24.06.2022, 09:48

Şans mı Plan mı?

Geçen hafta NBA’in en büyük iki takımı olan Boston Celtics ve Los Angeles Lakers’ın arasındaki temel farklılıkların en belirgini olan draft edilen oyuncuyu geliştirmek ve yıldız oyuncu takasıyla başarıya ulaşmaktan bahsetmiştim. Bu haftaki yazımda ise sizlerin bu farkın daha da belirgin olduğu zamanlara götüreceğim. 1998 yılına geldiğimizde yaklaşık olarak 10 senedir şampiyonluk kazanamayan ve daha sonra 90’lı yılların başında büyük efsane Michael Jordan’ın en büyük bireysel rakibi olarak görülen ancak Celtics onu draft ettikten yaklaşık birkaç ay sonra talihsiz bir şekilde hayatını kaybeden Len Bias’ın eksikliği ve Larry Bird’ün emekliliği sonrası bu büyük camia yeni bie umut ışığı olacak isim arıyordu ve bu kişi Kansas Üniversitesi’nden çıkan Paul Pierce nam-ı diğer “The Truth” du. Pierce’ı draft ettikten sonraki 9 sezonda sadece 2002 yılında Paul Pierce’ın playofflar’daki efsane performansıyla konferans finali oynayabilen Celtics için farklı ve büyük bir hamle kaçınılmaz olarak gözüküyordu. Pierce’ın bütün gelişimine rağmen yeteri kadar takım içi yardımı bulamaması sonucu Celtics haklı olarak artık yıldız oyuncuları almak zorundaydı ve o zamanlar Timberwolves’ta harikalar yaratan Kevin Garnett ve süperstar oyun kurucu Rajon Rondo’yu kadrosuna kattı. Tüm bunların üstüne Ray Allen gibi olağanüstü bir şutör de eklenince bir önceki sezonu 30 galibiyetin altında bitiren Boston, geçirdiği bu değişim sayesinde 2008 yılında şampiyonluğu kazandı ve ilerleyen 5 yıl boyunca da finallerde ve konferans finallerinde boy gösterdi. Her ne kadar o takımın toplamda sadece 1 şampiyonlukla kalması biraz hayal kırıklığı olarak hatırlansa da Celtics camiası beklediği noktaya ulaşmış oldu. 2013 yılına gelindiğinde ise yine bir dönüm noktası yaşayan Boston, artık yaşlanmalarından ötürü Paul Pierce ve Kevin Garnett gibi süperstarları gelecek yıllardaki birinci tur draft hakları karşılığında Brooklyn Nets’e takasladı.

Bu takas hâlâ günümüzde bile tartışılmakta ve 2010’lu yıllar sonrası NBA tarihini değiştiren takas olarak belirtilmektedir. Nets bu takas sonucu beklediği başarıyı yakalayamayıp en fazla konferans yarı finali oynarken Celtics ise aldığı draft hakları karşılığında 2016 yılında Jaylen Brown, 2017 yılında Jayson Tatum’ı draft ederek tam bu günlerde 2022 yılında final oynayan ve ondan önceki 5 sezonda 3 kere konferans finali oynayan takımın temellerini atmış oldu. Hatta ilerleyen yıllarda takasla Utah Jazz’ın yıldızı Gordon Hayward’ı kadrosuna katan Celtics’in ondan beklenileni alamayıp yollarını ayırması sonucu başkan Danny Aigne şu ifadeleri kullanmıştı: “ Yıldız oyuncu alınca bu tarz riskler de ortaya çıkıyor dolayısıyla bizim senelerdir draft ettiğimiz oyuncular çekirdeği üzerinden takımı neden geliştirmeye çalıştığımızı anlamışsınızdır.” Bu sözlerin haklılığı doğruluğunu korumakla birlikte olup örnek alınması gereken önemli dersler içerdiği de aşikar. LA Lakers ise hepimizin bildiği gibi 1996 yılında Charlotte Hornets’tan aldığı draft hakları ile ikon Kobe Bryant’ı kadrosuna kattı. Bir sonraki sezon da takımı efsane Shaquille O’Neal’ın da eklenmesiyle birlikte 2000’li yılların ilk yıllarına damga vuran Lakers takımını oluşturdu. Daha sonra 2004’te Shaq’ın takımdan ayrılması sonucu bocalama dönemine giren ancak Kobe Bryant gibi bir anomaliye sahip olmanın verdiği avantajla Lakers 2009 ve 2010 yılında 2 şampiyonluk daha kazandı.

Daha sonra büyük bir boşluk dönemine giren Lakers 2017-2018 sezonunda sadece 35 galibiyet alabilmişti. Böylesine umutsuz gözüken bir takım bir sonraki yaz megastar LeBron James’i ve bie sonraki sezon da Anthony Davis’i, önceki yıllarda draft edip de bir türlü geliştirmediği oyuncuları takaslayarak kadrosuna kattı ve 2020 yılında şampiyonluk yüzüğüne ulaştı. Özellikle de bu derece kötü giden bir takımın bir anda böylesine muhteşem iki oyuncuyu kadrosuna katabilmesinin iki sebebi vardı: Los Angeles’ta olmanın büyük avantajı ve bu avantajın getirileri sonucu oluşturdukları büyük tarihleri. Elbette burada yazımın sonuna gelmişken şunu da okuyucularımıza özellikle belirtmek istiyorum. Los Angeles Lakers’ın başarısı ve büyüklüğünü asla sadece konum avantajına bağlamıyorum, sonuçta Magic Johnson, Kobe ve James Worthy gibi isimleri draft edip yıldızlaştırdılar. Ancak takım çok kötü giderken bile bu prestijin avantajını kullanıp kısa sürede ve istikrarlı olarak başarıyı tekrar yakalayabiliyor olmasını irdeliyorum. Saha dışı faktörlerde Celtics’in hiçbir zaman bu tarz avantajları olmadı ve belki de o yüzden son 36 sezonda yalnızca 1 şampiyonluk kazanabildiler. Bunu belirtmemin tek amacı ise, basketbol severlerin Celtics’i “ Taş Devri’nde kazandığı şampiyonluklarla övünüyorlar” demeden önce tüm bu faktörleri göz önüne almasını da en içten bir şekilde tavsiye ederim. Başarıya giden yol herkes için aynı olmayabilir ve bu yol hem övülebilir hem de eleştirilebilir. Önemli olan bundan doğru dersleri çıkarıp yorumlayabilmek.

Yorumlar (0)