Narman’dan Erzurum’a doğru…

   Erzurum'a en kısa sürede ulaşmak için öğleden sonra yolculuğumuza devam ettik ve üç saat uzaklıktaki büyük YTerpent (Yukarı Çamlı) köyüne gitmeye karar verdik.
  Narman'da olmak ile farklı bir yerde değilsiniz. Yukarıda sözü edilen ve tüm bölgeyi kaplayan aynı çukur-vadinin içindesiniz. Başlangıçta 10 dakika genişliği olan vadi, bir saat sonra vadi-ovası haline gelmektedir. Vadinin yüksekliği fazla olmadığı, hatta Ardahan’ın Kura ve Kjöla vadisinden 300 m alçak olduğu için yükseklik olarak çokta önem taşımamaktadır.
Yolumuza devam ettikçe dağların alçaldığı ve zamanla küçük tepelere dönüştüğünü görmekteyiz.
Burada görünen alçak tepeler yüksek dağların eteklerini oluşturmaktadırlar. Bu durum güney-doğu için geçerli olduğu kadar, şüphesiz ki dağların
 arkasında, sağ, kuzey-doğu tarafında daha da belirgin yüksek dağların eteklerinde oluşan vadiler, büyük Çoruh vadisiyle, sonuç olarak güney-batı tarafında, Oltu Çayında birleşmektedirler.6f358774-d8e1-4efe-907e-383c5d02293d.jpg Plütonik oluşumlar, (soğumuş kütlelerden oluşan kayalar) özellikle porfir benzeri trakit taşlar, iki dağı ve vadi-çukurunu oluştururken, yuvarlak eğimler arasında nadiren çıplak ve daha az kaya duvarları görülmekte olup, bazı yerlerde ise Neptün misali yağışların doğada lifli şekiller oluşturduğu görülüyor. Ne yazık ki mevsim geçmek üzere olduğu için bitkisel incelemeler yapamadım.

   Genel olarak söylemek isterim ki, dağlarda olduğu gibi vadi boylarında da yeşil örtü doğaya hâkimdi ve ara sıra ince kırma taşlar ortaya çıksa da, fazla uzamadan yine yeşil örtüde kayboluyor ve varlığını sürdüremiyorlardı.
Bitki olarak her şeyden önce turpgillerden, özellikle Takson otu ve Çivit otu. Ayrıca kekik, zater, geyik otu, nane, civanperçemi, pelin otu, sığırkuyruğu ve kınagiller ailesinden birçok çeşitlerini gördüm.
  Gün batımından önce hedefimizde olan YTerpent (Yukarı Çamlı) köyüne vardık ve her tarafı açık bir handa kalacak yer bulduk. Gündüz dahi Oltu’dan daha serin olan bu vadi, gecenin saat 10unda termometre ancak 6 dereceyi gösteriyordu ve adamlarımızdan birisi ateşi sürekli yakması için nöbet tutmak zorundaydı.
YTerpent (Yukarı Çamlı) köyü Çoruh vadisi Ayanlarının isyankâr ayaklanmasından önce çok daha gelişmiş bir kasabaydı ama şimdilerde sadece 60 hanesiyle 300 nüfusu kalmış. Konumu nedeniyle Erzurum sınırında olan bu köy, Fırat ve Aras nehrinin kaynaklarını oluşturan dağların kuzey tarafında; yani Erzurum Paşasının karargâhının olduğu tarafta olması nedeniyle isyandan en fazla etkilenenler arasında olmaktan kurtulamamış. İsyan bastırıldıktan sonra yeniden düzene konulan Narman sancağının bir parçası olarak tekrardan kendisini idame etmenin gayreti içindedir. Türk-Rus savaşı nedeniyle Rus haritalarında görünen köylerden eser kalmamış, yıkılmış viraneye dönmüşler. Terpent (Yukarı Çamlı) köyünde sadece evler farklı bir dış cepheye bürünmüyor; aynı zamanda Tao ülkesine girdikten sonra yavaş yavaş kaybolan Gürcü karakteri de burada tamamen kaybolduğu görülmektedir.
ea76b87d-cb32-4bce-9ebf-7692d0a32389.jpgBuradaki insanlar Klarceti bölgesinden çok daha farklı ve karışık oldukları görünüyor. Bir bakıyorsun Ermeni görünümüyle, sonra yine Gürcü yapısıyla karşınıza çıkıyorlar. Evler genellikle ırmaklardan toplanan basit taşlardan yapılmış olup bazılarının da harçla yapıldığı gibi Gürcü usulü taşlardan yapılanlar da vardı.
Eylül'ün 8inde güneşin neredeyse henüz doğmadığı saatlerde yolculuğumuza devam ederek ve iki saat boyunca bir önceki gün gibi güneybatı yönünde Erzurum’a doğru ilerledik.
 
Erzurum yollarında…
 
   Giderek daralan vadide olduğu gibi daha sonra Erzurum, Hasan Kale ve Ermeni dağlarında gördüğüm trakiti kayalar ve taşlar siyahımsı renklere dönüşmüştü.
Gittiğimiz vadinin belli noktalarında yol geçit vermiyordu, yamaçlardan çıkmak zorunda kaldık ve sadece bir vadinin dışında her iki tarafın tüm vadilerinden hırçınca sular akıyordu. Devamında Oltu suyunun kaynağını aldığı çukur bir vadiye geldik, derenin tabanı çamur ve bataklıktan oluşuyordu.
  Takriben 1 ya da 1½ saat sonra Oltu Suyunun en son kaynağında vadiden ayrılarak keskin dönemeçli bir yoldan yükselmeye başladık. Muhteşem bir Alp karakterine bürünmüş doğanın içinde çok nadiren kayalar görünüyordu. Otlağa gelmiş hayvan sürüleri doğanın ikram ettiği bol ve doyurucu yeşil çayırlarda kimseye aldırmadan otlamaya devam ediyorlardı.
Otlaktaki hayvan sürülerinin ortasında gri-siyah bir çadır ve yanında beyaz bir ev görünüyordu. Bizi gören köpekler dişlerini parlatarak bize doğru koşarak geldiklerinde sanki bizi yolumuzdan engelleyecek gibiydiler. Köpeklerin havladığını duyan evin kızları ve kadınları bize acımış olacaklar ki köpekleri geriye çağırdılar.
Nihayetinde yırtık elbiseler içinde güçlü duruşuyla İtalyan mafyalarını andıran bir erkek elinde ahşap bir tas içinde sulandırılmış ayran getirdi. Adamın bakışları ve görünümü hiçte iyimser değildi. Eğer yalnız olmasa ve arkadaşları yanında olsa bizi rahat bırakacağından hiçte emin değildim.
Gerek kızlar gerekse kadınlar doğunun diğer yerlerinde olduğu gibi çekimser değillerdi, etrafımıza toplanarak meraklı ama güzel gözleriyle bizi inceliyorlardı.
Oradan ayrıldıktan sonraki yolumuz sürekli yokuş olarak devam ediyordu ve dağın arkasına geçtiğimizde yeni bir vadi görünüyordu.
Çok hafif olarak batıya sapmasıyla kuzeye doğru akan, derin bir koyutuyla sağında ve solunda dar boğazlardan oluşan diğer koyutların oluştuğu, uzunluğu 10 saatten fazla olmayan Tortum vadisine gelmiştik.
Vadinin sularının Çoruh nehrine karışması 1½ saatten fazla değildir ve bu iki suyun arasından Oltu Suyu akmaktadır. Öteki taraftan ise yukarıda sözünü ettiğimiz Balhar suyu köyün çok yakın mesafesinden akarak yoluna devam etmektedir. Tüm Tortum Suyu vadisi kendine özgün bir Sancak olarak ve adını vadiden alan Tortum kasabasından yönetilmektedir. Sancağın Müsellimi ise şimdilik Tortumda değil, Çoruh vadisinden 1½ saatlik mesafede olan bir köyde kaldığını söylediler.
Vadinin başlangıcı ve muhtemelen sonunun darlığı nedeniyle, yolcular yamaçlardan ve koyutlardan gitmek zorunda olsalar da, eski bir kale ile Tortum'un bulunduğu orta kesimlerin görülmeye değer güzelliği gözden kaçmıyordu.
Aralarında büyüklük farkı olmayan ve sadece çok az irtifa farkıyla iki ırmak Tortum'un sol tarafından geçerek Tortum suyuna akıyorlar. Tortum Suyunun güneyinde sadece bir saatlik mesafede kurulmuş olan Tortum, meyve bahçeleriyle Pertekrek Sancağını aratmayacak kadar sevimli bir kasaba olarak karşımıza çıkıyor. Erzurumluların meyve ihtiyacını karşılayan Tortum bahçelerinin yanında Erzurum zenginlerinin masasını süsleyen balıklar da bir saatlik genişliği olan Tortum gölünde tutulmaktadır.
                                       ***************************
 
   57f6ffd2-1c39-4c58-b473-61bf1e8a3a38.jpg Yörenin Trakiti taş yapısı Kireçli Dağına kadar devam ettikten sonra yerini porfir kayalara bırakıyor. Derin vadilerde Neptün yağmuru misali ince tabakalar görünürken, aşağılara indiğimizde alçı taşları ve daha sonra gri-beyazımsı kireç tabakaları doğanın karakterini oluşturuyordu. Vadini biraz daha derinliklerinde beyaz bir alan gördük ve yerlilere sorduğumuzda burada tuz ürettiklerini, onun için bu köyün adının da Tuzlaköy olduğunu söyledil
er.

Önceki ve Sonraki Yazılar