Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

SEÇİM AYINA GİRDİK DURUM NASIL?

SEÇİM DEMOKRASİ BAYRAMI, DUYDUK MU?

Bayramın tanımını yapmaya gerek yok. Yaşayan ve düşünebilen herkes bayramı bilir. Seçim de demokrasi bayramı imiş. Son yıllarda sık sık seçim yaptığımıza göre öyleyse her gün bayram mı? Bilmem bu seçimleri görenler ve yaşayanlar bu soruya yanıt versin. Yoksa her gün bayram, kim için olur. Yoo öyle değiliz. O halde bu bayramları yaşayamıyoruz. Evet, seçimler oluyor. Halkımız sandığın başına gidiyor, pusulayı alıp uygun yerde mühürleyip sandığa atıyor. Sandık başında bulunanlara, oy vermek için gelenlere bakın öyle bayram yapmış gibi mi, yüzler gülüyor mutlu oluyor mu? Yoksa iş olsun diye mi, ya da birilerine görünmek için mi?

Bayram, ne bayramı olursa olsun, bayram mutluluğu ve sevinci paylaşma olayıdır. Bir sevgi, bir mutluluk v e güzel bir UMUT. Oysa sevgi de paylaşılmıyor, umut da. Sizin beklentiniz farklı karşınızdakinin farklı. Kimi kez öyle bölünürsünüz ki seçim nedeni ile düşman bile olursunuz. Böyle bayram olur mu? Oysa demokrasinin derin tanımına göre daha mutlu olmak, daha çok dayanışma içinde olmak ve yaşadığı ülkeyi daha çok kalkındırmak için değişik seçeneklerden en uygununu bulmak. İşte seçim bunun seçimi. En iyiyi en güzeli ve en başarılıyı seçmek. Bu amaçla yapılan iş elbette BAYRAM olur... Duyduk mu, duyduk ve duyuralım.

SEÇİME NASIL HAZIRLANIYORUZ?

Güzden beri bir hazırlık var. Kimde bu hazırlık? Seçmende mi, partilerde, seçileceklerde  mi? Halk da seçimi duymuş da  çok azı demokrasi anlamında duymuş. Partilerde büyük bir hazırlık. Kendi içlerinde bağrışıyor boğuşuyorlar. Oysa onlar vekil, asıl olan halk gerçekten hazırlanmalı. Halk partileri zorlamalı. Sorunlar, çözüm yolları aranmalı ve bunu yapabilecek yetenekli kadrolar bulunmalı. Halk da “Ohhhh işte benim temsilcilerim. Onlar benim vekilim onlar sorunlarımı çözer, onlar bu ülkeyi iyi yönetir ve bu halkı mutlu eder” diyebilmeli. Öyle mi oluyor. Bir bakın etrafınıza, partilerinize ve vekillerinize... Onlar ayrı bir kavga veriyor. Yıllardır çıkar sağladıkları, rozetini taşıdıkları partinin rozetini birden atıyor, başka bir rozet takıyor. Seçmenine mi sormuş, nerden bu yetkiyi almış ?Orada istediğini alamayınca başka bir ........ ya. Yoo böyle demokrasi olmaz.

Seçim geliyor. Sokaklarda posterli arabalar, en yüksek sesi açılmış hoparlörler. Etrafta hasta varmış, cenaze varmış kimsenin umurunda değil. Marşlar çalınıyor reklam duyuruları var. Bunlar mı seçime hazırlanıyor ya da seçmeni hazırlıyor. Bizim araba daha çok bağırıyorsa, bizde daha çok reklam aracı dolaşıyorsa halkı daha iyi kandırırız. Ne satıyorsunuz, neyi pazarlıyorsunuz. Ülkeyi daha çok kalkındırmak, halkı daha mutlu etmek, amaç bu olmalı da acaba bu etkinlikler buna mı yönelik. İşte bu hazırlıkla 31 Mart'a gidiyoruz. 30 Mart akşamı “Oh artık tüm seçenekleri gördüm anladım, benim için de yurdum için de hatta tüm insanlık için de en iyisini en güzelini buldum yarın onu seçeceğim” diyebilecek miyiz?

