi sevemedik. Hep çöplük olarak gördük, en kötü muameleyi ona yaptık. Karadeniz’e yapılan dolgularda gözünün yaşına bakmadan en kıymetli tarım topraklarını hırçın dalgalara teslim ettik. Yapmış olduğumuz standart olmayan vahşi dolgularla verimli tarım toprağını Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla çamur haline getirip balık yumurtalarının üzerine sır olarak bırakarak, yumurtalarının bozulmasına sebebiyet vermektedir. Bu tür yanlış uygulamalardan dolayı bir zamanlar 300 türe yakın balık yaşarken şimdiler de ise 15-20 türe kadar geriledi. Aynı zamanda balık popülasyonundaki azalmadan kaynaklı, balıkçı tezgâhlarında son yıllarda balık yerine sebze satılması bizleri düşünceye sevk etmeli! Dünyada denizlerin ilk 5 metresi balıkçılık için en verimli, ekolojik ve ekonomik sahadır. Bizler ilk 5 metreyi çoktan kaybettik. Şimdi hedef 10-15-20 metrelere doğru gidiyoruz. Deniz ve deniz canlılarının yaşam alanlarına bu şekilde müdahaleye devam edersek gelecek nesillere kokan ve ölü bir deniz bırakacağız. Oysa denizler insanlar için gıda deposudur. Toprağa ve denizlere yapılan kötü muamelelerle gelecek nesillerin sonsuz besin kaynaklarına ulaşmaları engellenmektedir. Toprağın ve denizin yok edilişini tiyatro izler gibi sessizce izlemeye devam ediyoruz.
Kentle ilgili bir proje üretilirken kent halkının görüşüne başvurmak demokrasinin en temel uygulama biçimidir. Kentle ilgili hayati kararlar üç beş yönetici tarafından alınmamalıdır. Yoksa gelinen son nokta; deniz mutsuz-deniz ile buluşmak isteyen halk mutsuz, balıklar mutsuz-balıkçılar mutsuz, toprak mutsuz- sahil mutsuz.
Mutlu olan kim?
Ya da kimler?
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.