Ricciardone Modeli!

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Francis J. Ricciardone; 1 Ocak 2011 tarihinde başlamış olduğu görevinde 3. Yılını doldurmak üzeredir. Kendisinin Türkiye ile olan ilişkisi daha eskilere dayanan Ricciardone, 1995-1999 yılları arasında Türkiye’de başmüsteşar ve maslahatgüzar olarak da görev yapmıştır. Politika, program yönetimi ve siyasi rapor(!) alanlarında ödül sahibi olan bu muhterem, Türkçe, Arapça, İtalyanca ve Fransızca’yı iyi bilmektedir. Kendisinin Türkiye, İran, Irak ve Ürdün konusunda “üst düzeyde” diplomatik deneyim sahibi olduğu bilinmektedir.

 

Türkiye-ABD ilişkilerinde her zaman ABD’nin Türkiye masasının etkili ve belirleyici olduğu bilinmektedir. Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma dair analizler, geleceğine ilişkin senaryolar, stratejik planlamaların hepsinde Türkiye’deki ilgili birimlerden gelen bilgiler ışığında Türkiye masası tarafından hazırlanan raporların etkili olduğu söylenebilir. Hatta çeşitli ülke liderlerinin ABD’ye yapmış oldukları ziyaretlerde, kendilerinden habersizce alınan idrar ve yatmış oldukları yataklarında kalan doku örneklerinden elde edilen DNA bulgularının bile bu masaya ait raporların hazırlanmasında önemli bir faktör olduğundan da şüphelenmeliyiz (bu bir ironidir). İleri düzeyde analizlere dayalı olarak elde edilmiş olan bulgular ile ABD’nin kendi ulusal çıkarlarına en uygun iktidarların hazırlanması için belirli ülkelerde profesyonelce çalışmaların yapıldığı herkesin malumudur.

 

Son dönemde ülkemizde yaşanmakta olan politik sürecin analizini yapmak ve bu sürecin ülkemizi götüreceği noktayı şimdiden hesaplamak çok da zor değildir. Ortada açıkça görülmekte bir iktidar-cemaat kavgası ve seçimlere iddialı olarak hazırlatılmaya çalışılan bir muhalefet görüntüsü vardır. Özellikle son dönemde iktidarı can evinden vurmakta olan yolsuzluk, rüşvet suçlamalarının arka planında cemaatin etkili olduğu yönünde bir kanı vardır. Oysaki bir bankanın hesap hareketlerinin takibini yapacak ve bunları kayıt altına alacak düzeyde bir cemaat örgütlenmesinin bu ülkede mevcut olmasına imkân yoktur. Tamamen ileri düzeyde teknik bir altyapı gerektiren bu konuda, dünyadaki bütün elektronik dolaşım sistemini kontrol altında tutan ABD gizli servislerinin etkili olduğunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yoktur. Bunun canlı örneği olan Snowden, NSA’in en tehlikeli kaçağı olarak Rusya’dan gerekli açıklamalarını yapmaya devam etmektedir.

 

Türkiye’deki son yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda cemaate bağlı kadrolar sadece kendilerine verilen yüksek güvenilirlikli bilgiler ve yol haritası kapsamında işin operasyonel kısmını yerine getirmişlerdir. Bu operasyon Türkiye’nin geleceğindeki yeni yapılanmanın bir bölümüne ait olup, henüz bittiği söylenemez. Önümüzdeki seçim sürecinde eğer gerekiyorsa iktidara karşı yeni operasyonlar da yapılacaktır. Zira burada işin dozu çok önemlidir. Mevcut iktidarın gerektiği kadar zayıflatılmasıdır söz konusu olan. İktidarın tamamen gücünü kaybetmesi ve iktidardan düşecek kadar toplumsal desteğini kaybetmesi büyük bir risk oluşturabilir. Çünkü halen iktidarda olan AKP’nin ana damarı, ABD’nin bölgemizdeki ulusal çıkarları açısından en uygun olanıdır ve kesinlikle yaşaması gerekmektedir. Bütün mesele bünyede hafif bir kan değişikliğini yapabilmekten geçmektedir.

