Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

Pasinler-Hasankale (2)

ALMAN SEYYAH PROF.DR. KOCH İLE KUZEY DOĞU ANADOLU ANILARI 1843-44

Çeviri: Mehmet Nuri SUNGUROĞLU

Yerleşim yeri vadinin kuzey tarafında olan Pasinler’e güney-batıdan geldiğimiz için çaprazlama girmiştik.

Yörenin karakteristik yapısı Erzurum ovasından farklı olmayıp, etrafta bazı söğüt ağaçlarından başka ağaç görünmüyordu. Ancak Kale Suyuna yakın yerlerde azda olsa bazı çalılıklar doğaya canlılık veriyor. Özellikle derenin iki kenarını çit gibi çevreleyen yalancı iğdeler, alçak boyutlu ılgın ve yaban güllerinin oluştuğu ortamda söğüt ağaçları da eksik değildi.

165-resim-002.jpgErzurum'dan Tebriz'e giden büyük ticaret yoluna hâkim olan Pasinler, daha çok stratejik konumda olan kalesiyle önemini korumuştur. Son Türk-Rus savaşında Rusların bombalayarak harabeye çevirdiği Pasinler ve Kalesi, aradan 14 yıl geçmesine rağmen molozlar içinde perişan vaziyette görülmektedir. Ne yazık ki cahil Türkler; dışarıdan gelebilecek bir saldırıya karşı buraya bir daha ihtiyaçları olmayacakmış gibi ilgilenmeden yıkılmaya terk etmişler.

Kalenin koruması için inşa edilmiş çifte kale duvarları yıkılmış ve perişanlık içinde molozlar arasında kalmışken, sadece güçlü duvarlarla yapılan kapı kirişleri ve direklerinin koruduğu kapılar ayakta kalmışlar.

Hane sayısına göre yaklaşık 200 Türk ailesine sahip olan kasabanın ilginç bir şeyleri yok ve sadece çıkıldığında etrafı görebilecek kadar yüksek yapılmış ince bir minaresi var. Evlere gelince, hiçte fena değiller, hatta bazıları iki katlı olarak inşa edilmişler. Başka türlü olanlardan da yeteri kadar var. Yükselen yamaçlara yaslanmış vaziyette inşa edilmiş, gerçek olduğundan şüphe edilmeyecek Ermeni-Gürcü evleri. (Delikleri diyor yazar, ben yumuşattım-Sunguroğlu)

                                    ********************************

   Pasinler; Hasan Dağına yapılmış ama en son ne zaman tamir edildiği bilinmeyen Hasan Kale’nin hâkimiyeti altında. Ruslar burasını teslim aldıklarında boşaltmayı düşünmedikleri için onarım işlemlerine başlamışlardı, hatta bu onarımdan kalan izler hala görülmektedir.

Dağın batı yamaçları dikey olarak aşağıya doğru inerken kayalar ile kesintiye uğramadığı görülüyor. Güneye bakan ön tarafı ve doğusu ise, sanki üst üste konulmuş garip zirveler veya poligonal (Soliflüksiyon) kütleler olarak öne çıkan kayalardan oluşmaktadır. Görünüşe göre sanki çok eskilerden bazı blokların düştüğüne işaret ediyorlar. Sert, diyabaz porfir taşlardan oluşan kayalar bazen de moloz halinde serpilmiş olarak görülmekteler. Güney ve doğu tarafında nadiren rastlanan kayalar arasından bazılarının sivri tepeleri gözetleme kuleleri olarak kullanıldığı duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır.

Yeraltı kütlesinin dışa vuruşunda Ortaya çıkan kayaların altlarında mağaralar oluşmuş ve bu mağaralardan bazıları dağın yarı belinde görülmektedir.

Barınak olarak kullanılan bu mağaralara giden ince bir yolun izleri hala kaybolmuş değiller.

Dağın eteğinde ise muazzam bloktan oluşmuş ve neredeyse dışarıya taşacak kadar uzanmış kaya görülüyor. Bu kayanın yağmur ya da fırtınaya karşı koruyacak imkânları olsa da, Hamilton'un dediği gibi ne bir mağaraya, ne de çıkıntı olacak her hangi bir boynuzlara rastlamadım.

Pasinler Kalesi’ni  Cenevizliler mi yaptı?

    Buraya; Pasinler’e gelen tüm gezginler Pasinler kalesini Cenevizlilerin yaptığını ortaya atmışlardır. Bu doğru değildir ve benim buna itirazım vardır. Çünkü bu kalenin yapılışı Cenevizlilerin buralara kadar gelerek ticaret yaptıkları zamanlardan çok daha eskilere dayanmaktadır.

thumbnail-162.jpgKalenin mimarisi birçok yönüyle İspir kalesiyle uyuşmakta olduğu görülmektedir ve aynı tarihte yapılmamış olsalar da aralarında fazla bir süre geçmeden İspir kalesinden sonra yapıldığı kanaatindeyim.

Öte yandan Cenevizlilerin bu kadar içerilere kale inşa ettikleri hakkında bize ulaşan bir haber olmadığı gibi, bu genişlikte alanları tutacak kadar insanları da yoktu. Ayrıca, zamanın şartlarında hiçbir koşulda bu uzak bölgelerde Arapların ve Türklerin hareket alanları olarak seçtikleri coğrafyada barınamaz ve ilk fırsatta birilerinin esaretine üşmekten kurtulamazlardı.

Onlar; Cenevizliler sahil boylarına ya da içeri bölgelere bölgenin hâkim güçleri olarak yerleşmediler, bölgeye hâkim olan güçlerin desteği ve koruması altında ticaret yollarında kervancıların ve ticari ürünlerin korunacağı ve barınacağı kervansaraylar yaptılar. Az sonra, buradan 3 saatlik mesafede olan böyle bir kervansaraydan söz edeceğiz.

Kalenin yüksekliği ovanın düzeyinden 100 - 120 metre üzerinde olduğu kanısındayım. Eğer William Glascott kalenin yüksekliği konusunda 15 metreden söz ediyorsa, kelenin alt surlarının Kale Suyunun düzeyinden 15 metre yüksek olduğunu kast etmiştir. Öte yandan mesele açıkça ortada iken Brant'ın 600 metreyi nereden bulduğunu bilemiyorum. Brant'ın aktardığı bu bilgi ya tipo-grafik bir baskı hatasıdır ya da burada görülebilen Kireçli Dağı'nın en yüksek zirvesi anlamına geliyordur. Sözü edilen son seyyah; daha sonra sözünü edeceğimiz köprünün genel yüksekliğini 1579 metre olarak vermektedir ve buna göre Hasan Kale Erzurum'dan yaklaşık 182 metre daha düşüktür.

Kendisinden daha ünlü olan ve sayıları hiçte az olmayan şehrin kaplıcaları kasabanın güneyindeki kaynaklardan oluşmaktadır.

Kasabanın ortasından, 8-10 m genişliğinde akan ırmağın üzerinden, belli ki çok eskilerde yapılmış 3 kemerli bir köprü şehrin iki yakasını bağlıyor. Ne yazık ki yorgunluğu her haliyle belli olan köprünün bazı kısımları yıkılmış ve Türkler tarafından çapraz döşenmiş tahta parçalarıyla kullanılmaktadır. Irmağın karşı tarafında 15-20 m kadar genişliğinde uzanan alanda o kadar çok kaynaklar var ki, fazla bir şeye gerek kalmadan buralara havuzlar yapılabilir.

Bu kaynakların ana damarını mermer taşlardan oluşan havuzlara akıtarak etrafını ve üstünü kubbeli bina ile örtmüşler. Bana göre bu tarihi binanın Romalılara, ya da Bizanslılara ait olmadığı kesin olsa da, eski zamanlara ait olduğu, hatta hislerime dayanarak karar verecek olursam, Çifte Minarelerin yapıldığı 10’cu asırda inşa edildiğini söyleyebilirim.

Ne yazık ki bu tarihi binanın kubbesi çökmüş olup ve çok yakında tedbirler alınmasa geriye kalanı da yıkılıp harabeye döneceği kesindir. Binanın içerisinde farklı türlerde arabesklerle süslenmiş pencere benzeri nişler yapılmış. Süsleme sanatında biri, diğerine benzemeyen çeşitlilik kullanılırken köşelerde palmiye ağaçları ve üzüm yapraklarının motif olarak kullanılmasına öncelik verilmiş.

 

-DEVAM EDECEK-

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar