Parti kapatmak çözüm mü

Yargıtay Başsavcısı’nın, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle AKP hakkında kapatma istemiyle dava açması, parti kapatma olayını yine tartışmanın odağına oturttu.


Bugüne kadar 26 siyasi parti kapatıldı. Bunlardan Milli Nizam Partisi (1971), Milli Selamet Partisi (1980), Refah Partisi (1998), Fazilet Partisi (2001)’nin yaşamları, laikliğe karşı eylemleri gerekçe gösterilerek sona erdirildi.


Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı verebilmesi, bu partinin kapatma gerekçeleri açısından “bir odak haline dönüştüğünün saptanması” halinde olabiliyor.


Anayasa Mahkemesi kapatma kararı vermeyip başka cezalandırmalara da gidebilir. Anayasanın 69’ncu maddesine göre, temelli kapatma yerine, hazine yardımlarının kesilmesi, bazı üyelerinin ve yöneticilerinin siyasetten men edilmesi gibi cezalar uygulanabilir.


 


YENİLERİ KURULDU


Anayasanın ilgili maddelerinde AB uyum yasaları çerçevesinde yapılan değişiklikler ile parti kapatma zorlaştırıldı. Önceden salt çoğunluk yani 6-5 yeterli iken, şimdi nitelikli çoğunluk kabul edilen 7-4 aranıyor.


Bugüne kadar aynı gerekçeyle kapatılan partilerin yerine yenileri kuruldu. Sadece laikliğe aykırı eylemlerden dolayı değil, ayrılıkçı eylemlerden dolayı kapatılan partilerin yerini de yenileri aldı. Halen DTP’nin kapatma davası da sürüyor.


Kuşkusuz ki demokrasilerde parti kapatma savunulur bir şey değil. Çünkü demokrasiler, bütün eksikliklerine, anti demokratik yapı ve ortamlarına karşın siyasi partilerle bir anlam kazanıyor.


 


HUKUKA GÜVENMELİYİZ


Ama siyasi partiler de anayasal çerçeve dışına çıkamaz ve çıkmamalı. Herkesi ve her kurumu bağlayan genel çerçevedir anayasa. Anayasaya karşı eylem yürütmenien, değişmez ilkeleri ile oynamanın bir hukuki bedeli de olmalıdır. Yoksa anayasa delik deşik olur. Tüm sistem kaosa gider.


Herkes, hepimiz hukuka güvenmek zorundayız. Bu aşamadan sonra olay Anayasa Mahkemesi’ndedir. Anayasa Mahkemesi de, inanıyoruz ki bütün dikkati, özeni ile bu dosyayı inceleyecek, AKP’nin laikliğe karşı eylemlerinin olup olmadığına karar verecek ve bir ceza öngörecek ya da öngörmeyecektir.


 


AKP ÖZELEŞTİRİ YAPMALI


Peki, olayın bu duruma gelmesinde AKP’nin, yöneticilerinin, belediye yönetimlerinin ve mensuplarının hiç mi sorumluluğu yok? Kuşkusuz ki var. Hem de çok


Bugün ne yazık ki başbakan başta olmak üzere pek çok AKP’li yönetici anayasa karşı söz söylemekte ve çeşitli eylemlerde bulunmaktadır. Özellikle AKP’li belediyelerde, laikliğe aykırı birçok uygulama vardır.


AKP yöneticileri, olayı yargı ile bir savaşa dönüştürme, demokrasi havariliği yapma yerine, bu durumdan ciddi dersler çıkarmalıdır. Gereken özeleştiriyi yapmalıdır. Bir iktidar partisi olarak da halka karşı büyük sorumluluğu vardır.


Ama parti sözcülerinin ve Başbakan’ın sergilediği tutum çok daha tehlikeli boyutlar açabilir.


AKP ve Başbakan, kendini belirli dar bir dinci gruba karşı sorumlu görüp, oy alsa da almasa da hizmet etmek durumunda olduğu bütün vatandaşlara karşı sorumsuz görmesi, belki de bu sürecin en önemli nedenidir.


Davayı “AKP’nin önünü kesen bir hukukdışı darbe” gibi görüp göstermenin ne kendilerine ne de bu ülkeye bir yararı olur.


 


Bu ne demek?


 


Başbakan Erdoğan, Siirt ve Batman’da, partisi için açılan kapatma davasına yönelik çok ağır sözler söyledi. İsim vermedi ama, hedefinde Yargıtay ve Başsavcı vardı.


Laik bir ülkenin Başbakanı olduğunu unutarak konuşmasının bir yerinde Araf Suresi’nden örnek verdi.


Başbakan’ın alıntı yaptığı Âraf Suresi 179. ayet şöyle:


“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.”


 


AKP’ye can simidi


 


AKP, işbaşına geldiği 3 Kasım 2002’den bu yana en zor günlerini yaşıyordu.


Üniversitelere türbanla girilmesi olayı tam bir kaosa dönüşmüş. Yüzüne gözüne bulaştırmış.


Ekonomi tepetaklak gidiyor. Başta iş kesimleri olmak üzere herkes uyarı üzerine uyarı yapıyor.


Bazı temel ekonomik verilerde bozulma görünüyor.


Terörle mücadele, Irak’a askeri operasyon, çekilme kararı, ABD ile ilişkiler, Kuzey Irak’taki Kürt bölgesel yönetiminin muhatap alınması ve benzeri birçok gelişme AKP’yi güç duruma düşürüyor.


Zamlar peşpeşe sıralanıyor.


Daha birçok olumsuzluk.


Hepsinden önemlisi, uzun yıllardır uykudaki toplum, çalışan kesimler, hakları ve gelecekleri sokaklara dökülüyor, iş bırakıyor, mücadele kararlılığını gösteriyor.


Yani AKP’nin grafiği hızla aşağıya iniyor.


İşte tam bu sırada, bu eylemlerin tam ortasında, birden bire kapatma davası geliyor.


AKP, birçok alandaki başarısızlığını, yarattığı ağır sorunları, bütün bunların yolaçtığı tepkileri arka plana atacak, yeniden mazlumu oynayacak bir can simidi bulmuştu!


 


Ceza onurunuzdur!



Trabzon Devlet Tiyatrosu (TDT)’nun sahnelediği Düğün ve Davul oyununda Başbakan’a hakaret edildiği iddiasıyla yürütülen soruşturma sonuçlandı. Oyun sansüre uğrarken, dört sanatçıya uyarı cezası verildi.


Öyküyü kısaca özetleyelim: TDT tarafından sezon başında sahneye koyulan Düğün ve Davul, turne dolayısıyla Başbakan Erdoğan’ın memleketi Rize’de seyircinin karşısına çıktı.


Haşmet Zeybek tarafından 1969’da kaleme alınan asıl metindeki, “Başbakan kimden korkar” sorusuna “Başbakan Amerika’dan korkar” yanıtı yeralıyor. Ayrıca seyirlik gülmece oyununda taşlamalar da yapılıyor. Bu tür taşlama oyunlarında genelde günlük olaylar doğaçlama biçiminde kullanılabiliyor. Bu oyunda da Başbakan Erdoğan’a ait olan, “Ananı da al git” ve “Burası yan gelip yatma yeri değildir” sözleri kullanıldı.


Bazı çevreler tarafından Rize’den başlatılan tepkiler, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a kadar uzandı. Günay da haksız biçimde sanatçıları kınadı. Sonra bakanlık incelemesi, Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürü Lemi Bilgin’in de soruşturması geldi.


Oyun önce sansür edildi. Asıl metindeki soru “Başbakanlar kimden korkar” biçiminde çoğullaştırıldı. Ancak oyuncuların verdiği yanıt metinden çıkarıldı. Oyunda doğaçlama olarak kullanılan diğer sözler ise artık kullanılmıyor.


Soruşturma sonucunda, Trabzon Devlet Tiyatrosu Müdürü Murat Gökçer, yönetmen Volkan Özgömeç, başoyuncu ve “Burası yan gelip yatma yeri değildir” diyen Halil Ayan, “Ananı da al, defol git” diyen Erşan Utku Ölmez “uyarı cezası” aldı.


Utanç verici bir durum!


Bu cezalar niçin verildi?


Oyunun uzun yıllar önce yazılan asıl metninde bulunan “Başbakan kimden korkar” sorusu niçin çoğullaştırıldı? Asıl metindeki yanıt niçin çıkarıldı?


Bu koşullarda, bu dar görüşlülükle, bu aptalca mantıkla bir tiyatro oyunu sahnelenebilir mi?


Hangi tiyatroya giderseniz gidip, eğer seyirlik bir taşlama ise, önemli bir kısmı günlük olaylardan ve günün tanınmış kişiliklerinden alıntılarla doğaçlama yapılır. Bu tiyatronun özünde vardır.


Başbakan’ın söylediği ve artık bu ülkedeki herkes tarafından bilinen (ayıplı) sözleri oyunda kullandılar diye, hangi gerekçe ve hakla oyunculara ceza verilebiliyor?


Bu ortamı yaratan Kültür (!) Bakanı’na da, yıllardır hak mücadelesinde gönülden destek olduğumuz DT Genel Müdürü’ne de, bu cezayı veren kurula da; sanat, kültür, estetik adına ayıp!


Trabzon sanatçıları ile gurur duyuyor. Onlara sahip çıkmasını da bilecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.