 

ÇOCUKLUĞUMDAN BU YANA GÖRDÜĞÜM SEÇİMLER

Altmış öncesinde çocuktum. Çocuk gözümle gördüklerim, bende kalan görüntüler. O yıllarda iletişim araçları çok az. Bilgi akımı çok zor. Gazete bile gelmez ilçe merkezine. Ya da birkaç gün sonra gelir. Partilerin il, ilçe örgütleri, köylerde parti ocakları. Bir şeyler bilenler anlatır. Köyde birkaç radyo var. Ondan da herkes anlamaz. Ancak yine de köylerde, kasabalarda kentlerde bir hareketlilik vardı. Afişler asılır köyde ayrılan yerlere. Parti bayrakları kimilerinde var. Evde baban deden neyi tercih ediyorsa sen de ona oy verirsin.

Yine de bir umut var, bir beklenti var seçmende. Seçim sonuçları öyle o gün ertesi gün alınmaz. Birkaç gün sonra radyodan duyulur, kimi mutlu olur kimi de somurtur kalır. Yani anlayacağınız seçimi bayram olarak hiç yaşayamadık.

Bir büyük fark var önceki seçimlerle. Evet, adı Propaganda… Kimilerine göre kesinlikle kandırmaca. Büyük küçük yalanlarla aldatmak. Aklı olan yalanı, doğruyu anlar. Ancak eğer aklı kirada ise gördüğünü de görmez, duyduğunu da anlamaz. Onlar nasıl isterse duyar ve anlar. Kendi kendine değerlendirme yapınca, “Vay be bu yalan, buda Yanlış da ben buna nasıl inanıyor gibi yapıyorum”  der ancak çıkarı için aka kara, karaya da ak diyebilir. Böyle olunca buna da demokrasi denmez. İşte bu nedenle tanımda en mükemmel sistem olan demokrasiden beklenen yarar sağlanmaz.

SON SEÇİM DÖNEMLERİNİN EN BÜYÜK FARKI

50-60 yıl önceki seçimlerde teknik olanaklar çok sınırlıydı dedik. Ancak TV’nin, radyonun gazetenin yaygın duruma geldiği dönemde iş biraz daha güzelleşmişti. Gazeteler çok yüksek baskı yapar, çok iyi dağıtılırdı. Radyoda seçim konuşmalarını bir üst kurul belirler adil olmaya çalışılırdı. TV’lerde her partinin özellikle liderleri açık oturumlarda çok uygarca tartışırdı. Buna göre halk da bir kanaat edinirdi. Şimdi öyle mi?

Yo öyle değil. Herkesin bir yandaş yayını var. Devletin olanaklarını kullananlar var. Muhalifin olanakları çok sınırlı hatta birçok yönden kısılmış.  O çığırtkan araçlar da eşit değil. Elinde güç olan her yönü deneyebilir. Oysa yasalar, anayasalar “seçim adil olmalı” diyor. En tarafsız bir gözle bakın adil mi gerçekten. Gazetelerin tirajı çok düşük, TV’lerde ayni adamların oturumu...

İşte bu ahval ve şerait içinde bir seçime gidiyoruz. Ne adayları belirlemekte bize soran var, ne tanıma ve tanıtımda adil bir düzen var… Hemen her şey adaletsiz. Buyurun alın elinize oy pusulasını gidin saklı odaya, alın mührü basın pusulaya. Sonra da “Ohhh işte seçtim. Ülkem daha kalkınmış ve halkım daha mutlu olacak benim ellerimle” diyebilecek misiniz?

Seçimden en iyi ve en güzel sonuçların çıkmasını dileyerek Mart’ın sonunu bekleyelim, Nisan’da çifte bayram yaşamak dileklerimizle...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.