OSMANLICA; DİL Mİ YAZI MI?

Osmanlıca… Türkçe, Almanca, Arapça gibi bir sözcük olarak düşünülürse DİL’dir. Ancak  bizde söz konusu olunca daha çok yazı akla geliyor. Osmanlı Devleti değişik halklardan oluşan bir imparatorluk. Milli bir devlet değil. Bir çok dini bir çok milleti kapsayan bir devlet. Böyle olunca dili de kültürü de çeşitli olur elbette. Devletin kurucusu, Osmanlı Beyliği bir Türk ve Müslüman beylik. Sınırları genişledikçe bir çok ulusu egemenliği altına aldı, kültürlerinden etkilendi, kültürlerini etkiledi. Milli olmayınca yapay bir dil yapay bir yazı ortaya çıktı. OSMANLICA dendi. Osmanlıca diye bir dil yok. Arapça, Farsça ve Türkçenin karışımından oluşan yapay bir dil, OSMANLICA. Daha çok sanat dili, edebiyat dili, saray dili. Halk bu dilden anlamaz, bu yazı Türkçeyi ifadeye yetmez, Osmanlıcayı da tam yazıya dönüştürmez. Birçok denemeler yapıldı. Yeni harfler eklendi, bazı harfler değiştirildi ve Osmanlı yazısı ortaya çıktı. Devlette okullaşma oranı çok düşük. Okuryazar oranı çok düşük. Devlet köklü bir eğitim politikası uygulayamıyor. Azınlıklar Türklerden çok daha avantajlı. Kentlerde en modern okullar onların. Ekonomi bozuk, eğitim bozuk, ordu bozuk. Yıllarca bir çok cephede bozgun sürekli toprak kaybı. Viyana’dan Yemen’e uzanan sınırlar nerdeyse Anadolu’da bir avuç toprağa sığınacak duruma geliyor.! Dünya savaşında birçok cephede kazansa da devlet müttefikleri ile birlikte yenik sayılır ve en ağır antlaşmalar imzalanır. İşte OSMANLI bu. O parlak tarih artık mazide kaldı.

EN ÖNEMLİ ZENGİNLİK KAYNAĞI İNSAN

Kurtuluş Savaşı böyle başladı ve adeta mucize ile sonlandı. Büyük önder, eşsiz komutan cephede yokluğa ve yoksulluğa karşı savaşırken, ”En önemli savaşımız cehalete karşı verilecek savaştır” diyordu. Silahsız, cephanesiz savaş kazanıldı. Halk çok cahil. En önemli  kaynak İNSAN. Bu değer nasıl harekete geçirilecek, EĞİTİMLE. Halkın % 85’i okuryazar bile değil. Kırsal kesimdeki halk okulsuz. Zaman az. Yazı ulusun dilini yazmaya uygun değil. Dil divan dili halk dili değil. Yönetilen yönetenin dilinden anlamaz. En çarpıcı örnek yüce önderin yapılanları, nasıl yapıldığını anlattığı NUTUK un dili. NUTUK’un özgün dilini o yıllarda da halk anlamazdı. Bir köy odasında okunsa kimse bir şey anlamazdı. Bu gerçeği  gören yüce önder eşsiz dehası ile Türk Dil Kurumunu kurarak dil devrimini gerçekleştirdi. Ulusun dili ortak dil oldu. Seçkinlerin dili diye bir ikilem ortadan kalktı. En kolay öğrenilebilecek yazı çağdaş dünyada yaygın olarak kullanılan Latinceye benzeyen yeni yazı kabul edildi. Halk mektepleri ile hızlı bir eğitim seferberliği ilan edildi. İşte böylece Osmanlıcadan vazgeçildi. Bu yazı yeni kuşakları köklerinden koparmadı. Halk zaten bu köke bağlı değildi. Mezar taşlarını belli yerlerdeki ustalar yapardı. Bu yazı halkın okuyabileceği bir yazı değildi. Her Kur’an okuyabilen bu yazıyı okuyamazdı. Bu yazı bir sanat yazısıydı. Halk geçmişini  bilmezdi. Çünkü bilimsel bir tarih de yoktu. Olayları yazan VAKKANÜVİSTLER  vardı. Cumhuriyetle bilimsel tarih de geldi. Türk Tarih Kurumu Osmanlı tarihini de, Türk tarihini de bilimsel olarak ele aldı. Din eğitimi, birbirinden kopuk, ana kaynaktan kopuk durumdan kurtarılıp en sağlam TEFSİR yazıldı. Bu çalışmalar mı halkı cahil bıraktı, kökünden kopardı? Halk sokak söylemleri ile düşünce oluşturmaya çalıştığı için bu karanlık durum ortaya çıkıyor.

