Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

OSMANLI’NIN SON, CUMHURİYETİN İLK YÜZYILI

VİYANA KAPILARINDAN, YEMEN ÇÖLLERİNE

 Osmanlı İmparatorluğu çağının en büyük, en güçlü  devletiydi. Toprak yönünden geniş, siyasal yönden güçlüydü. Bu geniş coğrafyayı yönetmek ve dünyada varlığını sürdürmek önemli bir başarıydı. Devlet bir hanedan devletiydi. Devleti kuran Osman Gazi küçük bir uç beyliği olarak kurmuş ancak devleti küçük bir fidandan ulu bir çınara yükselten kuralları da önemliydi. Bu kurallar onu önce kurdu sağlam temellere oturttu sonra yükselme devrine geçti. Yükselme devri ile devlet zirveye ulaştı. Dünya siyasal tarihinde çok önemli bir yer tutan İstanbul'un fethi bu döneme rastlar.

Bu denli güçlü bir devlete göre bir şehir devleti durumuna gelen İstanbul'u fethetmek siyaset biliminde çok büyük bir olay değildir. Ancak uygulanan yöntemler ve taktikler ve İstanbul’un önemi bu olayı çok büyük bir olay olarak tarihe geçmiştir.

İstanbul başkent oldu. Devletin gücü bazı yapılarla gösterildi. Sadece askeri gücün devleti güçlü kılmadığı gösterildi. Devletin sınırları için değişik ırk ve dinden halklar vardı ancak bu halklar OSMANLILIK kimliği ile birleşti. Halka güven verildi. O yüzyılda halkın devletten beklediği verildi. Bu nedenle fetihler de daha kolay oluyordu. İmparatorlukta huzur varsa dışardakiler de bu huzura koşar.

 

BU SINIRLAR NASIL HIZLA GERİ ÇEKİLDİ, DEVLET KÜÇÜLDÜ

Önce duraklama sonra gerileme ve sonra yıkılma devirleri. Başarıyı nasıl görebiliyorsak başarısızlığı da görmeliyiz. İstiklal Marşımızın büyük şairi Merhum Mehmet Akif ERSOY özlü bir şiirinde “Örnek alınsaydı tarih tekerrür mü ederdi” diyorlar bir altın dizesinde. Evet, çok doğru. Tarih örnek almak için okunur. Bir öykü bir roman değil bilimdir. Kesin kanıtları ile geçmiş olayları inceler günümüze sunar ki “örnek alın” diye.  Bu olay bu nedenle oldu ve sonucu da böyle oldu. Aynı olay olursa sonucu da öyle olur”. Fizik kanunu gibidir. Önlem almaz evinizi korumazsanız eviniz yanar.

Viyana'dan Yemen'e uzanmak nasıl büyük başarı ise Yemen’den, Viyana’dan çekilip İstanbul’u bile terk edip Anadolu’da birkaç ile razı olmak o denli büyük bir başarısızlıktır. O başarı da Osmanlı’ya ait, bu başarısızlık da Osmanlı’ya ait. Başarıya sahip çıkarken başarısızlıktan da ders almalı. Çünkü Akif'in dediği gibi tekerrür (tekrar) edebilir. Öyle de oldu. O koca imparatorluk siyasal yönden de ekonomik yönden de hızla geriledi. “Türk Gibi Kuvvetli” yerine HASTA ADAM dendi.  Her savaşta kaybederken her antlaşma ile güç ve toprak yitirirken çözüm bulunamıyordu.

 

NEDEN BU GİDİŞ DURDURULAMADI

Evet devletin kuruluş ilkeleri vardı. Devletin temel kanunları vardı, bunlar yavaş yavaş bozuldu. Bunu kabul ediyoruz da esas etkenlerin başında devletin Mutlakıyetle yönetilmesidir. Devleti soydan gelen padişah yönetiyor. Kimi kez çok güçlü ve yetenekli padişahlar başa geçiyor kimi kez de ne acıdır ki akli dengesi bozuk padişahlar. Kanuni, Fatih de Osmanlı’dır, Deli İbrahim de. Duraklamadan sonra padişahların etkisi azaldı vezirler daha etkili oldu. Ancak yetmedi.

Devlet çağa ayak uyduramadı. Dünya hızla değişiyordu. Avrupa’da sosyal sınıflar arasında savaşlar oldu. Din, mezhep savaşları çok can aldı çok kan aldı ancak orda tarih işe yaradı. Örnek alındı. Tarımda yeni yollar yöntemler buldular. Sanayileşme gelişti. SANAYİ DEVRİMİ adı ile büyük bir değişiklik yaşandı. Osmanlı bunlardan yararlanamadı. Bu büyük uyanış karşısında TAKLİT denebilecek değişiklikler oldu. Basit sanayi kuruluşları kuruldu. Bunlar Avrupa ile yarışamazdı. Avrupa hızla gelişirken EMPERYALİZM belirgin biçimde ortaya çıktı. Yeni kıtalar buldular. İnsanları tutsak ve esir alarak insanlık dışı çalıştırdılar. Ancak devletler güçlendi. Osmanlı geleneksel yöntemleri ile onlara karşı duramazdı. Öyle de oldu. Ordu bozulmuş Avrupa örnek alınmış, oradan subaylar generaller emanet alınmış ordu ıslah edilmek istenmiş. Osmanlı yükselme devrinin sonuna dek çok mütevazı bir yapı olan TOPKAPI SARAYI’ndan yönetildi. Duraklamadan sonra devlet adamları güçlerini göstermek için gösterişli saraylar yaptırdı. Borç paralar alındı bu tür gösterişe yönelik işlere yatırıldı. Borç yığıldıkça artık geri ödenemez duruma geldi. Devlet vergisini toplayamaz, özgür karar alamaz duruma geldi. Alacaklılar alacaklarını almak için ünlü DUYUN-İ UMUMİYE ( BORÇLAR İDARESİNİ) kurdular. Artık maliye onların elindeydi. Kaderin cilvesine bakın 1881’de bu kurum kuruldu o tarihte Türk Ulusu için adeta bir mucize doğdu. Bir büyük oğul doğurdu Yüce Türk Milleti Mustafa Kemal… 1881’den sonra ekonomik yönden karanlık bir devir doğar. Kırk yıl hükümdar olan ünlü Abdülhamit hükümdar olur. Birçok yönden yeteneklidir, güçlüdür de yetmez. Yapay önlemlerle güçle baskı ile devlet kurtulmaz. En övünülen işlerin başında demiryollarıdır. Kim yaptı demiryollarını hangi amaçla. Evet, kutsal topraklara HİCAZ’a ulaştı demiryolu. Almanlarla işbirliği yapılarak oldu. Almanlar Avrupalılar Bağdat 'a gelecekte çok büyük önem taşıyacak petrole ulaşmaktı amaç. Osmanlı kendi amacı için yatırım yapamıyor yardımı yapanların amaçları gerçekleşiyordu. İşte böyle çöktü koca imparatorluk.

 

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI KURTULUŞ SAVAŞI VE YENİ DEVLET, SON YÜZYIL

Bu koşullar altında girdik büyük savaşa. Birçok cephede bozgun var, zafer var ancak yetmez. Çanakkale’ye yüklendi düşman. Almanlarla beraberiz de iş bizde, olağanüstü bir savaş olur denizden boğazı geçemezler, karaya yönelirler. Karada olağanüstü bir olay olur. Genç bir Subay. Birçok cephede kazandığı zaferlerden ve edindiği tecrübe ile adeta mucize yarattı ve ÇANAKKALE GEÇİLMEZ destanı yazıldı. Bu destan bir ulusu kurtaracak bir yurt kuracak büyük bir komutan hediye etti bize. Bu komutan bu güvenle, ordusu dağıtılmış bir devletten yeni bir ordu, aç çıplak halktan güç topladı ve zafer kazanıldı.

