ŞARKILAR SENİ SÖYLER

Geçen hafta size: 
"Şarkılar seni söyler
Dillerde nağme adın
Aşk gibi, sevda gibi
Huysuz ve tatlı kadın" şarkısını söyledikten sonra "Huysuz olan bir kadın nasıl tatlı olur?" derdi annem, diye bahsetmiştim. "Bu şarkının da hikayesini yazıp anneme anlatmak istiyorum!" diye de bir ifade kullanmıştım.
İşte bu şarkının hikayesini yazıp anneme gidip anlattım. Dinlediğine eminim; ancak düşüncesi değişti mi inanın bilemiyorum. Çok sevdiğim bir nihavend bestedir huysuz ve tatlı kadın şarkısı. Bildiğiniz üzere sözleri de kısacıktır. Şimdi size bu şarkının nasıl doğduğunu anlatayım.
İstanbul her zamanki gibi günü yaşamış, akşama doğru geçiş yapmıştı. Havanın kararmasını bekleyen sis sessizce sahili kapatmış, boğaz görünmez hale gelmişti. Karşıdan gelen vapur saniyelerle iskeleye yanaşma şansını bulduktan sonra artık vapurla karşıya geçiş durmuştu.
Fötr şapkası, uzun beyaz pardesüsüyle caddenin karşısında bulunan adam belli ki sahile yanaşan vapurda birini bekliyordu. Çünkü dikkatini vapurdan çıkanlara vermiş, sadece çıkış yolunu gözlüyordu. Hareketleri ve sigarayı hızlıca yere atmasından beklediği yolcunun geldiği anlaşılıyordu.
Sisin arasından sarı saçları, kırmızı dudakları ve mavi bir pardesüyle sisleri yararcasına çıkan çok alımlı bir kadın, yolun karşısına doğru geçerken adam el kaldırarak 'Burdayım!' dercesine onu yönlendiriyordu. Artık yolun karşısında buluşmuşlardı.
Belli ki her akşam orada buluşuyorlardı; çünkü hareketlerinden öyle anlaşılıyordu. Bir arka sokağa girerek siste kayboldular. Artık gidecekleri yere gelmişlerdi. Burası bir gazinoydu; içeriden keman sesi geliyordu. Kadın, adamdan ayrılarak hazırlanmak için odasına giderken adam da kendine ayrılan masaya doğru yürüdü. Onu gören garson, hemen ona eşlik ederek masasına kadar refakatçılık yaptı.
"Bir emriniz var mı efendim?"
"Her zamanki gibi Hikmet!"
"Tamam efendim!" diyerek garson oradan ayrıldı.
O akşam sahne alan kadın arkadaşı yine çok güzel şarkılar söylemişti. Gece bitmiş ve gazinodan ayrılarak sahilde bir yere oturmaya gitmişlerdi. Kadın boşandığı eşinden olan kızını okutmak için İstanbul’a gelmiş ve geçimini sağlamak için de gazinoda sahne alıyordu.
Tesadüfen çocuklarını yazdırdıkları okulda tanışmış ve birbirlerinden hoşlandıkları için haftanın belli günlerinde sahne aldığı gazinoda buluşuyorlar, sahne çıkışı bir yere gidip sohbet ediyorlardı. Kadın, adamın evli olduğunu bildiği için belli bir mesafede durmaya gayret ediyordu.
Adam ise ondan hoşlandığını, küçük yaşta evlendirildiğini ve eşiyle boşanmak üzere olduğunu ona anlatıyor, onunla ciddi bir ilişki yaşamak istediğini göstermek istiyordu. Sohbet ilerledikçe birbirlerini tanıma fırsatı buluyor, birbirlerini daha iyi tanıyorlardı.
Ancak kadın, kocasından ayrıldığında kızını üvey baba ile büyütmeyeceğine yemin etmişti. Adamdan hoşlanmasına rağmen yemini aklına geldiğinde işin ciddiye binmemesi için bazı olumsuz tavırlar sergiliyor ve huysuz bir davranışın içine giriyordu. Adam, her şey iyi giderken kadının huysuzluğuna bir anlam veremiyordu.
Her buluştuklarında birbirlerinden ve geçmiş yaşanmışlıklardan bahsediliyor, tanışmadan önceki geçen zamanı nasıl geçirdiklerini anlatıyorlardı. Adam, kadının geçmişte çok güzel günleri olduğunu, çok iyi bir şan eğitimi aldığını, evlenmeden önce harika bir hayatı olduğunu kadının anlatımlarından anlıyordu.
Zaman geçmiş,okullar tatile girmişti. Tatil için kadın ve adam birbirlerinden buluşacakları güne kadar ayrılmışlardı. Ancak okullar açıldığında kadının kızının okulda olmadığını anladı. Hemen gazinoya gitti; ancak gazinodan da bir hafta önce kadının ayrıldığını ve gittiği yeri bildirmediği cevabını aldı.

Bunlara bir anlam veremiyordu. Gazinoya geldiğinde ona hizmet eden garson Hikmet yanına yaklaştı ve küçük bir kağıt uzattı. Hikmet'in uzattığı kağıdı aldı, birkaç adım attı ve katlı olan kağıdı açtı.
"Ahtım seni sevmekti ya varsın imtihanım özlemek olsun! Beni unut, ben seni unutmaya gayret edeceğim! Hoşçakal!"
Günler, aylar geçmişti; adam yeni yeni kendine geliyordu. Çok sevdiği bir arkadaşıyla bir meyhanede bir araya geldi. Arkadaşı bir yıldır onu görmediği için sohbet etmek istiyor, ancak ağzından laflar zorla çıkıyordu. Arkadaşı kadehi yere koydu ve adamın ellerinden tuttu.
"Şimdi bana ne olduğunu ya anlatırsın ya da kalkar giderim!" deyince:
"Tamam tamam, anlatacağım; ancak aramızda kalacak!"
"Ha işte böyle; anlat bakalım!"
Adam, başından geçenleri hiçbir ayrıntıyı atlamadan yaşadığı bu ilişkiyi arkadaşına anlatır. Adamın arkadaşı söz yazarı Fakih Özlen'dir. Bu anlatımdan etkilenir ve gecenin bitimine yakın, bir kağıdın üstüne bu dörtlüğü yazar ve arkadaşına uzatır.
Şarkılar seni söyler, dillerde nâğme adın 
Aşk gibi, sevda gibi, huysuz ve tatlı kadın 
En güzel günlerini, demek bensiz yaşadın? 
Aşk gibi, sevda gibi, huysuz ve tatlı kadın 
Adam, bu dörtlüğü okuduktan sonra gözleri bir noktaya dalar ve bir iki dakika sonra şaire kağıdı uzatır ve "Bunu benim için değil, kendin için yazdığını söylersin!" der.

(Not: Bazı gerçeklerden yola çıkılarak hayali olarak senaryolaştırılmıştır. Gerçeklik payı okuyucunun hayal gücüne bırakılmıştır.)

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar