PANDEMİ VE FUTBOL – I

  Sadece futbolun ve sporun değil bütün insanlığın ve tüm dünyanın üzerine çöken bir kâbus, bir karabasan oldu, Coronavirüs; nam ı diğer covid-19.
Oluşum nedeni hakkında yeterli bilgiye sahip olunamayan bu virüse karşı en etkili tedavi yöntemlerinden olan aşı veya antibiyotiğinin hala bulunamamış olması tehlikenin boyutunu daha da çok arttırdığı gibi sürekli evrim geçirmesi ise felaket senaryolarının devamlı bir şekilde canlı tutularak gelecek endişelerimizin daha da çok belirmesine neden olmaktadır.
  Dünyamızı uzun süre etkileyecek bir virüs olarak ileri süreçte belki tedavisi bulunsa dahi daha öncesinde etkilenenler nedeniyle de etkisini yıllarca sürdürebilecek bir salgın, coronavirüs.

Şu an itibariyle bu pandemiyle ilgili olarak sadece görebilmek istediğimizi görüyor,  anlayabilmek istediğimizi anladığımız için henüz birkaç aylık bir mazisi olan salgındaki bu belirsiz durum, insanlarımızda ise durumun ciddiyetini kavramakta hala zorluk çıkarabilmektedir.
İtalya’da son 24 saat içinde 793 kişi daha hayatını kaybederken toplamda ölü sayısının 6077’e ulaşarak virüsün çıkış yeri olan Çin’deki ölüm sayısını (3281) dahi geçmesi dünyadaki panik halinin sürekli bir devinim halinde kalmasına neden olmaktadır.
  Fransa’da, Almanya’da, İspanya’da durum her geçen gün daha da kötüleşmekte ve İspanya’da son verilere göre 1300 kişi şimdiden hayatını kaybetmiş durumdayken toplamda bu güne kadar 17 bini geçen bir can kaybının oluşması vahametin boyutlarını göstermeye yetmektedir.
Aslında bilinen bir virüstü, coronavirüs. Tanınıyordu da. Dönem dönem kendisini unuttursa da zaman içerisinde arada bir atak yapıp biraz can aldıktan sonra yeniden sessizliğe gömülüyordu.
İlk olarak Çin’de 2003 senesinde gözlemlenen ve İngilizce 'Severe Acute Respiratory Syndrome - Ciddi Akut Solunum Sendromu' kelimelerinin kısaltılması olan SARS coronavirüsü, 2012 senesinde ise, bu sefer Suudi Arabistan’da 'Middle East Respiratory Syndrome - Orta Doğu Solunum Sendromu' olarak adlandırılan MERS coronavirüsü olarak ortaya çıkmış ve durumun ciddiyeti anlaşılana kadar da 284 kişinin hayatına mal olmuştu.
Ta ki Wuhan eyaletinde başlayıp da önce Çin’i sonrasında da Avrupa’yı en sonunda da dünyayı etkisi altına alıncaya kadar unutmuştuk kendisini.
Gerçi Çin kaynaklarının bu yeni tip virüsün Çin menşeili olmadığını nereden geldiği ya da bulaştığını tam olarak bilemedikleri gibi gözlerin Atlantik ötesi Amerika Birleşik Devletlerine çevrilmesi gerektiğini defalarca yinelemesine rağmen dünya kamuoyu bunun merkezinin kesinlikle Wuhan eyaleti olduğu fikrinde devamlı bir şekilde ısrar etti, durdu.
Bu bilinen ama mutasyona uğra(tıl)mış yeni tip virüse de yeni tip coronavirüs adı verildi. Literatüre de Covid-19 olarak geçti.
Çin’den sonra İtalya’da bu virüs ilk olarak ortaya çıktığında Avrupa Birliğinin ileri gelenleri Fransa ve Almanya onlara yardım sözü verebilseydi eğer bu virüs belki de tüm Avrupa’ya yayıl(a)mayacaktı.
Öyle olmayınca, İtalya tüm ülkeyi karantinaya almak konusunda çok da istekli davran(a)madı. Bilseydi ki ülkedeki tüm ekonomik faaliyetlerin bile durma noktasına geleceğini, karşılığında Avrupa da onlara yardım edecek; o zaman daha sert önlemleri alarak tüm ülkedeki salgını durdurabilir böylece kıta Avrupa’sına yayılmasının da önüne geçebilirlerdi.
Ama Fransa ve Almanya’nın İtalya’ya karşı isteksizliği, İtalya’nın mahvolmasına neden olduğu gibi kendi ülkelerine yayılan salgını durduramadıkları gibi daha ağır sonuçların da ortaya çıkmasına engel olamadılar.
Tehlikenin tahmin edilenden de büyük olmasını mı düşünemediler yoksa kendilerine çok mu güvendiler bilinmez ama sonuç ortadaydı.
Avrupa bir anda kendini her şeyden tecrit etmeye başladı.
Öncesinde bütün sportif faaliyetlerini durdurdu, sonrasında ise insanların evlerine kapanarak, kimseyle temas etmemelerini istedi.
Mevcut şartlar içerisinde Avrupa’da tüm bunlar yaşanırken bu pandeminin ne derecede yıkıma götürebileceği henüz tam olarak algılanamamışken Türkiye’de ise liglerin 25. haftadan itibaren tatil edilmesi mümkünken ne hikmettir bilinmez kimler neleri düşündü ya da nelerin kaygısını yaşadılar da maçların seyircisiz oynanması gibi bir süper akılla da o hafta maçlarının tüm liglerde oynatılmasını sağladılar.
Bunu da anlamak bir türlü mümkün olmadı
Avrupa’da önce İtalya, sonra Fransa, sonrasında İngiltere ve daha sonra Almanya ve en sonunda ise İspanya gibi futbolun kalburüstü ülkeleri liglerini süreli/süresiz tatil ya da tehir ederken Türkiye Süper Ligi’nin ise seyircisiz oynanması ısrarı lig takımlarımız tarafından pek de hoşnut karşılanmasa da emir demiri keser mantığıyla sahalara çıkılmaya mecbur bırakıldılar.
Futbol bir şov işiydi.
Şov ise seyirciye ve izleyicilere sunulur. Seyircinin olmadığı maçlar sadece yayıncı kuruluşu ve onunla ilgili kitleyi memnun edeceği malumken bu maçların bırakın sağlık açısından oynanmaması gerekliliği görsel mahiyette dahi kimseyi tatmin edemeyeceği gün be gün ortadayken bu maçların oynatılmasında kim niye ısrar etti, burası da hep muallakta kaldı.
Bu satırların yazıldığı anda Türk futbol kamuoyunun yakından tanıdığı Fatih Terim ve Galatasaray Asbaşkanı Abdürrahim Albayrak’ta covid-19 pozitif çıkmıştı.
Birkaç gün önce de Fenerbahçe basketbol takımından da bazı oyuncularının değerlerinin pozitif çıkması Türk Spor dünyasında bomba etkisi yaratmaya yetmişti.
Ortada vahim bir durum vardı ve yetkili mercilerce de bu durum hiç de dikkate alınmamış ya da önemsenmemişken ne tür kaygılarla da görmezden gelinmiş ise de işte şimdi tam da asıl sorulması gereken soru bu noktada karşımıza çıkıyordu:
Liglerin seyircisiz oynanmasını kim ya da kimler istedi…
Şimdi, Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’in haklı olarak kellesini istiyorlar.
O esnada kıta Avrupası dâhil dünyanın pek çok ülkesinde ulusal ligler tehir edilmişken Amerika Birleşik Devlerinde ise NBA bile tatil edilmişken, Türkiye Süper Ligi dâhil bütün profesyonel liglerin seyircisiz oynanarak devam ettirilmesinin ağır psikolojik sorumluluğunu bakalım Nihat Özdemir ne kadar taşıyabilecek.  

Başta Fatih Terim, Abdürrahim Albayrak ve Fenerbahçe basketbol takımı olmak üzere ülkemizde coronavirüs tanısıyla baş etmek zorunda kalan bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletirken Tanrıdan da acil şifalar dilemekten başka elimizden de şu an başka bir şey gelemiyor
Ofspor’u 6 oyuncu sırtladı
 
   TFF 3. Lig 2. Grup’ta zirve mücadelesi veren Ofspor’u 6 futbolcu sırtladı. Bordo-mavili ekipte defansta Buğrahan Karslı, orta sahada Batuhan Calap, önde Sabit Hakan Yılmaz, Bülent Kalecikli, Talha Aydemir ve Barış Çiçek sezon başından bu zamana kadar katkıları ile takımda öne çıkan isimler oldular. Ofspor’un zirve mücadelesi içerisinde olmasında bu 6 oyuncu büyük katkı sağladı. Takımın başarılı olması adına ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen bordo-mavili oyuncular, “İnşallah takımımızı Play-Off’a taşırız. O zaman görevimizi yerine getirmiş olmanın mutluluğunu yaşarız” dediler.
Oğulcan’a talip var
  Beşiktaş'ın Çaykur Rizespor'un genç futbolcusu’ı istediği ortaya çıktı. Teknik Direktör Sergen Yalçın'ın çok beğendiği genç futbolcunun ismini yönetime bildirerek, "Her iki ayağına da son derece hakim. Yeni sezonda onu mutlaka kadromda görmek isterim. Gereğini yapın" dediği öğrenildi. Çaykur Rizespor’da yönetim ise Oğulcan Çağlayan’ın transferine pek sıcak bakmadığı öğrenildi. Yeşil-mavili idarecilerin çok iyi bir teklif gelmesi durumunda ancak Oğulcan Çağlayan’ın gitmesine onay verebileceği bilgisine ulaşıldı. Oğulcan Çağlayan’ın sezon sonuna doğru taliplerinin artması bekleniyor


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.