 

Gelelim işin muhalefet kısmına… ABD’nin bu ülkede mevcut muhalefetten bir iktidar hazırlamak gibi bir hedefi kesinlikle yoktur. Sadece AKP’yi zayıflatmak üzere kullanılacak olan bir muhalefeti seçime hazırlamak üzere yürütülen bir çalışmadan bahsedilebilir. Bu öyle bir çalışmadır ki; seçim sonrasında bütün partileri ile başarısız kalmış bir muhalefet yaratmak üzere yürütülmektedir. Bunun canlı örnekleri halen muhalefet partilerinde ve özellikle CHP’de yaşanmakta olan sancılı adaylık sürecinde açıkça görülmektedir. CHP’nin özellikle üç büyük kent için belirlemiş olduğu adaylar, seçim yaklaştıkça çok daha da net olarak ortaya çıkacağı gibi, garanti seçim kazanacak durumda değildirler. Maalesef parti genel merkezinin içerisine düştüğü stratejik hataların da bunda çok büyük rolü vardır. Ankara’da (Trabzon’da da) bir önceki seçimdeki CHP ve MHP’nin oylarını üst üste koyarak hesap yapanların oradan kaçacak sağ ve sol oylardan maalesef haberi yoktur. İzmir’de eskimiş, yıpranmış bir aday yerine; genç, projeci ve model önerileri olan (Seferihisar gibi) yeni yüzleri aday yapmaktan CHP’yi alıkoyan güç kim olabilir? İzmir Büyükşehir Belediyesi kanımca CHP açısından büyük bir risk altına girmiş durumdadır. İstanbul’da ise seçim yaklaştıkça AKP’nin (yani ABD’nin); CHP adayı ile ilgili olarak pek çok şeyi kamuoyuna servis edeceği günleri maalesef göreceğiz.

 

Dikkat edilirse halen yaşanmakta olan seçim sürecinde muhalefetin dayandığı temel mantık; AKP’ye karşı olan bütün kesimlerin oylarını alabilecek bir iklim yaratmak üzerinedir. Sadece bu mantığa dayalı olarak başarı beklemek iddialı ve ciddi bir muhalefet partisinin hedefi olamaz. Oysaki AKP’yi sandıkta yenmek için mutlaka ve kesinlikle AKP’ye daha önceden oy vermiş olan kesimleri ikna etmek gerekmektedir. Sol adına bunun yolu yenileşmekten, mevcut sol değerler üzerine toplumsal sorunlara pratik çözümler üretecek olan projelerden geçmektedir. Bu ülkedeki sol güçleri bu kadar açık bir hataya acaba kim sürüklemektedir?    

 

Özetle tablonun tamamında görünen odur ki; önümüzdeki yerel seçimlerde oy oranı düşmesine rağmen, yine gücünü koruyan ve çok daha fazla yerde yerel yönetimleri kazanmış olan bir AKP ile, oy oranı biraz yükselmiş olan ancak büyükşehirlerin tamamı dâhil seçimleri kaybetmiş olan bir toplam muhalefetin hazırlığı yapılmaktadır. Bu hazırlığı bugünden gördüğü halde buna direnecek gücü maalesef kalmamış olanların, seçimden sonraki halini tahmin etmek zor değildir herhalde.  

 

Kısacası; bütün bu projenin sadece ABD Türkiye Masası tarafından geliştirilmiş olması ve yürütülmesi mümkün değildir. Bu iş için Türkçeyi ve Türkiye’yi iyi bilen, muhalefeti yakından tanıyan Orta Doğu uzmanı kişilere gerek vardır. Önümüzdeki yerel seçime ait model “zayıflamış AKP, başarısız kalmış muhalefet” olup, buna Ricciardone modeli demek en doğrusudur.

 

Peki; bu modelin seçim sonrasındaki döneme ait kısmında neler vardır? Bu da çok açık değil mi zaten? Maalesef bu ülkeyi güzel günler beklemiyor…    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.