İsmail Kansız

İsmail Kansız

ROMA İMPARATORLUĞUNUN SON BULDUĞU KENT: TRABZON

 

roma.jpgSon Roma da diyebiliriz. Her ne kadar M.Ö 27 yılında Roma Cumhuriyetinden İmparatorluğa evrilen çağının en güçlü devleti Roma İmparatorluğu M.S.395 tarihine ikiye ayrılmışsa da, sonrasında uzantıları devam etmiştir.

Doğu Roma İmparatorluğu olarak İstanbul'da hüküm sürmeye başlayan Romalılar,aynı zamanda Bizans diye de adlandırılırlardı. 

Bizans İmparatorluğu(Roma),Haçlı Seferleri ile Latinlerin İstanbul'a saldırıp talan (1204) etmesinden sonra yıkıldı.

Katolik Hıristiyanların idaresinde İstanbul'da Kostsntilopolis'te, Latin İmparatorluğu kurulur. Roma  İmparatorluğu artık yoktur.

Geride Roma'nın varisleri olduğunu iddia eden üç krallık vardır.

İZNİK KRALLIĞI 

SELANİK KRALLIĞI

TRABZON KOMNENOSLAR.

Bu üç krallıktan Selanik çok uzun süreli yaşayamamış ve 1244 yılında tarih sahnesinden  çekilmiştir.

Doğu Roma İmparatorluğu'nun varisi olduğunu iddia eden bu üç krallıktan İznik,1261 de İstanbul’u Latinlerden geri alır ve daha sonraları Bizans diye adlandırılacak olan Doğu Roma İmparatorluğunu Paleogos hanedanı olarak devam ettirir.

14.y.y’dan itibaren Bizans diye de adlandırılan Doğu Roma'nın Karadeniz kıyısında imparatorluğun devamı olduğunu iddia eden Komnenos hanedanı da vardır.

Komnenos sülalesi Trabzon'u merkez yaparak yeni bir "imparatorluk " kurdular.

Devam eden Roma İmparatorluğunun temsilcileri olarak 1204/1461 yılları arasında Karadeniz'de hükümranlıklarını sürdürdüler.

Trabzon İmparatorluğunun kurucusu 1.Aleksios ve kardeşi David 1185 yılında hüküm sürmüş Bizans İmparatoru l.Andronikos'ın son erkek torunlarıydı. O yüzden hem İznik İmparatorluğuna hem de Latinlere karşı Doğu Roma'nın meşru varisi olduklarını iddia ediyordular.

Nitekim Latinlerin İstanbul'u işgalinden sonra 1204'de kurdukları Trabzon İmparatorluğunda Doğu Roma'nın(Bizans) armalarını kullanmaya özen göstermişlerdir.

Trabzon ve havalisinde büyük Roma İmparatorluğu, hakimiyetini zaten bölünene  kadar sürdürüyordu 

Bugünlerde gündeme gelen Roma limanı ve daha öncelerinde şehrin muhtelif bölgelerinde bulunan Roma dönemine ait buluntular bize geçmişe dair önemli bazı bilgiler sunmakta. Yine Trabzon Kalesi ve Karadeniz kıyılarındaki birçok kalelerin temelinde Roma dönemini izleri bulunmakta. Roma'nın lejyonerler merkezi konumundaki Satala(Gümüşhane) antik kentinde de halen  Roma izlerine rastlamak mümkün.roma.png

İki Roma ve yıkılmaya yüz tutmuş iki imparatorluğun hakim olduğu İstanbul ve Trabzon İmparatorlukları 1453 ve 1461 yıllarında yıkılırken her ikisinin de FATİH'i Fatih Sultan Mehmet Han'dı .

Trabzon İmparatorluğu İstanbul’dan daha sonra yıkıldı 

Böylelikle Doğu Roma İmparatorluğu olarak anılan Bizans ve son olarak  fethi gerçekleşen Trabzon İmparatorluğundan sonrasında  Roma da tarihten silinmiş oldu 

Trabzon, Roma İmparatorluğunun izlerini, varisliğini ve de medeniyetinin etkilerini yaşayan bir krallığın sona erdiği kent.

Özetle Roma'da kurulan dünyanın en büyük imparatorluklarından biri Trabzon'da  son bulurken,  ROMA varisleri olduğunu belirten Trabzon İmparatorluğu ile birlikte tarihteki son kalesini de Trabzon'da  kaybetmiş oldu...

Ve Fatih Sultan Mehmet Han bu fetihle Anadolu’daki Türk Birliğinin sağlanması yolunda önemli bir adım atmış oldu.

 

BİR ESER AYAĞA KALKAR MAHALLE DEĞİŞİR

bir-eser-3.jpgRestorasyonlar tarihi kimlik taşıyan mahallelere daha bir  değer katıyor.

Yarı yıkılmış, terk edilmiş ama geçmişin görkemini halen taşıyan yapılar restore edildiğinde sadece bina kurtulmuş olmuyor.

Bulunduğu yere büyük bir değer katıyor. Hele bulunduğu mahallenin geçmişinde tarihin izleri henüz silinmemişken aslına döndürülen yapılar ayrı bir fonksiyonel görev üstlenerek, mahallenin aslına döndürülmesi gerektiğini gözler önüne seriyor.

Bu anlamda Kültür ve Turizm Bakanlığınca Trabzon'da Restoresi bitirilen Kundupoğlu Konağı çok güzel bir örnektir.

Bakanlıkça restore ettirilen konak, öncesinde yıkık ve harap bir durumdayken şimdi en önemli sivil mimari örneklerinden biri olarak yeniden hayata kavuşturuldu.

18.y.y geleneksel Trabzon evlerinin özelliğini taşıyan binadaki süsleme ve el işçiliği gerçekten bugün rastlanılmayan bir güzellikte.

Şimdi bu konak restore edildi.

Aynı mahallede buna benzer kimisi iyi, kimisi yıkık vaziyette  bir kaç tane daha  konak var.

Pazarkapı mahallesi zaten karakteristik olarak geçmişin izlerini taşıyan eski  bir yerleşim yeri.

Mahallede cami, çeşme, konak, camiye dönüştürülmüş kilise gibi yapıların yanısıra sokaklarıyla birlikte halen günümüze ulaşan kültürel bir doku mevcut.

Bir bina restore edildi.

Bütün güzelliği ile ortaya çıktı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın görevli mimar ve mühendisleri burada kutlanması gereken  güzel bir iş çıkardılar. 

Şimdi sıra karar vericilerde.

Mevcut yerleşim merkezinin  bu tarihi dokusu göz önüne alınarak, yeniden planlanmalı.

Kültüre tarihe turizme hizmet verecek tarzda mahalle bazında düzenlenmelidir.

Bu arada nerde tarihi bir eser restore edilip ayağa kaldırılırsa, hemen bazı kurumlar buralara talip olurlar.

Öncesinde yıkık perişan halini görüp te çözüm üretmek için çaba sarf etmeyenler, restoresi bitince talip olmaları da enteresan.

Kundupoğlu Konağı gibi tarihi yapılar, ancak kültürel hizmetlerde kullanılmalıdır...

Evet tarihi bir binanın restoresi mahalleye farklı bakış açısı sağlar. Mahalle kimliğini hatırlar adeta. Sokaklarına sinmiş geçmişin izleri yeniden canlanmaya başlar.

Bir bina restore edilir bir mahalle kurtulur.

Darısı  yaşlı, yıkık, renksiz, feri gitmiş ama el atarsak ayağa kalkacak vaziyette duran  diğer tarihe tanıklık etmiş binalara...

 

BİR YILDIZ KAYDI GÖREN OLDU MU?

İşin doğrusu çok bekledim, Trabzon'un  ressam Cemal Akyıldız'ın ölümüyle ilgili üzüntülerini  hissedilir biçimde dile getirmesini.

Yine ümit ettim resmi makamlardan, Trabzon doğumlu, sadece Türkiye'de değil dünyada tanınmış eserleri ile takdir görmüş sanatçı Cemal Akyıldız'ın ölümü sonrasında onun sanatçı kişiliğini belirtecek açıklamalar yapılmasını.

Cemal Akyıldız'ı tanımayanların olması muhtemeldir. Sanatla ilgisi olmayanlar için de bu normaldir diyebiliriz. Lakin Trabzon adına karar verici makamlarda oturanlardan tutun da kültür ve sanat çevrelerinin böylesi ünlü bir sanatçıyı tanımaması yadırganır.

Merhum Cemal Akyıldız'ın kısa biyografisine baktığımızda geride bıraktığı eserlerin çok özgün çalışma ürünlerinden oluştuğunu görmekteyiz.

Çizdiği tarihi yapıları, Allah korusun bir şekilde kaybetsek bile onun eserlerine bakarak  yeniden yapılabilecek kadar ince ve detay çalıştığını görebiliriz  

Cemal Akyıldız, 1932 yılında Trabzon'da(Of)dünyaya gelmiştir, resim ve gravür sanatçısıdır. Küçük yaşlarından itibaren resme ilgi duyan ve ticaret Lisesinden mezun olduktan sonra 1949'da İstanbul'a güzel sanatlar fakültesinde okumak için giden  sanatçı, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat gibi usta ressamlardan dersler alır.

Tarihe ilgi duyar ve bu konuda da araştırmalar yapar. 

Ayrıca tarihi resimlere imza atar.

Mustafa Kemal Atatürk'ten itibaren tüm cumhurbaşkanlarının portrelerini çizen Celal Akyıldız, 25 yıl İstanbul Üniversitesi'nin ressamı olarak çalıştı ve daha sonra da İstanbul Üniversitesi Tarih Araştırmaları Ana Bilim Dalı Ressamlığı'nda görev yaptı.

1956 tarihli ünlü Atatürk gravürünün ressamı olarak tanınan Akyıldız, yarım asrı aşkın sanat hayatında 200'ün üzerinde sergi açtı.2000 i aşkın kitabın kapağında onun imzası vardır.

Son Babıali ressamı Cemal Akyıldız mesleğe 1950'de Cağaloğlu'nda Ankara Caddesi'nde başlamıştı. 1951'de kendi adıyla atölyesini açmıştı. Tam 50 yıldır aynı bölgede üretiyordu, son dönemlerinde gravür tarzındaki resimlemeye ağırlık vermişti. Bir geleneğin son temsilcisiydi.

Cemal Akyıldız her şehrin sembol tarihi binalarını resmederken bir memleket albümü çıkartması için Cumhurbaşkanlığın da destek almıştır.

Bu arada Türk Cumhuriyetlerinde bulunan değerli Türk-İslam eserlerine ait gravür çalışmalarında da bulunmuştur. Daha öncesinde tarihi  Kostaki Konağında  açtığı sergi ile Trabzon sanatsever camiası ile buluşan Cemal Akyıldız, Trabzon’la ilgili tüm kültür sanat etkinliklerin de bulunmuştur.

Kendisiyle önemli çalışmalar için de olduğumuz dönemlerde özellikle zamanın bakan ve milletvekili Faruk Özak tarafından desteklenmiştir. Trabzon Tanıtım Günlerinin ilerlemiş yaşına rağmen vazgeçilmez katılımcı sanatçısı olarak sergilerini açmıştır 

Kendi alanında Türkiye'nin en önemli sanatçılarından biri olan Cemal Akyıldız'ın vefatı(21.11.2020) dolaysıyla Trabzon'un gerektiği gibi sahipleniş içinde olmaması gerçekten üzüntü verici bir durum.

Valisiyle, Belediye Başkanları, milletvekilleri ile Trabzon önemli bir değerini kaybettiğini topluma keşke hissettirebilseydiler.

"Cemal Amca" çağın illeti CORONA’ya yakalanana kadar üretiyordu. Sağlığı da yerindeydi... Maalesef kendisini kaybettik. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Ne hazindir ki eşi de hemen ardından vefat etti. Mekanları cennet olsun.

Evet Trabzon'da gökyüzünden bir yıldız kaydı... Gören oldu mu? Cemal amca hizmetlerin eserlerin dünya durdukça anılacaktır. Ruhun şad olsun... 

 

AH ŞU DEFİNECİLER BİR HAYAL UĞRUNA ÖMÜR TÜKETENLER-2-
ah-su-define.webpGeçen hafta  yaşlı bir defineci amcanın hikayesini anlatmıştım. Görev yıllarında buna benzer çok olaylarla karşılaştım. Ama bu sefer anlatacağım daha masumane ve yararlı bir definecilik hikayesi.
Düzgün kılıklı günlük tıraşlı adap usul bilen tavrı ile devlette çalıştığı her halinden belli bir beyefendi çalışma masamın karşısında biraz da mesafeli bir şekilde saygılı vaziyette  durup, "Müdür bey sizden rica edeceğim konuyu dile getirirken sıkılıyorum ama aile huzurumuzu yeniden  tesis etmek için sizin yardımınıza ihtiyacım var" dedi.
İçimden Allah Allah aile huzuru ve kültür  müdürlüğü  ne alaka  diye geçirirken oturun beyefendi bizle ilgili bir durum varsa tabi ki yardımcı oluruz deyince başladı anlatmaya güzel giyimli yol yordam bilen adam:
"Sorma müdür bey. Benim babam bu yaştan sonra öyle bir iş açtı ki başımıza. Kahvede bilmem nerde birileri ile tanışmış 'amca şu sizin yukarki tarla var ya orada define var' diye aklını çelmişler. Bu mesele bir  yılı aşkın bizim  evde tartışılır durur. Görevim gereği il dışındayım. Bir kamu görevlisi olarak kanun yönetmelik nedir bilirim ama mümkün  değil babamızı  ikna edemiyoruz. Git konuş yetkililerle ne yol izlenecekse yerine getirip bu hazineyi bu tarladan çıkaralım. İşte bu yüzden buradayım. Maalesef yıllık iznimi bu konunun son bulması için harcayacağım. İzinse izin  redse red.Yardımcı olun lütfen."
Tabi  müdürün hemen  ne ret etmem deme hakkı var ne de kabul ettim. Sadece durumun vahametini  anlayınca bir soru  sordum beyefendiye "ret edersek ne olur?" 
Cevap çok düşündürücü idi...

"Babamız da  ya bizi evlatlıktan ret eder  ya da kahrından ölür".

Durum sandığımdan da beterdi.

Artık  hiçbir definecinin aradığını bulamadığını bu uğurda yüklü paralar harcayıp perişan olduklarını anlatmama gerek yoktu.
Dikekçeler alındı  gereken yazışmalar yapıldı... Artık işin ilgili kurumları ile ilgili raporların toplanmasına başlandı.
Aradan iki yıla yakın bir zaman geçti.
Aynı beyefendi bu sefer elinde bir çikolata kutusu ile gayet mutlu ve güler  yüzü  ile  tekrar yanımıza geldi...
Çok rahattı. Eski tedirginliğinden eser yoktu  davranışlarında...
Hayırdır bayım defineyi buldunuz herhalde dememi bekliyordu ki hemen başladı anlatmaya:
"Malum babam ısrar etti. Sizler de yasalar doğrultusunda izin verdiniz. Yine devletin  ilgilileri gözetiminde kiraladığımız bir dozerle yıllardır nadas duran diken çalı çırpı yaban otları ile  kaplı bizim yukarı tarlanın altını üstüne getirdik. Tabi ki bir şey çıkmadı.Ama ne oldu biliyor musunuz? Yıllardır işlenmeyen tarla hazine arama bahanesi ile bir güzel tarıma elverişli hâle getirildi.Yani anlayacağın tarlanın kendisi hazineymiş de haberimiz yokmuş. Sağ olun sayenizde hem babamızı hem de tarlamızı kurtardık..."

Evet defineciler hazineyi hep toprağın altında ararlar da bir türlü düşünmezler ki, asıl hazine toprağın kendisidir...

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.