ŞEHİRLER VE HAYALLER...

Dünyada bilinen 208 ülke ve 2.469.501 de şehir varmış.

Doğal olarak bu ülke ve şehirlerin hiçbiri diğerine benzemez.

Sosyolojik açıdan her şehrin mimarisi içinde barındırdığı nüfusun karakteriyle özdeştir.

Coğrafi konum, iklim şartları da şehrin ve yaşayanların karakterini şekillendiren öğelerin başında gelir.

İki buçuk milyona yakın sayıdaki dünya şehirleri tarihin farklı dönemlerine tanıklık ederken en kıymetlileri her zaman en eskileri olmuş.

Fransa’da Paris, İngiltere’de Londra, İtalya’da Roma, Türkiye’de İstanbul gibi. Bu sayıyı biraz arttırmaya kalksak inanın yüz hadi olmadı ilk 200 arasında Trabzon şehrini de görürsünüz.

Bilinen 4000 yıllık tarihe sahip bu şehir, Roma ve Bizans devletleri, milattan önce ve sonra bu bölgede yaşadığı bilinen kavimler, Pontus imparatorluğunun önemli şehirlerinden olmuş.

Ciddi ve planlı olarak ilk şehir imarı MS 117-138 yıllarında birçok dini ve idari bina ile yollar, su kemerleri ve yapay bir liman inşa edilerek Roma imparatoru Hadrian döneminde yapılmış.

1204 yılında bağımsız Komnenos Krallığı’nın kurulmasının ardından bölgedeki gümüş madenlerinin katkılarıyla tarihteki en parlak dönemlerinden birini yaşamış.

1461 de Fatih’in fethiyle başlayan Osmanlı döneminde de çok önemli merkezlerden biri olmuş.  Eyalet ve sancak olarak şehzadeler tarafından yönetilmiş.

Fatih’in fethettiği, Yavuz’un 20 yıl kadar yönettiği ve Sultan Süleyman’ın doğduğu şehirdir TRABZON.

Niyetim burada tarih dersi vermek değil elbette, haddim de değil. Bilgim ise sadece size yazabildiklerimden ibaret sevgili okurlar.

Dilim döndüğünce şunu anlatmaya çalışıyorum.

Bu şehir tarihin her döneminde önemli bir şehir, bir merkez oldu.

Üzerinde çok savaşlar, doğal afetler, yangınlar, felaketler yaşandı ama hiçbir zaman önemsiz ve değersiz olmadı.

Yakın tarih ve zamanlarda gördüğümüz kadar değersizleştirilmedi.

 Bir yönetici geliyor ve bir karar veriyor. Bu karara otomatik olarak bir grup sahip çıkıyor diğer grup karşı. Bu şehre ne katkısı olacak ne kadar zarar verecek hesaplayan yok. Hatta önemseyen yok.

Yol yapıyorum diyorsun şehrin böğrüne hançer saplıyorsun, bir şahısla husumetin var diye önüne üst geçit yapıyorsun şehrin kollarını bağlıyorsun.

İmkânsızı başarıyorsun, Trabzon’un vadilerindeki gecekondu yapılaşmayı temizliyorsun, vadileri yeşile, insanları sağlıklı konutlara kavuşturuyorsun.

Sonra boşalttığın vadileri devlet eliyle betonlaştırıyorsun.

Akyazı’ya stat yapacağım diye denizi dolduruyorsun, yapacağım dediğin gibi olmasa da bir stat yapıyorsun sonra da bulduğun her kurumu bu dolgu alanına taşıyorsun.

Beşirli – Faroz ve Faroz – Ganita arasına proje yapıyorsun. Yeniden ve tekraren dolgu yapıyorsun, bu arada Allah’ın (cc) mucizesi kendiliğinden bir sahil oluşuyor. Yıllardır özlediğimiz, yollara kurban ettiğimiz sahil geri geliyor. Siz bu da nereden çıktı diye hayıflanıyorsunuz.

Faroz – Ganita arası projesine Ganita’yı yıkarak, doldurarak ve betonlaştırarak başlıyorsun.

Biliyorum ki niyetler her zaman iyi, amaç daha güzelini yapmak.

Ama yine biliyorum ki, bu kâinatı yaratandan daha üstün bir mimar, mühendis ya da aklınıza gelebilecek bir sanatkâr yok.

Bazen hiçbir şey yapmadan doğal haliyle korumak, kendi güzellikleriyle bizde değer bulan varlıkları aynı doğal halleriyle sonraki nesillere aktarmak en büyük hizmet olabilir.

Gelin bu tarih kokan şehre karşı daha nahif olalım. Bazen imar ederek, bazen de koruyarak hizmet edelim.

Hiçbirimiz kalıcı olmadığımız gibi, hiçbir yönetici de hayatı boyunca idarecilik yapamıyor. Bütün makamların geçici olduğunu unutmayalım lütfen…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.