EĞİTİM VE KÜLTÜR GÜNLÜK POLİTİKAYA KARIŞMAMALI

Yıllardır bir OSMANLICA tartışması var ülkemizde. Konu bilimsel bir konu olduğu halde günlük politikada  demagoji konusu durumuna getirilmiş, halkın beynini bulandırmıştır. Osmanlıca bilsek dedemizin mezar taşını okurduk, onlardan kalan belge ve bilgileri okurduk. Mezar taşı yazıları hala birçok yerde o eski yazı ile yazılıyor. Yazanlar da okuyanlar da çok sınırlı dün olduğu gibi, OSMANLICA öğretilmeli. Bu dil mi bu yazı mı? Bu belli değil. Bu yazı öğretilse de yeterli değil bu belgeler okunabilmesi için bu dili de öğrenmek gerekir. Peki bu dil öğrenilir mi? Böyle bir dil yok. Yapay bir dil. Bin dokuz yüzlü yılların başında dünyada bir akım gelişmişti. Belli başlı dilleri karıştıralım ortak bir dil yapalım bu dili herkes konuşsun bu anlaşmazlık ortadan kalksın diye. Bu yapay dile ESPERANTO dendi. Tabi bu çok komik bir proje… Ulusların oluşumunu ve özeliğini bilmeyenlerce uydurulan bir proje. İşte OSMANLICA da böyle. TÜRKÇE basit bir dil bu dile Arapça, Farsça, Türkçe sözcükler alalım karıştırarak bir dil oluşturalım. Kim anlar bu dilden. Bir Divan Edebiyatı oluştu. Büyük kentlerde seçkin bir kitle bu dili kullandı. Halk halk ozanları ile kendi edebiyatını kendi dilini yaşattı. İşte Cumhuriyetle bu halk dili resmi dil oldu, devletin milletin dili oldu.

OSMANLICA ÖĞRETMEK

Şimdi OSMANLICA öğretilecek. Bu dil mi, bu yazı mı? Kim öğretecek, nerde kullanılacak? Yeni kuşaklar arşivleri inceleyecek unutulan kültürü bulup çıkaracak. Bu tarih hepimizin, bu kültür hepimizin. Öğrenelim öğretelim de bu konular günlük politika ile kirletilmesin. Bilimsel olarak ele alınsın. Eğitim ve kültür konuları bilim adamlarınca ele alınsın. En doğru yol bulunsun. Bu yazı ilgi duyanlarca öğrenilsin. Bu dili biz eski edebiyatı öğretirken öğretiyorduk. Ancak yeni kuşak ilgi duymadığı için son yıllarda adeta ikinci plana itildi.

OSMANLI YAZISI

OSMANLI YAZISI diyelim, OSMANLICA demeyelim. Çünkü yazı ile dil farklı. Bu konular seçim meydanlarına inmesin, parlamentoda oy avcılığında kullanılmasın. Nerde nasıl öğrenileceği ve hepsinden önemlisi niçin nerede kullanılacağı yani amaç belirlensin ve öğretilsin. Siyasal çıkar için bu tür konular kızak olarak kullanılmasın. Ne olur değerli okuyucular okuduğunuzu ve dinlediğinizi derinlemesine araştırın ve gerçeğe biraz yaklaşın. Eğitim, kültür ve dini değerler biraz daha dokunulmaz olsun.

 

 

                                                                                                   

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.