07.12.2021, 10:06

Neyi Değiştirmek İstiyorum, Biliyor musunuz?

Hani hep derler ya 'Değiştirmek istesen neyi değiştirmek istersin?' diye! Biz ise hep şahsımız üzerinden düşünür, kendi refahımızı ne avantajlı kılacaksa onu söyleriz. Halbuki şimdi hepimizin refahını avantajlı hale getirecek bir değişiklik istiyorum. Evet, evet hepimizin! Şimdi bulunduğumuz dünyadaki yerimizi tamamen değiştirecek bir değişiklik istiyorum.

Merak ettiniz değil mi? Ama inanın söylediğimde bana çok hak vereceksiniz. Şöyle bir değişiklik istiyorum: Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra ne yazık ki on beş yıl yaşadı. Bunun son iki yılı hastalıkla geçti. Şimdi bir düşünün! Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan sonra sadece otuz yıl yaşamış olsaydı, dünyada bizim yerimiz ve refah düzeyimiz nerede olurdu? Evet, evet nerede olurdu? Bir düşünün?

Ama isterseniz size bazı hatırlatmalar yapayım; çünkü çok çabuk unutuyoruz. Nereden geldiğimizi yani tarihi kökenimizi çakma tarihçilerden ve akıl yoksunu olanlardan dinliyoruz. Ne yazıktır ki devleti temsil edenler bunlara sahip çıkıyor. Ne kadar üzücü ve incitici değil mi? Bir türlü gerçek tarihi gerçek tarihçilerden ve gerçek tarih kitaplarından okuma isteğini yakalayamadığımız gibi dizi filmleri bile gerçek tarih zannediyoruz!

Neyse, ben hatırlatacağım konuya geleyim.

Cumhuriyet, büyük mücadelelerle kurulmuş ama mücadele daha bitmemişti. Daha yapılacak çok iş vardı. Halkın çoğu, köylerde yaşıyordu. Yaklaşık kırk bin köy vardı; ama otuz beş bin köyde öğretmen yoktu! Varolan öğretmenlerin dörtte biri eğitimsizdi! Ülkede erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların yüzde dördü okuma yazma biliyordu. Evet, evet yanlış okumadınız! Toplumun yüzde doksan beşi okuma yazma bilmiyordu.

Daha da ilginci ülkede traktör, yok denecek kadar azdı. Millet, tarımı kara saban kullanarak yapıyordu. Ayçiçeği üretimi yoktu. Ekmeğin unu bile ithaldi. Sizi duyar gibiyim, şimdi de aynısı diyorsunuz! Evet, o da doğru! Ülkede sulu tarım birkaç bin hektar alanın dışında yapılmıyordu. Halk birçok hastalıkla savaşıyordu. Tifüs, tifo, verem insanlarımızı öldürüyordu. Bitlenmeyen o dönem yok gibiydi; bitle başa çıkamıyorlardı.

Doğan bebeklerin ve doğuran annelerin her beşinden biri ölüyordu. Düşünebiliyor musunuz, ortalama ömür kırk yıldı. Tüm yurtta beş yüz elli dört doktor, altmış eczacı vardı. Daha ilginci lisanslı dört hemşire vardı. Sadece yüz otuz altı ebe vardı. Merak etmeyin, diş hekimini unutmadım; zira diş hekimi yoktu!

Savaştan sonra binlerce ev yakılmış ve yıkılmıştı. Ülkede bulunan madenler ve demiryolları hepsi yabancılarındı. Ülkenin toplam sermayesinin sadece yüzde beşi Türklerindi. Ülkenin çoğu yerinde elektirik yoktu. Bu ülkede dört mevsim kullanılacak yol yoktu. Sanayi adı verilebilinecek sadece iki yüz on altı işyeri vardı. Kısacası cepte para yoktu, iş yoktu, başını sokacak ev yoktu.

Kadınlara eşit eğitim hakkı yoktu. Meslek edinme hakları yoktu. Miras hakları yoktu. Seçme ve seçilme hakkı yoktu. Her şeyden vazgeçtim; nüfus sayımında sayılma hakları yoktu. Kısacası kadının adı yoktu. Yurtta basılan kitap sayısı birkaç bini geçmemişken aynı dönem Avrupa'da ikibuçuk milyon kitap yazılmış ve beş milyon satılmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkemizi bu olumsuz durumundan alarak on beş yılda nereye getirdiğini bir daha düşünün! Daha sonra ona bir on beş yıl daha ekleyin. Şimdi bir daha düşünün ve dünyadaki yerimizin nerede olacağına siz karar verin!

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Kaynak: Sayısal veriler ve bazı anlatımlar İBB arşivinden alınmıştır.

Yorumlar (1)
Hülya 2 ay önce
Kendi ömrünü Vatanı uğrunda harcadı.Bıraktıklarına sahip çıkabilseydik bile yerimiz farklı olurdu.Ksleminize sağlık.
Namaz Vakti 18 Ocak 2022
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
6
parçalı bulutlu