İsmail Kansız

İsmail Kansız

ÖNLÜKLERİMİZ SİYAH HAYATIMIZ RENKLİYDİ

Ve biz siyah beyaz önlüklerin içinde geleceğe karamsar bakmayan hayatın tüm renklerini yaşayan çocuklardık...
Büyüklerimize çok güvenirdik de bilmezdik bize her gün içirilen sütün Amerikan süt tozu olduğunu... Neneler vardı. Ellerinde büyük büyük güğümler. Döküp dururdu kazanlarda kaynattıkları süt tozundan oluşmuş sütleri bardaklarımıza... Çoğumuz içmez, içer gibi yapardık da, öğretmene yakalanmamak için idi çabamız.

Hoş anladık ki sonradan onlar da sevmezdi bu tozun tadını. Hatta arkasında çapanoğlu arayanlar da çoğunluktaydı.

Bir de aşıcılar vardı.

O anlarda kızardık ama, sonradan anladık kıymetlerini.

Ne kadar bulaşıcı hastalıklar varsa meğerse onlara karşı bizi korumak içindi vurulduğumuz aşılar.

Varsa hayata karşı biraz direncimiz o aşıların da faydasını inkar etmemek lazım.

Ama hâlâ çözemediğim bir şey vardır. Her aşıcı geldiğinde önce öğretmen sıyırırdı kolunu bize cesaret vermek için... Vurulur muydu çözmüş değilim bunca yıl geçmesine rağmen... Öyle ya öğretmen nasıl olur da her aşıyı vurulurdu ki? Bizim için kendini feda etmiştiler demek ki!!!
Yine bilmezdik o güzelim yaylalarımızda otlaklarımızda bol sütlü hayvanlarımızın bize niye süt vermediğini.
Hele bir de yağ diye bir şey icat etmiştiler. Teneke içinde gelirdi. Üzerinde bir resim. Güya ABD elini uzatmış Türkiye'ye yardım ediyor.

Sonradan aklımız kestiğinde anladık bütün bunlar bizi üretimden uzak tutmak içinmiş. Allahtan köyümüz  yaylamız vardı da uğramadı evimize bu yağlar...
Ama biz güzel insanların elinde büyüdük...
Ve bizle birlikte yeşerecekti
Ülkemin toprakları
Öyle öğrettiler
Bunu biliyorduk...
Sokakta oynayıp sağım solum sobe deyip gözlerimizi kapattığımızda,
Gecenin karanlığında da olsa emniyette olduğumuzu bilir eve akşam ezanlarından sonra girerdik.
İkinci evimizdi sokak...

Hangi kapıyı alsak elimize bir dilim ekmek tutuşturan bir bardak su veren teyzelerimiz vardı.

Arkadaşlardan erken davrananlar
Çık dışarı oynayalım diye bizi çağırdığında annemizin elimize tutuşturduğu bir parça yağlı ekmeği yarım yamalak ağzımıza sokup sokağa fırlar aynı anda bir  takım kurar top oynamaya başlardık...
Topun sahibi çocuk biraz mızmızlanırsa da "tamam bugün guggu oynayacağız" uyarısı gelince biraz bizden yaşça büyük abiden, blöfü tutmayan komşunun oğlan kaleye de geçmeye razı tavırlarıyla topu ortaya atıp çarçabuk oyuna başlardık.

Nazlanmanın cezasını ilk  yarı  kalede geçirmekle çeken bizimki biliyordu ki aralarında para toplayıp alırsalar daha da takıma giremeyecekti.

Hoş sonunda top patlar. Ortaklaşa yenisi alınır o mahcup edasıyla ortada kalan çocuk ta takımda yerini alırdı.

Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içindik çünkü...
Deniz çok yakındı. Herkesindi deniz.

Öyle  bilmem kaç yıldızlı otelleri bilmediğimizden boydan boya Karadeniz’in bütün  sahili bizimdi. Ve bedavaydı. Kapıda bilet kesen de yoktu.
Çoğunlukla hafta sonu giderdik denize. Ama hafta içinde de gittiğimiz çoktur. Babalarımız çoğunlukla yanımızda  yoktu ama babalar gibi annelerimiz vardı.

Mahalleden tüm komşu teyzeler hazırlardı ne var ne yoksa yemeğe... Hamsikuşu, kaygana, patates haşlaması, hormonsuz salatalık domates bir de tuzlu hamsi...

Doğru denize... Trabzon işi peştemal soyunma odası görevi görürdü.

Çıkart giy şortunu gir denize... Atla zıpla güneşlenen oyna giy üstünü doğru eve... Deniz avucunun içinde aha şuracıkta...

Kumsal upuzun... O yüzdendi adı Uzunkum... Kuzguni siyahlıktaki kumlar her derde deva, teyzelerin dedelerin ağrılı dizleri başta olmak üzere... Gençler için eğlence...

Bir de mahallenin ağır abisinin sahip olduğu kamyonların üstünde tüm mahalle toplanıp gidilen kır sefaları vardı ki o da apayrı bir güzellikti.

Canın isterse çık Boztepe'ye... Ser kilimini yere...

Yok hava sıcak mı dedin, in deniz kenarına... Karadeniz’in serin sularına kulaç at.

Daha bu işin pazarı var. Peynirli kıymalı günü. Sıra sıra tepsiler... Her birinde ayrı lezzette hazırlanmış peynirler, kıymalar... İsme özel pideler... Fırından çıkar çıkmaz eve doğru koşmalar. Dumanı üstünde pidelere "organik" tereyağlarını koyup çayla yudumlayıp usulüne göre yemeler. Usulüne göre tabi ki... Önce pidenin kenarları şöyle bir güzel kesilir. Kenardan kenardan erimiş mis kokulu tereyağına bandırılır. Sonra... Sonrasını anlatmayayım...

Önlüklerimizin siyahlığına aldanmayın... Renkli günlerdi... Hem de rengarenk günlerdi... 

 

MİLLİ MÜCADELE VE MUHACİRLİK MÜZESİ

Şunu herkes kabul ediyor:

Trabzon  turizminin gelişmesi Kültür tarafının eksik kalmamasına bağlıdır.

Turistin bir kente gitmesi için sebebi olmalıdır.

Doğası, kültürel zenginlikleri bunların başında gelir.

Kültür insanları için eski bir taş parçası bile önemlidir.

O eski taş parçasının yanını yöresini kazıp incelediğinde bakmışsınız ki, dünya tarihini değiştiren Göbeklitepe'yi bulmuşsunuz.

Restore edilmesi için ısrarla takip ettiğimiz Tabakhane yokuşundaki eski Türkocağı binası ve bir zamanlar Sağlık hizmeti veren tarihi yapıyla ilgili bir gelişme olduğuna dair duyumlar alıyoruz. 

Duyumda kalmasın.

Kamuoyuna açıklayıcı bilgi verilsin.

Binanın restoresi için Sağlık Müdürlüğünce girişimler başlamış.

Şimdi bu bilgiden yola çıkarak Trabzon'un ve ülke tarihimizin en önemli yıllarına ait anıların nesillere aktarılacağı bir eser ortaya çıksın diyoruz.

Trabzon Rus işgali sırasında büyük bir trajedi yaşadı.

Topraklarından göç etmek zorunda kalan insanımız çağın en acı anılarıyla doğup büyüdüğü yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar.

Yollarda perişan oldular.

Açlıktan, eşkıya saldırılarından öldüler.

Sağ kalanlar işgal sona erdikten sonra döndüklerinde de yanmış yıkılmış Trabzon'la karşılaştılar. 

Yine Milli Mücadeleye katılım ve destek sağlayan Trabzon, Kurtuluş Savaşı öncesinde teşkilâtlanarak vatan savunmasındaki yerini almış, Erzurum, Sivas kongrelerine heyetler göndermiştir.

Tarihimizin bu önemli anlarını anlatacak çok özel bir müzeye ihtiyaç duyuluyor.

Müzeyi donatacak Muhacirlik ve Milli Mücadelede Trabzon'u anlatacak yeterince belge ve bilgi  ilimizde rahatça bulunabilir.

Trabzon araştırmaları yapan yazar ve üniversitedeki hocalarımız yardımcı olacakların başında gelir.

Önceki günlerde Trabzon'un yetiştirdiği araştırmacı yazar merhum Hüseyin Albayrak hocamızın anısına Hatıra Ormanında ağaç diken Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin  Genç de bu tür bir müzenin Trabzon'da olması gerektiğini söyledi.

Sayın başkan, aradığınız müze yeri işte Tabakhane Yokuşundaki bu binadır...

İsmi de hazır.

Binası da hazır. 

İçinin donanımı da hazır.

"Muhacirlik ve Milli Mücadele Müzesi" Trabzon’un önemli bir eksiğini giderir.

Geçmişte bağımsızlık  ve özgürlük uğruna atalarımızın ne çileler çektiğini genç nesle anlatır.  

Sadece genç nesle değil Trabzon’un tarih içindeki dönüm noktasında yaşananları tüm dünyaya da anlatır.

Ortahisar Belediye Başkanı Genç çok önemli bir eksikliğe parmak basmış.

Bu önerisini destekliyorum.

Müzenin ismi de hazır. 

Bina da...

Ortahisar Belediyesi'nin bu müzeyi Trabzon'a kazandıracağına inanıyorum.

 

BİZ DE İSTER MİYDİK UZUNSOKAK'TA TUR ATMAYI!?

"Nedir habu uşakların hali. Habire Uzunsokakta tur atarlar başka işleri yok mu " diye içten içe söylenen amcaya, genç adam "evet başka işimiz yok amca" ne yapalım biz de istemezdik aylak aylak Uzunsokakta dolaşmaya diyerek cevap veren genç olanca mahcubiyetiyle adımlarını sıklaştırarak hızlıca Uzunsokak'tan uzaklaşırken içinde bulunduğu durumun hüznünü yaşıyordu..."

Uzunsokağa dair bir roman ya da hikaye yazmaya başlasam böyle bir giriş yapardım herhalde.

Siz bakmayın o gençlerin şen şakrak sokakta gülüşüp gezmelerine...

Çoğunun cebinde çay içmeye harçlığı yoktur.

Hadi lisede okuyan öğrenci bu durumu içine sindirebilir… 

Ya üniversiteyi bitirmiş, ya da aynı yaşlardaki okumamış bir yetişkin gencin durumunu nasıl açıklayabiliriz.

Durumu dramatize etmiyorum.

Çoğu evler emekli dul yetim maaşıyla ayakta durmaya çalışıyor.

Dedelerin anneanne babaannelerin varsa emekli dul yetim maaşları çoğu evin geçim kaynağı. 

Efendim iş beğenmiyor bu zamanın gençleri...

Trabzon’un nüfusu senelerdir gözle görülür bir şekilde artmıyor.

Nerde bu doğanlar büyüyenler, nerde bu nüfus?

İşini bulan Trabzon'dan kaçıyor.

Bana Trabzon'da istihdam yaratacak yatırımları sayın desem kaç tane böyle iş yeri gösterebiliriz.

Trabzon memur ve küçük esnaf kenti.

Esnaf kendini geçindiremiyor, kaldı ki yanında işçi çalıştırsın.

Küçük esnaf, perakendeci yaygın marketlerin gücü karşısında ezildi yok oldu. 

Sokak  aralarına kadar yayılan zincir marketler mahalle esnafını yok etti. 

AVM’ler de konfeksiyoncular başta olmak zere pek çok esnafı aradan çıkardı.

Turizm sektörü ardı ardına açılan işletmelerle bir nebze olsun istihdama katkıda bulunuyordu Corona ona da darbe vurdu.

Sanayi Çarşısı dediğimiz yerde, her dükkan sahibi ve bir usta ile ayakta durmaya çalışan çırak bile yetişmeyen bir esnaf çarşısına dönüşmüş.

Bir kent sadece inşaat sektörü ile ayakta duramaz.

İlçelerimiz aynı durumda.

Devlet işletme mantığından uzaklaştı.

Zaten şimdiye kadar devletin Trabzon'a istihdam yaratacak yatırım olarak yaptığı Çimento Fabrikası idi. O da özelleştirilip söküldü.

Özel sektör de orta ölçekten öteye büyük yatırımlara girmiyor.

Esnaf memur biraz da hizmet sektörü ağırlıklı ticaretin yanısıra çay fındık derken Trabzon geçinip yaşamaya gayret ediyor.

Trabzon öyle de komşu iller farklı mı?

Karadeniz’e acil yatırım eylem planı şart.

Öyle ufak tefek yatırım da değil 

Üreterek kazanan çokça insana iş imkanı sağlayan yatırımlar gerekli.

Uzunsokak'ta aylak aylak gezen gencin kulağını çekmek için bir sebebimiz olmalı, değil mi?

Yoksa iş bulduk ta çalışmadık mı derler...

 

DEĞİNMELER

CORONA ile mücadelede keşke  ilk başlardaki sıkı denetimler ve kısıtlamalar devam etseydi. Artık bu hastalık "vaka-i adiye"den olmaya başladı. Aman dikkat devlet/millet el ele bu hastalıktan kurtulmak için önlemlere dünden daha fazla uyma zamanı.

Hiç bir seçilmiş, kim varsa belediyesinden milletvekiline kadar neden şu Trabzon'a istihdam yaratacak fabrikalar lazım demiyor.

Yetişmiş insan gücümüz çok mu da mühendisler öğretmenler teknisyenler boş boş gezer.

Hukuk fakülteleri durmadan  avukat mezun ediyor ama genç bir avukatın asgari ücretle de olsa  hukuk bürolarında bile zor iş bulduğundan kimse söz etmiyor.

Güney Çevre Yoluna başlansaydı bitmişti, üçüncü tüneli de tartışmamış olurduk.

Boztepe'ye çift gözlü tüneli açtık, yanına da viyadüğü yerleştirip manzarayı tamamladık.

Ama Kızlar Manastırını restore edip yolunu unuttuk. 

Moloz'a üst geçidi yaptık, üzerinden çok seneler geçmeden yıkmaya karar verdik. Korkarım yaparken harcadığımız para kadar yıkarken de harcayacağız.

Abdullah Avcı ismi Trabzonspor'la anılmaya başlayınca "ortaluğı yıkanlar" alınan altı puanla susuyorsa yarın kaybedilen puanlarla yine "ortaluğu yıkacaklar" mı  diye sorayım derken Sivas karşısında kaybedilen iki puanla birlikte "ortaluk gene gırılıy..."

Mecliste 2021 Türkiye bütçesi görüşülüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesinde Trabzon Kültür Merkezi, Trabzon Devlet Tiyatrosu binası ödeneklerinin olup olmadığını iktidar ve muhalefet milletvekillerimiz takip ederse iyi olur.

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.