Büyük Atatürk yukarıda belirttiğimiz tarihten bilim olarak yararlanmak gerçeğinden yararlandı. Ordular nedenli büyük zafer kazanırsa kazansın ekonomik bağımsızlığına kavuşmayan bir devlet bağımsız olamaz gerçeğini iyi özümledi. Taklitle yola çıkmadı. Ekonomik gücü üretime yöneltti. Tarımda yeni yol ve yöntemlerle o güç koşullarda büyük başarılar elde edildi. Ülkeyi kalkındıracak halka huzur ve mutluluk verecek yatırımlar yapıldı. O yıllarda ŞEKER çok önemliydi.  Tarımda şeker pancarı üretildi bu sanayi bitkisi diğer yandan sanayii geliştirdi. Pamuk tarımına önem verildi dokuma fabrikaları hızla kuruldu. Osmanlının ihmal ettiği Anadolu’ya yatırım kaydırıldı. İstanbul ve Marmara bölgesi yerine yurdun her yanına yatırım yapıldı. Eğitimden sağlığa, sanayiden tarıma az zamanda büyük işler yapıldı. Uçak yapıldı, silah yapıldı.

 

BU GİDİŞ UZUN SÜRMEDİ

1940’da İkinci Dünya Savaşının başlaması ile devlet bu savaşın dışında kalmak için yoğun çaba gösterdi, kalkınma hamleleri ihmal edildi. Ancak az da olsa sanayileşmede, tarımda başarılı çalışmalar oldu. Özellikle kırsal alanda,  çok geri kaldığımız eğitimde yine Büyük Atatürk’ün düşündüğü KÖY ENSTİTÜLERİ bu dönemin büyük başarısıdır. Bu uygulama sürse eğitimde çok büyük bir başarı elde edilecekti.

1950 den sonra yine ikinci Dünya Savaşının kalıntıları ve çok partili yaşamdaki bazı beceriksizlikler yüzünden 1920-1930’lardaki ideal yürüyüşe dönülemedi.  Osmanlı’dan yeterince ders alınmadı. Borç alındı üretime yönelik yatırımlar aksadı. Tarım aksadı, sanayi montaj sanayiine dönüştü. Bir otomobil denememiz oldu onu da sabote ettiler ve koca Türkiye Cumhuriyeti hala uçağını yapamıyor, arabasını yapamıyor. Araba yapacak bir kahraman aranıyor. Beyler, Atatürk’ün söylevinde belirttiği gibi onu yapacak soylu güç o asil kanda var. Yeter ki doğru yönetilsin. Küfürlerle meydanlara çıkılmasın. Ülkenin enerjisi boşa harcanmasın.

 

 SON DURUM NASIL

Çok tüneller kazdık, çok köprüler yaptık. Boğaza ikinci bir boğaz daha kazacağız. Kanal mı olacak boğaz mı? Fabrikaya ne gerek var. Yol açalım yol. Bu yollardan sanayi ürünleri taşınmasın mı? Paramız değer kaybediyor. Komşularımızla  kanlı bıçaklı olduk. Yıktık o pısırıklığa yol açan sav sözü kaldırdık onu meydanlardan(!)  neymiş YURTTA SULH CİHANDA SULH. Savaşalım görsünler nasıl kahramanız. Bizim kanımızı görsünler. Yurtta savaş, dünyada savaş... İşte temel ilke bu. Askerimiz de var kanımız da.(!)

Yooo bu işin şakası bile olmaz. İnsanın en temel hakkı yaşamaktır. İnsanları yaşatalım. Barış egemen olsun hem yurdumuza hem dünyaya. Hırslı yöneticilerin ihtirasları uğruna fidanları kırmayalım ocakları söndürmeyelim.

Devletimizin kuruluş ayarlarına dönelim. Fabrika ayarları mı dersiniz ne derseniz deyin. Adalet içinde, eğitilmiş, sanayileşmiş, tarımı ile insana gerekli her şeyi ile “Gök mavi dal yeşil tarla sarı olsun”  mutlu bir barış diyarı olsun bu güzel yurt.

                                                                                 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum