Paketler Amerika’dan!

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta PKK hedeflerini ortadan kaldırmak için yaptığı hava ve kara harekatının, ABD’nin etkisiyle erken bitirildiği yolundaki tartışma, asker ve muhalefet arsında büyük krize neden olmuştu.


Toz duman arasında, ABD’li askeri yetkililerden gelen “Askerle olmadığı belli oldu, artık masaya oturulmalı” telkinleri, AKP hükümeti ile ABD’li yetkililer arasında kamuoyunun bilmediği bir uzlaşmanın-anlaşmanın olduğu kuşkularını arttırdı.


 


ABD PROJESİ


Arkasından Irak Devlet Başkanı ve Irak Kürtlerinin Barzani’den sonra ikinci büyük lideri Celal Talabani’nin Türkiye’ye gelişi, bu kuşkuların daha da artmasına neden oldu. Çünkü sonuçta Talabani, ABD’nin işgali altındaki bağımsız olmayan, bölgede ABD’nin politikalarını uygulamaya çalışan bir memurdu.


Nitekim, gerek Gül ve gerekse Erdoğan ile Talabani arasında yapılan görüşmelerde, PKK sorunun masada ele alınması düşüncesi ağırlık kazandı. Aslında bu proje, uzun süredir ABD’nin AKP aracılığıyla Türkiye’ye dayattığı projeydi. PKK’nın dağılmasını, genel bir af getirilmesini, dağdakilerin silah bırakarak açık siyasete girmesini, Kürtlere bazı haklar tanınmasını içeren bir proje.


 


TÜRKİYE’DE RET


Talabani görüşmelerinin en somut sonuçlarından biri ise, hükümet tarafından oluşturulacak bir gayrı resmi heyetin, Irak’ın Kürt bölgesi yöneticileriyle görüşme yapma kararıydı. AKP Hükümeti böylece, Irak merkezi hükümeti yanında, Kürt bölgesel hükümetini de muhatap alacak ve bu hükümete bir meşruiyet de kazandırılmış olacaktı.


İşte tam bu olayların içinde, Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’da bir Kürt paketi açıklayacağı haberleri yayıldı. Üstelik ABD Savunma Bakanı Robert Gates, birkaç gün önce yaptığı açıklamada böyle bir paketten sözetti. Ama Erdoğan bunu kesin bir dille reddetti.


 


ABD’YE AÇILIM


Gelin görün ki Erdoğan, ABD’nin dünya çapında ünlü yayın organlarından New York Times’in Türkiye muhabirine bu “açılımı” anlattı. Yani Türkiye, Erdoğan’ın Kürt açılımını kendi ülkesinden değil, Amerikan kaynaklarından öğrenmiş oldu. Erdoğan’ın, “Hayır yok böyle bir şey” dediği paket, New York Times’tan çıktı.


Aslında bunda şaşılacak çok bir şey de yok. Zaten 5 Kasım’da Bush-Erdoğan görüşmesiyle başlayan süreçte oralarda kotarılmış bir paket!


Gates açıkladı, Erdoğan da ayrıntılarını Amerikan gazetesine anlattı.


 


 Bölgesel değil toptan çözüm


 


Başbakan Erdoğan’ın New York Times’a yaptığı açıklamalardan öğrendik ki, 5 yılda 12 milyar doları bulacak bir yatırım programı devreye sokulacak.


Nerede? Kürt vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı bölgelerde.


Paket birçok unsuru içeriyor. “Ülkenin batkısında görebileceğiniz her şeyi doğuda da görebileceğiz” diyor Başbakan. Kürtçe televizyon yayınından, “Bölge için kültürel hakların sağlanmasına (Erdoğan’ın sözleri)” kadar...


 


SADECE SİLAHLI OLMAZ


Kuşkusuz ki terör sorunu sadece askeri yöntemlerle sona erdirilemez. Her alanda bir anlayış değişikliğine ihtiyaç var. Ekonomik paketlerde de gözümüz yok. Daha çok olmalı, daha büyük kaynaklar ayrılmalı. Bölgedeki aşiretçi-feodal yapıyı çözecek daha ilerici ve devrimci çözümlere ihtiyaç bulunuyor.


Ama bunu sadece bir bölgeye yönelik olarak yaparsanız, olan biteni doğru göremiyorsunuz demektir. Sadece bir bölgenin değil, ülkenin bütün sorunlarını toptan çözecek bir anlayışa, proje sahip olmalısınız. Bölgesel dengesizlikleri giderecek, işsizlikle, yoksullukla toptan bir mücadele. Eğitimde, sağlıkta, yatırımda, ekonomik ve toplumsal değerlerin paylaşımında eşitlik.


Bunlar sadece Kürt kökenli vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı bölgelerin sorunu değil.


 


YA KARADENİZ?


Sadece bir bölgeye yönelik yatırımla sadece o bölgenin sorununu bir ölçüde aşabilirsiniz. Ama diğer bölgelerde çok büyük sorunlara da neden olabilirsiniz.


Sözgelimi Karadeniz’de.


Bu hükümetin, ne terör, ne Kürt, ne de ülkenin temel ekonomik sorunlarını çözebilecek bir perspektifi yok. Çünkü uygulanan sosyo ekonomik politikalar, varolan sorunları daha da arttıran ve işsizliği, yoksulluğu derinleştiren, varlıkları elden çıkaran, gelecek kaygısı ve ulusal yarar gözetmeyen politikalar. Dışa bağımlı, kendi içsel dinamikleri ile değil dışsal zorlamalarla sözde çözümler üretmeye bağlı çarpık bir anlayış.


Bu anlayış böyle bir sorunu çözmekten çok, bu tür yeni yeni sorunlar yaratmaya aday.


Hükümet gerçekten bir çözüm arıyorsa, ülkenin bütününde, kardeşlik temelinde ortak bir çözüm üretmenin yollarını aramalı. Başka kendi anlayışını sorgulayarak.


Hükümetin Kürt açılımında başka bir soru da şu:  Bu kaynaklar nereden gelecek? Güneydoğu ve Doğu’ya ilişkin yatırım kaynaklarını kim hangi koşullarla Türkiye’ye verecek?


 


         İnsafsız zam uygulanmamalı!


 


Trabzon’da dolmuşlara yüzde 25 zam geldi. Kısa hatlar 1.25; uzun hatlar ise 1.50 YTL oldu.


Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Turan Altuntaş’a sorarsanız şöyle diyor: “Mazota sürekli zam gelmesinin etkisi büyük. Dolmuş esnafının bu anlamda mağduriyeti söz konusuydu. Vatandaşımızın bu zammı anlayışla karşılayacağına inanıyoruz”


Yolcu anlayışla bakacak da, yolcuya kim anlayış gösterecek? Hükümet enflasyonu yüzde 8 düzeyinde gösteriyor. Ücretlere yapılan zam yüzde 4 düzeyinde kalmış. Ama Altuntaş vatandaştan anlayış bekliyor.


Altuntaş vatandaştan anlayış beklemek yerine, hükümetin ekonomik politikasını sorgulasa ya! Hem hükümetin politikalarını görmezlikten geleceksiniz, ama koşulları gerekçe göstererek vatandaşa yükleneceksiniz. Bu ne kadar doğru ve samimi?


Her ne olursa olsun bu zam fazladır. Mevcut sistemin yarattığı boşlukları bazı kesimler zamlarla ve başka önlemlerle doldururken, vatandaşın cebi daha çok boşalıyor. Vatandaşın boşluğunu kim dolduracak?


Ekmeğe zam. Elektriğe zam. Tüpgaza zam. Dolmuşa zam. Suya zam. Gıdaya, ilaca, elektroniğe, her şeye zam. Hepsi gereklilik! Peki bu kadar zammı kim karşılayacak?


Bu zam ya uygulanmamalıdır. Altuntaş‘ın gerekçeleri bir ölçüde haklı olabilir, ama bu kadar yüksek düzeyli zam kabul edilemez. Şoför esnafı uygulamada ısrar ederse, kitle taşımacılığını geliştirecek önlemlerle vatandaş korunmalıdır.


 


Üç çocukmuş!


 


Başbakan Erdoğan’ın kadınlara “enaz üç çocuk yapmalarını” önermesine tepkiler sürüyor. Kadını çocuk doğurma bakmakla sınırlandıran ve eve hapsedecek, toplumsal statüsüne darbe vuracak, toplumsal yaşamdan onu dışlayacak öneri, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı tartışmalarına da konu oldu. 


Mevcut kanunda asgari ücretin üçte biri oranında ve altı ay süreyle ödenmesi ön görülen emzirme yardımı, asgari ücretin 1/3'ü ve bir defa ile sınırlı tutuluyor.


Başbakan kadınlara enaz üç çocuk yapın çağrısı yapıyor, ama hem emzirme yardımını, hem de doğum izinlerine sınırlama getiriyor.


Nasıl bir samimiyet bu?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.