Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

OTUZLU YILLARDAN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE

TARİH BİLİMİNİN BÜYÜK YARARLARI

Tarih bilimi diğer bilim dalları gibi insanlığın yararına olmalı. Dünyamızı daha güzel ve insanları daha mutlu kılmak için. Bilgi birikimi doğru değerlendirilmeli. Çoğu kez tarih deyince hep eski tarih akla gelir. Oysa en önemlisi yakın tarihtir. Çünkü daha sıcak ve daha gerekli bilgiler var. Tarih örnek alınır ders alınır. Ancak; Merhum Akif'in belirttiğince ders alınsaydı tekerrür eder miydi? Oysa bir çok olay tekrarlıyor, hatalar yineleniyor. İşte bu nedenle tarih çok iyi değerlendirilmeli.

‘BİR ÇİVİ BİLE ÇAKMADILAR’ DEDİKLERİ DÖNEMLE GÜNÜMÜZ

Yakın çağ tarihini değişik kaynaklardan okuyorum. Son yüzyıl...Neler oldu? O özlemini duyduğumuz Osmanlı’nın son yüzyılı nasıl geçti? Devletler de diğer canlılar gibi doğar, gelişir, hastalanır, geriler ve ölür. Büyük Selçuklu böyle oldu, Anadolu Selçukluları böyle ve Osmanlı... Bunlara göre daha uzun süre yaşamalıymış. Son bir kaç yüzyılı hastalıklarla geçti ve geriledi, çöktü. Altı yüzyılı aşan bir ömür. Bu devlet bitirilir miydi? Devam etmeliydi diyenler var. Onu yeniden kurmak isteyenler var. Armalarını iş yerlerine asıyorlar. Yeni kuşaklara abartarak anlatıyor, tarihin mezarlığından kaldırıp diriltmek istiyorlar. Oysa ne Selçuklu, ne Göktürk ve ne de Osmanlı yeniden diriltilmez. Hele bir soya, bir hanedana dayalı devletler yeniden kurulmaz.

Osmanlı sevapları ile günahları ile tarih oldu. Çok gerçekçi bir biçimde tarihi incelenip günümüzde yararlanılabilir. Ancak çok gerçekçi diyorum. Öyle savaş tarihi ile destanlarla, öykülerle değil. Mondros imzalandı, ölüm kabullenildi. Sevr ile mirası paylaşılmak istendi. Ancak o devletin gerçek kurucusu Türk Ulusunun içinden çıkan bir evladı o küllerden, o yangın yerinden yeni bir devlet kurdu, mucize bir savaşla.

Bu enkazda hiçbir şey yok. Yanık yıkık bir ülke, yorgun bitkin yaralı bir halk. Yeni devlet nasıl kuruldu. Önce halk eğitilecek, cahillikten kurtulacak. Sonra, çağdaş ülkelerin düzeyini aşmak için sanayileşecek. Tarım yeniden inşa edilecek. Uçsuz bucaksız sürülmemiş topraklar.

Her bölgede eğitim kurumları, okullar. Yetişen insanlarla çalışacak fabrikalar. Yollar, limanlar, demiryolları tırnakla elle açılan en zor tüneller. Tarımda en verimli yollar arandı. Tohum ıslahı yapıldı. Tarıma dayalı fabrikalar kuruldu.

1930 yılları öyle bir kaç paragrafa sığdırma olanağı yok. Kör gözler, görmez bu gerçeği. Bilmem kör mü yoksa gözler bağlı mı? ETİBANK‘ın araştırdığı madenler, işlettiği madenler o güç koşullarda. Sümerbank çıplakları giydirdi, üretme çiftlikleri Anadolu toprağını işledi sürdü halkı doyurdu. Demir ağlarla ördüler yurdu dört baştan ve üretilenler yurda dağıldı. Tarımda kendine yeten ülke olduk, o yok ve yoksul günlerde. Bu gün o günleri karne ile hatırlatmak isteyenleri bir mucize olsa da o dedelerimiz mezarlarından kalkıp derslerini verse!

Ne olur yakın tarihe bir bakın! Arşivleri bir karıştırın bakın 1920-1940 arası bu ülkede neler yapıldı. Siz 40’lara takıldınız. 1940- 46 arası dünyayı biliyor musunuz? Milyonlarca insan ölüsü daha toprağa bile gömülemeden kurda kuşa yem oldu savaş meydanlarında. Türkiye bu dönemi savaşın dışında kalarak geçirdi. Yok ve yoksulluğu en başarılı bir tutumlulukla atlattı. Borçsuz, elinden geldiğince sanayileşmiş, eğitimi aksamamış ancak kimi sıkıntılarla atlatmış. Bu dönemi günümüzde günlük politikada malzeme yapmak için kullananlara bu ülkenin namuslu insanları gerekli yanıtı vermeli. 1950 de yeni iktidar nasıl bir ekonomi devraldı. 1954’e dek rahat bir dönem geçirildiği söylenir. Hangi keseden yendi, harcandı, merak ettiniz mi?

GÜNÜMÜZDE DURUM NE

Ülkemizin sonsuz zenginlik kaynaklarına sahip olduğunu bu ülkede gözü kulağı ve beyni olan herkes bilir. Bu ülke gerektiğince mi yönetiliyor. Eğer gereken biçimde yönetilse ülkemiz süper güç olur. Öyle mi? Bir sanayi devimiyiz. Ülkemiz dünyayı doyuracak güçte bir tarım ülkesi öyle mi? Yoksa soğanı patatesi bile dışardan almaya hazırlanan bir ülke. Sanayisi güçlü mü? Yaşadığımız illere bakalım son 15-20 yılda kaç fabrika açıldı. Kaç üretme çiftliği kuruldu. Marketinizdeki bisküvilere bakın nerden gelmiş? Mercimeğinizin menşei neresi. Türk kumaşı dünyada ünlüydü şimdi de öyle mi?

Haaa özür dilerim tüm akarsularımıza HES’ler kurulmuş, sular kurumuş. İstanbul boğazına iki  köprü kurulmuş, körfeze bile köprü kurmuşuz. Siz İstanbul Boğazı’nı şiirlere konu etmişsiniz yeni açılacak boğazı duydunuz mu? Eski trenlerimize hız verdik Hızlı tren oldu yetmedi mi? Boğaz köprülerinden ne para kazanılıyor duymadınız mı? Bizim devletimizin  kesesine gitmiyor öyle mi? Onlar yaptı onlar kazanıyor. Açıklarını da biz kapatıyoruz. İşte biz de son yıllarda böyle kalkınıyoruz. İşsizlere iş veriliyor altı aylığına. Dairelerde çay servisi yapıyorlar. Çalışanlar çay içiyor çalışıyor, nankör olmayalım! İşte kalkınma bu! Yine köprüler yapılacak, yine hava alanları kurulacak bırakın fabrikaları! Bakın ne gösterişli okullar yapılıyor adeta köşk gibi, İstanbul yalıları gibi. İçindeki eğitim mi? Onu da hallettik!

Sadece son yüzyılın tarihini bir okuyun bakın. Son on yıllara da bir bakın. Gözler açık beyinler de faal olsun yeter!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.