Önder Bülbüloğlu ve "Bir Zamanlar Trabzon"

"Tebrik ediyorum.Kendisini okutan bir kitap yazdınız." Bu ifadeler, dün Ankara’dan arayan Trabzonspor eski başkan yardımcısı iş adamı Önder Bülbüloğlu’na ait. Önder bey, Trabzon eski adı Tirzik olan Aktoprak köyünden… Babası 1960’lı yıllarda Trabzon’dan Ankara’ya göç etmiş… Önder Bülbüloğlu, yalnız Türkiye’nin değil dünyanın en büyük vinç ve çelik endüstri firmasının sahibi… Bülbüloğlu, bu firmayı sıfırdan kuran bir sanayici.

Önder Bülbüloğlu, ‘Bir zamanlar Trabzon’ adlı eserimizi de bir solukta okuyan biri. ‘Hasan bey, Trabzon’u güzel özetlemişsiniz. İnsan okurken üzülüyor, binlerce yıllık tarih ve kültür; hırs, rant ve basiretsiz yöneticiler tarafından mahvedilmiş. Osmanlı’nın yaptığını Cumhuriyet döneminde yapamamışız ve hiçbir şeyi koruyamamışız, bitirmişiz. Avrupa şehirlerini, kasabalarını hatta köylerini gezerken, oraların nasıl korunduğunu görünce üzülmemek elde değil. Kitap, Trabzon tarihi için güzel bir inceleme ve derleme, kendini okutuyor, tebrik ediyorum’ dedi.

Bende, ‘Önder bey, Trabzon’daki yıkımlar ve tahribat 1940’lar itibarıyla başladı. Eski gazetelere göz attığımızda bu yıkma olayını net bir şekilde görüyoruz. Etkili yazarlar, yıkma taraftarıydı. Yıkım o yıllarda başladı 1980’lere kadar geldi. 80’lerden sonra yıkılacak, tahrip edilecek fazla bir şey de kalmamıştı’ dedim…

***

 

1974-75 sezonda Türkiye ligi şampiyonu olan Trabzonspor, 1975-76 sezonu Şampiyonlar ligine katılmak için iki eleme maçı yapacaktı. İlk rakip Akrenas’tı. Akrenas’ı İzlanda’da 3-1, Trabzon’da da 3-2 mağlup etmişti. 2. turda Trabzon’da Liverpool’u, Cemil’in penaltıdan attığı golle 1-0 mağlup etmiş rövanş karşılaşmasını 3-0 kaybetmişti. O sezon Trabzonspor; Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazanan Liverpool'a, Avrupa maçlarındaki tek yenilgisini tattırmıştı.

Önder Bülbüloğlu, o yıllarda Ankara TED Kolejinde okuyordu. Bülbüloğlu, memleketine gelirken uçakta Akrenas kafilesi ile karşılaşır, Akrenaslı futbolcularla sohbete başlar ve kafile Trabzon havaalanına indiğinde Akrenaslılar Bülbüloğlu’nu bırakmazlar. Bülbüloğlu, Trabzon’da iki gün Akrenas kafilesine tercümanlık yapar.

Önder bey, TED Kolejini bitirdikten sonra Turizm Bakanlığının açtığı turist rehberlik sınavına girer ve kazanır. Soluğu Trabzon’da alır.

Bülbüloğlu o günleri anlatırken, ‘Hasan bey kitabınızı okurken aklıma 1979 yılında Maçka Sümela’ya getirdiğim Hollandalı bir turist ve Sümela’da karşılaştığım Yunanlı grup geldi. Ağustos’un 15’iydi. Hollandalı turiste Meydan’da Park taksiden bir araç kiraladım. Sümela’ya yaklaştık. Hava sisli. Araçtan indik. Manastırın olduğu bölgede, yukarıda bir gürültü. Patika yoldan Manastıra çıktık. Bir de ne göreyim, 50-60 kişilik bir Yunan grubu ayin yapıyordu’ dedi.

15 Ağustos, Ortodokslar için özel gün. 15 Ağustos, Ortodokslarca kutsal bir gün olmasının yanı sıra bir de Trabzon’un fethedildiği gün! 

Önder Bülbüloğlu, yazları Trabzon’a her geldiğinde mutlaka yer aldığı Aktoprak (Tirzik) takımı ile turnuvalara katılırdı. O yıllardaki bir turnuvada, takımın santraforu Turizm Bölge Müdürü merhum Cevat Şentürk’ün oğlu şimdiki Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Altan Şentürk’tü. Altan, santrafor oynamasına rağmen golleri Önder Bülbüloğlu atardı. O yıl turnuvanın şampiyonu Tirzikspor olmuştu…

Önder Bülbüloğlu ile geçmişe daldık, uzun uzadıya sohbet ettik. Eski günleri yad ettik. Önder beye sağlıklı ve mutlu yıllar diliyoruz.

 

Yüksek İstişare Kurulu!

Yüksek İstişare Kurulu(YİK), Rahmetli Necmettin Erbakan Refah-Yol hükümetinin başındayken İran’a yaptığı bir ziyaretten öğrenip Refah Partisine uyarladığı bir garabettir.

Mollaların, ‘Ülkede demokrasi yok ama meseleleri aramızda konuşup hallediyoruz’ diye halkı uyutmak için uydurduğu göstermelik bir yapı. Güya İslam’daki şûradan alınmış!

Oysa İran’da herkes bilir ki, hayatın her alanında mollaların sözü geçerlidir.

Halkın iradesi diye bir şey söz konusu değildir. Daha doğrusu halk diye bir dertleri yoktur İran’daki mollaların.

İşte rahmetli Necmettin Erbakan bir İran gezisi dönüşünde adına YİK denilen bu garabeti Refah Partisine dikte etti edeli parti eridi. Parti Fazilet’e dönüştü, parçalandı ama hiç akıllanmadılar. Saadet’e dönüştü, baraj altına düştü, meclis dışı kaldı, oy oranı % 5’e düştü, yetmedi % 1’in altına indi. İmkânı yok o garabeti düzeltmediler. YİK üyeleri yine orada Terrakotta heykelleri gibi durmuş mucize bekliyor. Yıllarca yazdık, zaman değişti, gençler tüyüyor bu partiden. Mümkün değil. Koydular partinin başına kendileri gibi yaşlı bir adam, onula iktidara sadece tepki gösteriyorlar. Bunu da politika yapmak zannediyorlar. Tek emirleri var tabana. YİK denilen o Politbüro yapısına kayıtsız şartsız itaat. Oğuzhan Asiltürk bin yıl daha o merkezde oturur, her uyduruk kongrede mikrofonu eline alır ve ‘’ee ıı ee ıı’’ diye konuşur. Herkes de susar. Bu garabeti de mübarek bilen yığınla saf Müslüman mevcut maalesef. Bir kerametleri yok ama hoca onlara biat edin demişmiş!

Durum o denli trajik ki, Temel Bey’i CHP ile görüşmeye gönderdiler, Mehmet Bekâroğlu görüşmelerde ona bir politikacı değil psikiyatrist gözüyle baktı.

***

 

İktidardakilerin bir çoğunun büyük bir ülkeyi idare edecek bilgileri ve olgunlukları yok.  Yasama, yürütme ve yargıyı tek bir kişiye bağladılar. Adına da başkanlık sistemi dediler. Yetmedi bir YİK de bunlar kurdular. Neyi kime ne için danışacakları belli değil. Bir ülkeyi yönetmek demek o ülkeyi mevcut anayasasına, diğer alt kanunlara göre yönetmek ve meclisle denetlettirmek demektir. Diğer konular teknokratların, mühendislerin, doktorların ve şairlerin işidir. Hukuk, kanunlar ve mühendislik!

Bu ülke Bülent Arınç gibi tepeden tırnağa popülist bir adama ne danışıp hangi meselesini halledecek! Anayasa, kanunlar, meclis, devlet kurumları, milleti medya vs. Bütün bu enstrümanları kullanarak ülkeyi hukuk dairesinde yönetmek varken bir kola kasasıyla siyasete girmiş bir adamdan ne umabilir ki?

İki de bir imam hatiplilerin akıl çapı! diyorum da kızıyorlar bana. Bülent Arınç’a akıl danışmak için mi okudunuz o liseleri o enstitüleri, o üniversiteleri? Yok sizde işte, akıl yok, mantık yok, felsefe yok, görgü yok, bilgi yok, adap yok, din desen sürekli bir istismar konusu. Olsa on sekiz yıl boyunca görürdük ve yazardık. O kadar vicdansız değiliz, korkmayın! (Metin Kondel)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar