Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

PÜSKÜLLÜ TARİHCİ VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANI

BU DİN NASIL BU DURUMA GETİRİLDİ
İnanan bir Müslümanım. İslam dininde her Müslüman dininin görevlisidir. Din adamına gerek yok. İbadet için özel bir mekan şart değil. İslam dini dışında diğer dinlerin kutsal kitaplarında değişiklikler olmuştur, hatta Hıristiyanlığın birkaç kutsal kitabı var. İslam dininin kutsal kitabı 1500 yıla yaklaşıyor, bir noktası bile değişmeden bu güne geldi. Böylesine sağlam bir kitabı olan dinin nasıl olur da Oktar gibi, Cübbeli gibi daha sayısız sözde mürşiti var. Bunlar mürşit değil yol şaşırtıcı. İnanan bir Müslüman olarak ne fetoya, ne metoya, ne cübbeliye ne de cübbesizlere gereksinim duymuyorum. Bir sorunum varsa açar naz-ı celilin içine bakarım. Anlaşılması söylendiği gibi çok zor değil. Ancak onun bunun önünde eğilir sakalını, eteğini öperek iman ederseniz bu dini asla öğrenemezsiniz. Yada salt mezarlıkta okumak yada fal bakmak için açarsanız bir şey öğrenemezsiniz ancak kula kul olursunuz.
Bu dinde ruhban sınıfı yok. Camide saflarda sınıf farkı yok. Geç gelmişse  cumhurbaşkanı  da vali de en son safta yer alır. Siz bakmayın dalkavuklara  camide bir kelli gelince hemen kalkıp onu öne geçirmeye. Yoo, dinde böyle bir şey yok.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI
Osmanlıda Şeyhulislam vardı, Cumhuriyette Diyanet işleri başkanı, öyle mi? Hayır Diyanet işleri başkanı Şeyhulislam değil Kadı değil. Devletin bir görevlisi, Din işlerini din görevlilerini atayan, özlük işlerini, yönetim işlerini düzenleyen kişi. Cumhuriyetle birlikte kuruldu. Genel Kurmay Başkanlığı gibi  siyaset üstü bir kurum. Bakanlık değil. Büyük Atatürk'ün sağlığında bu iki başkan da hiç değişmemiş. Bunlara karşı Atatürk adeta saygılı davranmış, tartışmaların dışında tutmuştur.
Daha sonra da bu iki kurum yakın yıllara dek büyük oranda saygınlığını korumuştur. Bu başkanlığa bağlı din görevlileri imamlar da bu statüde tutulmaya çalışılmıştır. Ancak son 10-15 yılda bu kurumlara çok müdahale edilmiş, saygınlıklarına gölge düşürülmüştür. Genel Kurmay ve ordunun diğer kademelerine uydurma nedenlerle saldırılmış. Genel Kurmay Başkanları yıllarca tutuklanmış hatta idamla yargılanmıştır. Dünyanın en güçlü en saygın ordusu maalesef lekelenmek istenmiş, gücü zedelenmiştir. Yok Ergenekon, yok Balyoz... Sonra bunların asılsız olduğu ortaya çıkmış, birçoğunun itibari iade edilmiştir. Ancak manevi yönden güç zedelenmiştir.
Şimdi ne oldu. Başkanlar siyasi toplantılara katılıyor, görüşmeler yapıyor ve halkın gözünde itibar kaybediyor. Çünkü herkesin farklı siyası görüşü olabilir. Başkan ilahi kitaba göre, ahlaka göre en doğru ve en ahlaklı davranışı göstermek zorunda. Üstelik resmi kıyafette edindiklerine göre bu kılıkla siyasi kurumlarda  bulunamaz. Bir çoğumuz anımsayacak, Trabzon’da bir merhum müftü yeni belediye başkanının makamında bulundu göreve başlarken dua etti diye görev yerinden sürülerek cezalandırılmıştı. Başkan, din görevlileri, imamlar hepimizin  görevlisidir. Cenazelerde, bayramlarda ayırım yapmaz. Cuma namazı toplu bir ibadet, Cemaatte her görüşten insan var. Birleştirici ve dini en doğru biçimde aktarıcı olacak. Önemli günlerde hutbeleri buna göre hazırlayacak ve cemaati onure edecek, rahatlatacak ve gerekirse ilahi kitaba göre uyaracak, inandığı siyasal görüşe göre değil!..
Başkan, devleti ile devletin dokunulmaması gereken değerleri ile kavgalı kişileri itibarlaştırmaya çalışır mı? Onlara suni bir itibar bağışlarsa halkın onurunu kırar ulusal değerleri milli değerleri rencide eder. Buna hakkı var mı?

BİR PÜSKÜLLÜ'DÜR GİDİYOR
Bir püsküllü tarihçi var. Tarihçi değil. Püsküllü yalan derler ya işte bu da o türden biri . Sözde tarihçi. Yıllar önce birisi vermişti iki cilt kitabı vardı bende, kitaplığımda. Okumamış bir gözden geçirmiştim. Tarih bilimi ile alakası olmayan bir safsata yığını. Kitapları çok severim, kitap değil bir kağıt parçasının bile yakılmasını istemem ancak bu  mahlukun(Zat diyemedim) kitaplarının daha fazla kitaplığımı kirletmesine gönlüm razı olmadı. Evet evet sobaya attım yaktım. İnanın sobada bile çok zor yandılar.
Kim bu adam? Trabzonluymuş, Trabzonlu olarak çok üzüldüm. TV’de gördünüz kılık kıyafet adeta bir mecnun... Söyledikleri bir insana yakışmayacak sözler. Kurtuluş Savaşımızın yüce komutanını, devletimizin büyük kurucusunu, tüm insanlığın saydığı o büyük insanı ağıza alınmayacak sözlerle karalamaya çalışan mahlukat. Ancak o çok suçlu değil. Onu devletin en yüce katlarında ağırlayanlar ve tv’deki  o salya sümük akıtmasından sonra hani Atatürk'ü koruma yasası vardı. Hani tarihçiler, hani onun adı ile anılan ilkini o yüce önderin kurduğu Türk Tarih Kurumu. Hani üniversiteler, cumhuriyeti emanet alan Türk Gençliği. Yok mu bu adam müsveddesine haddini bildirecek. Yazık yazık, Atatürk değil de birimizin dedesi, atası için bu  sözleri söylese ne yapardık? Hani ATATÜRK Türkün atasıdır. Bu kirli ağızlardan kurtaramayacak mıyız bu değeri.
Önceki yazılarımda belirttim, ulusal değerlerimize sahip çıkalım, koruyalım, başımızın üstünde taşıyalım. Kutsal değerlerimiz insani değerlerimiz, bizi biz yapan değerler. Bu ağızların onları daha fazla kirletmesine izin vermeyelim. Onu o hassas günde hasta ziyareti diye ziyaret edip kitap armağan eden başkan diyor ki; ‘kişileri itibarsızlaştırmak günahtır, kul hakkını yemektir. Peki bu ne yapıyor. Büyük Atatürk'e birçok Türk büyüğüne hatta İstiklal Marşımızın yüce şairine de saldırıyor. Tüm bu suçlarına karşın böyle bir makamda bulunan bir kişinin ona itibar bahşetmesi nasıl oluyor.

EFENDİLER lütfen insan olduğumuzu unutmayalım, kafamız kutsal bir organ. Ağzımız da burada, dilimiz de burada. Böyle kirlerle, pisliklerle kirletmeyelim. EŞREF-MAHLUKAT olduğumuzu unutmayalım. Başta belirtiğim gibi bu dinin bir mensubu olarak sorumluluğumu yerine getirmeye çalıştım. Sürç-ü lisan ettim ise af ola...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum