Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel

Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel

Öpmeye niyeti olan yanağın nerede diye sormaz!

   Tarım temelli uygarlıkların dönüşümü tarımda çalışan nüfusun tarımda çalışmayan nüfusu besleyen gıda fazlasını üretme kapasitesinin artması ve bu artışın sürdürülmesi gerekir.
İngilizce'de agrarian 'tarımsal' demektir. Hodgson, agrarian değil agrarianate terimi ile Mezopotamya-Orta Doğu uygarlıklarının çok eski ve önemli bir özelliğini yakalamak istemektedir. Ben agrarian society kategorisini Türkçede tarımsal toplum, agrarianate society kategorisini ise tarım-temelli toplum terimleriyle karşılayacağım. Hodgson'un bu ayırımı yapmaktaki amacı, agrarianate kategorisiyle, yalın bir kır-köy toplumunu değil, iktisadî zemini çok büyük ölçüde tarımsal üretim olan ama şehir ve okur-yazarlık geleneklerine dayanan bir üst-kültür'e sahip bir toplumsal bütünlüğü işaret etmektir. Tarım-temelli toplumda, şehirlerin ortaya çıkmasından önceki yerleşik tarım toplumlarından, ya da hipotetik olarak şehirsiz bir köyler sistemi olarak düşünülebilecek bir kırsal toplumdan farklı olarak, şehrin (şehirlerin) başatlığı söz konusudur. Ama bu başatlığın kendisi, iktisadî temelleri ve imkan aralıkları açısından, doğrudan ya da dolaylı olarak tarımsal kaynaklara dayanır, tarımsal kaynaklarla sınırlıdır. Tarım-temelli şehirli toplumda, kır toplumundan farklı olarak, yazı kullanılan ve üst-kültür kurumları ve değerleri içeren şehir kültürü sosyal yapı içinde sürükleyici bir liderliğe sahiptir. Ama daha sonraki modern teknoloji-endüstri toplumundan farklı olarak, tarım-temelli toplumda şehrin dayandığı iktisadî zemin tarımdır.
*

    Tarım temelli toplumda toplam nüfusun önemli bir çoğunluğunu tarımdaki üreticiler oluşturur. Nil vadisi ve Mezopotamya-Dicle Fırat havzası gibi binlerce köyü taşıyan büyük sulama sistemlerinin geliştirildiği bölgelerde tarımdaki üreticiler nispi olarak daha büyük bir şehirli nüfusu yaşatabilmişlerdir. Ama Anadolu gibi kuru tahıl kültürü bölgelerinde gıda üreticilerinin besleyebildiği şehirli nüfus, devletin kadroları, rahipler, katipler, zanaatkarlar, sanatçılar vbg toplam nüfusun genelde % 10'unun altında kalmıştır.
Tarım temelli toplumlarda nüfuslar, savaş, istila, devlet yapılarının dağılmasının getirdiği kargaşa katliamları dışında, nüfus artışları tarımın şehirlerdekileri besleme imkanlarını zorladığı dönemlerde, salgınlara karşı kırılganlığın artması gibi nedenlerle zaman zaman azalmış, nüfusun arttığı dönemleri azaldığı dönemler izlemiştir. Buna Malthusgil tuzak diyoruz ki bu toprakların tarihinde de 1450-1700 arasında klasik bir örneği yaşanmıştır. Malthusgil tuzak aşılmadıkça, tarım temelli toplum şehir, imalat, ticaret, hizmet ağırlıklı bir toplumu ortaya çıkaracak dönüşümü yaşayamaz.
*
    c518587e-db27-40c5-bb47-7250daa95b13.jpg  Aşağıdaki iki grafikte İngiltere'de 1280-1800 arasında nüfusta ve sabit satın alma gücü birimi ifadesi ile kişi başına hasılada meydana gelen değişmeler sergilenmektedir. İngiltere örneği, hem istatistiki bilgilerin ayrıntılı olarak en çok geriye gittiği hem de tarım temelli toplum içinden önce tarım devrimini sonra ticaret ve sanayi devrimlerinin çıktığı ülke olması nedeniyle önemlidir ve çok kullanılır.
İngiltere'nin nüfusu 1280'de 8 milyona yakınken 7 milyona düşmüş sonra 1340'da 7.5 milyona çıkmış ama izleyen uzun bir süre içinde, Avrupa'da ve Batı Asya'da büyük kıyım yapmış olan veba salgını nedeniyle 1450'de neredeyse 3 milyona inmiştir. Dikkat edilmesi gereken nüfustaki bu büyük azalma sırasında İngiltere'de Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'daki azalmanın sınırlı kalmış olmasına, kişi başına Hasıla'nın % 50 artmasıdır.
   İngiltere'nin küçük bir adada küçük nüfuslu bir ülke olmasına rağmen 1650'lerden sonra dünya'nın iktisadi dönüşümünde baş rolü oynamasını sağlayan, siyasi, bilgisel, teknolojik, hukuki, sosyolojik ve iktisadi gücün üretilmesini sağlayan gelişme, 1450'den sonra bir daha 1280 sonrasındakine benzer bir çöküntünün yaşanmaması, 1450-1650 arasında nüfus 3 kat artarak neredeyse 9 milyona çıkarken kişi başına Hasıla düzeyinin korunabilmiş olmasıdır. İngiltere 1650 sonrasında Malthusgil tuzaktan kurtulmuş hem nüfusu hem kişi başına hasılası aynı anda birlikte artmıştır.
*
    Ben Türkiye'nin bilgiye dayalı bir tarih kültürünün üretilmesi imkanını yitirdiği kanaatindeyim. Sayfamda ve "arkadaş" listelerinde olduğum bazı yerel tarih arkeoloji sayfalarında bir üniversite bitirmiş kardeşlerimizin öyle beyanlarına rastlıyorum ki, içimde bir ses sadece kendi kendini tatmin için düşünüyor ve yazıyorsun diyor, sık sık. Ama ne yapayım ki düşünmeyi durduramıyorum.
Bu ülkede İslamiyetin ve Türkiye'nin ve Türklerin tarihi ile bir bilgi meselesi olarak karşı karşıya kalıp konuşabilecek sosyal cesarete sahip insan sayısı çok az. Bunu yapanların önemli bir kısmı da Bolşevizmin, Çin Komünist Partisinin tarihi ile karşı karşıya kalıp bilgi zemininde, yani sadece önümdeki önerme doğru mu yanlış mıyı düşünerek tarihle ilgilenme cesaretine asla sahip değiller.
Bu son paragrafın konumuzla ilgisi ne diyeceksiniz. ilgisi şu. Madem İslamiyet en üstün dindir, Kuran ve Peygamber'in sünneti bilinmesi gereken her konuda tek doğru ve yeterli kaynaktır, niye 1500'ler sonrasında Müslümanlar, Müslüman Türkler başta olmak üzere, medeniyetler arası ilişkilerde yenik düştüler?
   Buna cevap olarak bazı taşra üniversitelerinde Prof ve de vallahi billahi Prof ünvanı taşıma belgesi almış olan arkadaşlarımız da aralarında olmak üzere, "efeeeemmmm biz üstün idik, gavurlar bilimi filimi bizden öğrendiler, sonra okup pokus yaptılar, kandırdılar bizi, sömürge haline getirdiler, Ümmet-i Muhhammetin iliğini emdiler, o Cambridge'ler Oxford'lar var ya onların hepsi zavallı Hindistanlıların servet ve gelirlerinin İngiltere'ye akıtılması sayesinde oluşturuldu" diyorlar. İnanın taşra üniversitelerinde tarih dersi okumak durumunda olan gençlerimize acıyorum. İnanın acıyorum.
*
    Gelelim konumuza. Dünya'da 1820 ama özellikle 1950 sonrasında insanlığın nüfus, üretim, ticaret, ulaştırma, insan ve mal hareketleri, teknoloji, haberleşme, vesaire vesaire sahnelerinin bütünlüğü öylesine değişti ki, çoooook gerilerde kalan bir dünya gerçekliği üstünde inşa edilmiş olan "iktisatçılık alet kümesi" bu yeni gerçeklik karşısında ilgisiz hale gelmiştir demiştim.
Bu dönüşüm, temelleri 1500'lerden önce kronolojik sırası ile İtalyan ticaret şehir devletleri, Portekiz, Hollanda, İngiltere'nin başı çektiği bir uzun dönüşümdür.
Şimdi gene "hocam bu konuda hangi kitabı okuyayım" diye sormayın. Babamın bana anlattığı bir hikaye vardı. Adamın teki karısı ile hiç ilgilenmezmiş. Hanım evde ha var ha yok. Bir akşam eve gelmiş. Karısına bakmış… Demiş ki "Hanım bütün gün aklımdaydın canım seni öpmek istedi"… Kadıncağız sevinmiş. İçinden "Sonunda kocam beni hatırladı" demiş. Adam sonra karısına dönmüş, "Hanım öpeceğim de senin yanağın neredeydi?" diye sormuş. Babam da derdi ki, "Öpmeye niyeti olan yanağın nerede diye sormaz!


Önceki ve Sonraki Yazılar