30.06.2022, 10:02

SANAL ÂLEM

7’den 77’e bağımlısı olduk, sosyal medyanın, sanal âlemin…

Azımsanmayacak kadar kitle var ki, sabah gözünü açıp sigaradan derin nefes alıp kendine gelenler gibi, özellikle whatsapp gruplarında ‘’Günaydın ile’’ başlıyor, ‘’Geçmiş olsun veya Nasılsın’’ ile devam edip ‘’İyi geceler’ ’ile bitiriyor.

Bir keresinde bir gurupta bir arkadaşlarını öldürmüşler, adamcağız yaşar yaşamaz hikâyesine döndü, ölmedim dese de anlatamadı. Gruptakiler çoktan onu gömmüşler.

Bir başka hikâye; ‘’bir arkadaşın annesi öldü, ama kendisi grupta yok telefonu da bu’’ diye paylaşılmasına rağmen,’’ başın sağ olsun’’ mesajlarının mantığı çözülür gibi değil. ‘’Sen ne yazarsan yaz, ben bildiğimi okurum ve yazar geçerim’’ aklı sanırım…

Dakika dakika paylaşım yapandan ilan verenine kadar çok tercihler var. Annesi ve babasının çok hasta haliyle fotoğraf çekip paylaşanların ne yapmak istediklerini de anlayamadım.

Sosyal medya iki ucu keskin bıçak gibi aslında, iyi kullanabilirsen bilgi edinebilirsin ya da bir komedi dizisinde canlandırıldığı gibi telefonu elinden alınınca krize giren gencin durumunda da olabilirsin.

7’den yetmişe dedim ama o yedi, yaş değil ay, zira yemek yedirilmek için daha bebekken sanal âleme alıştırılanları görünce, faydadan çok zararı oluyor hissine kapılmıyor değilim…

Tepki anlamında da âlemin farklı takipçileri var. Hemen hemen her şeyi beğenen ve yorum yazanlar ile (nasıl oluyorsa), sıfırcı hocalar gibi hiçbir şey beğenmeyip hiç yorum yapmayıp hep hafiye gibi izlemede kalanlar (o da nasıl oluyorsa) ve tabii ki içinden geldiği gibi tepki verenler (olması gereken)…

Yazdıklarıma uyan varsa alınmasın, aslında bunlara takılmamak lazım, bunlar ufak şeyler…

‘’Huzurlu olmak istiyorsanız, ufak şeyleri dert etmeyin, zaten her şey ufaktır’’ demiş, Yazar Doktor Richard Carlson.

Bizim de çok kullandığımız ‘’ mutlu olmak istiyorsan başkasından bir şey bekleme’’ sözüne çok benziyor. Aslında, zaman içinde sosyalleşen insanoğlu birbirinden insani olarak çok şey beklemesi gerekirken adeta bencillikleri ve ihtirasları yüzünden birbirini yok etme yarışı içerisine girdiler.

Karşısındakini anlamaya çalışanlar da adeta kelaynak kuşları gibi nesli tükenmeye yüz tutmuşlar. Sevgi ve barış dilini kullanan nazik, ılımlı ve sevecen insanların başarılı olamayacağı algısından hareketle başarıyı kavga, kabalık, ukalalık ve saldırganlıkta arayanların sürekli çoğaldığı dönemin içindeyiz.

İlişkiler, çıkar üzerine kurulunca sabun köpüğü gibi de yok oluyorlar, arkadaşlık kavramı değer kaybediyor. Gerçekte, insanlık yavaş yavaş kayboluyor. Kısa bir süre sonra insanlığın tarifi bile belki anımsanmayacak veya başka tarifi olacak.

Eski Türklerde Askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra bu sırt dayanan taşın ismi "arka-taş" iken arkadaş şeklinde yerleşmiş, bugün de iletişim içinde olunan ve samimiyetine güvenilen kişilere verilen isimdir. Ancak; önüne sıfat eklenince anlamındaki değer azalıyor gibi geliyor bana. Yoldaş, siyaseten aynı yolda yürüyen yol arkadaşı; sosyal medya arkadaşı, sanal arkadaş; takım arkadaşı, kurs arkadaşı vb. gibi sanki öndeki sıfatla tarife uymayan bir anlam kaybı oluyor.

Ben Melike Demirağ tarafından seslendirilen ve kalplere yerleşen arkadaş kavramını seviyorum.

‘’Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş, bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş, bu en güzel, bu en sıcak duygudur Arkadaş’’

2 Temmuz 1993 tarihinde nefret söylemleri arasında katledilen 33 yazar ve ozan ile iki otel çalışanını rahmet ile anıyorum. Allah kimseye böyle nefret vermesin, kimseyi mantıklı düşünmekten alıkoymasın ve basiretsiz, niteliksiz, yetkisini kullanmaktan aciz Yöneticilere yol vermesin…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Yorumlar (1)
İbrahim Taşar 1 ay önce
Kalem tutan ellin
düşünen aklın
Gören gözün
Kalbindeki merhamet
Dilindeki sevgi
DERT GÖRMESİN
Yine süper bir değerlendirme
dert görmesin