OLMAK ve GÖRÜNMEK 

"Elim birine değsin, 
Isıtayım üşüdüyse 
Boşa gitmesin son 
sıcaklığım! "

Rıfat ILGAZ 


  Sevgi bütün canlılarda var olan bir duygu kanımca. Karşılığını beklemeden, düşünmeden, üzerinde "hesap‐kitap" yapılmayan tam "insanca" bir duygu. Nasıl insanca ise birçok hayvan türünde ve kimi bitkilerde var olduğu saptanmış. Sevmenin dışında bitkiler ve hayvanlar dünyasının büyük bir bölümüne uzak olduğum için çok şey söyleme hakkım yok gibi. 
   Ancak hayvanlar kümesinin bir alt kümesi sayılan "insanlar" için dillendirilen, üzerinde çokça söylenen, yazılan "sevgi", "sevmek", "saygı " ,"aşk "gibi değerlere ilişkin söz hakkım var diye düşünüyorum. Kendimde hak görmekten öte konuya ilişkin birikim, gözlem, deneyim, yaşanmışlık üzerinden hatırı sayılır yıllar boşa gitsin istemem doğrusu. Eğitimcilik yaşamım, değişik yaş kümelerindeki öğrencilerle —ilk, orta, lise, üniversite—ilişkiler, alanıma yönelik ders içi ve ders dışı etkinlikler ve sosyal- kültürel ilişkiler ağı çocukları ve gençleri etkilediği, beslediği, büyüttüğü kadar beni de besledi, geliştirdi. 
   Kim bilir, belki bundandır Rıfat ILGAZ Hoca’nın son şiirini yukarıya almam!
   Bu karşılıklı "beslenme" ve "büyüme " farklı düzlemlerde tek ve düz bir çizgide gitmedi kuşkusuz. Kimi zaman güllük-gülistanlık bahçeler ürettik elbirliğiyle. Kimi zaman çorak alanlarda günü kurtarmak için didiştik, "patinaj " yaptığımız da oldu. En az kayıpla günü nasıl aşarız hesabımız da oldu ne yazık ki...
     Sözünü ettiğim devinim örgün eğitim kurumlarının dışında dernek, kitle örgütleri gibi yapılarda da sosyal-kültürel-sanatsal olarak süregeldi...
    Yokluk ve yoksunluğundan ötürü insanımızın biçim ve öz değişimine uğradığı...
    Hani günümüzde açlığını her zaman duyumsadığımız, dile getirdiğimiz...
    "Ah bizim zamanımızda" diye başlayan serzenişlerle hayıflandığımız O GÜZEL DUYGULAR... Biraz nostalji—eskiye özlem —mi sadece. Kendimizi, kuşağımızı, o dönemi övmek mi derdimiz. 
Genel tarihimizden öteye yakın tarihimizi bilmek aksaklık ve eksikleri saptamak, bunları düzeltmek için planlar yapmak ve uygulamak için zorunlu bir "muhasebe."
Biraz da önsezi ve öngörü!
   Gelmek istediğim nokta, daha doğrusu beynimin- yüreğimin beni "koştur koştur" ettiği, "hadi artık!" diye zorladığı sığlık, yapaylık, bencillik, dürüstlük ve samimiyetten yoksun çok yönlü ilişkiler sorunsalı.
   Hani" öyle olmak" yerine öyle görünmek gibi...
   Dürüst olmak yerine dürüst görünmek gibi...
   Samimi ve içten olmak yerine öyle görünmek gibi...
   Sevmek yerine seviyor görünmek gibi... 
   Bu "gibi"leri daha da çoğaltmak olası. Bütün bunlara prim veren anlayış da hiçbir dönemde olmadığı kadar yüksek, yani "getirisi" bol. Durum bu olunca, yani "ölçüt" değişince, değiştirilince sonuç doğal olarak ölçüte uygun çıkıyor.  Bencillik, bireycilik, çıkarcılık, nalıncı keserini elden bırakmamak... "Çok daha tehlikeli, artarak gelen ETİK KIYIM ve ÇÜRÜME!..." Liberalizm" mi ne diyorlar....
    .......
   Yaşamı salt bu denklem üzerine kurunca" sevme" eyleminin bütün türevleri de buna uygun formüllerle biçimleniyor. Bulutlar yere iniyor, fırsat bu fırsat diyen yığınlar üzerine çıkarak gökyüzüne kolayca ulaşıyorlar! 
    Bir Cumhuriyet öğretmeninin, ŞEFİK EREN SINIĞ' ın acı öyküsünden sonra, ölümünde Ceyhun Atuf KANSU bakın neler söylemiş;
“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin... ve sonra öleceğim.”


— Yarınlar güzel olacak—

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum