Şenol Güneş: Mükemmel Değilim Ama Bir Tarzım Var

Şenol Güneş: Mükemmel Değilim Ama Bir Tarzım Var

A Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş 2002 yılında Türkiye'ye asla unutmayacağı bir yaz yaşattı. Aradan tam 18 yıl geçti ve Ay Yıldızlılara gönül verenler aynı duyguları bir kez daha tatmak için hazırlar.

   Ülkenin yetiştirdiği en büyük futbol değerlerinden biri olan Güneş, Beşiktaş'ta geçirdiği dört sezonun ve yaşadığı iki Süper Lig şampiyonluğunun ardından yeniden A Milli Takım'ın başında. 

İlker Yılmaz: Ben 1995 yılında bir çocuktum ve Şenol Güneş Trabzonspor teknik direktörüydü. Şimdi 35 yaşındayım ve Şenol Güneş üst düzey teknik direktörlüğe devam ediyor. Oysa dünyada her şey çok hızlı değişiyor. Şenol Güneş kendini bu kadar hızlı nasıl değiştiriyor?

Futbolcu olmak hayalim yoktu

  ‘’Bir top var ortada herkes peşinden koşuyor. Bu benden önce de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Arabanın tekerleğinin bulunması gibi. Arabanın tekerleği bulundu, sonra arabanın gövdesi yapıldı, araba yapıldı, modern arabalar yapılıyor. Mühim olan başlangıçtaki buluştur. Yani gidiş yolu belli, ilkeleri belli. Ama tabii şartlar değişiyor. Bu değişime de sizin uymanız gerekiyor. Sizin gençlik yıllarınız benim yaşlılık yıllarım ama bu sadece yaş olarak öyle. Düşünce olarak değişen bir şey yok. Benim futbolcu olacağım diye bir hayalim yoktu ama futbol oynuyordum. Ben futbol oynarken işi gücü olmayanlar futbolcu oluyordu.Benim futbolcu olmak gibi bir düşüncem yoktu. Ben tam tersine efendi, işini seven, iyi oynamaya çalışan biriydim. Bakanlar bunu görüyordu bende. Bugün de aynı şeyi yapıyorum, değişen bir şey yok.’’

Prensiplerimden asla taviz vermem

  ‘’Tabii nesiller değişti. 20 sene futbolculuk, 33 sene de antrenörlük hayatım var. 53 yıllık bir futbol geçmişim var. Oyunculuğa 15 yaşında başladım ben. Lisansım çıktı, sahaya çıktım. Antrenörlüğe de 35 yaşında başladım. O günkü heyecanım neyse bugün de aynı heyecanım var. İş ahlakım, iş anlayışım, belli prensiplerim var. Prensiplerimden asla taviz vermem. Ama doğru olarak kabul ettiğimiz prensipler. Saçma sapan kimsenin doğru kabul etmediği düşünceler değil bunlar. Tabii futbolun kendi gelişimi var. Futbol hızlanıyor, tesisi, eğitimi, organizasyonu çok şey değişti. Oynanan oyunun, zeminlerin ve kullanılan malzemelerin değişimden sonra futbolun değişimi kaçınılmazdı. Ama özünde yetenek başka bir şey. ‘’

Öz değerler vardır

‘’Yetenek o gün de bugün de değişmez. Öz değerler vardır, bunlar olmazsa olmazlar. Bunları koruyarak üzerine yeni şeyler inşa edilebilir. Antrenörlük yapıyoruz, oyuncuyla çalışıyoruz, onlara rehberlik yapıyoruz. Ben mükemmel değilim, böyle bir iddiam yok ama bir tarzım var. O tarzın içinde işimi iyi yapmaya çalışıyorum. Bunu oyuncuma da söylüyorum. İnsanlara yardımcı oluyorum, yol gösteriyorum. Değişimden kaynaklı hayat şartları var. 53 yıl önce elektrikli lambalar yoktu. Kitap okurken isli lambalar kullanıyorduk veya mumla okuyorduk. Bugünkü teknolojik aletlerin o gün hiçbiri yoktu. O zaman onlar hayaldi, hatta öcü gibi bakılıyordu. Tüm bunlara adapte olunabilir. İnsan zihni her şeye adapte olur. Yeter ki siz değişime açık olun. Zaten bu değişim size bir gelişim getiriyor.’’‘’Öğretmenlik yaptım’’

‘’1978’li yıllarda öğretmenlik yaptım. Öğretmenliğin verdiği bir pedagojik katkı var. Bu çok önemli. O çocuklarla ilişkimin benzerini şimdi yaşıyorum. Aile böyle, çocuklar böyle, okul böyle, futbol böyle. Dolayısıyla modern dünyanın getirdiği, ekonominin insanları zorladığı dönemde sizin prensipleriniz ve güçlü karakteriniz bunlarla bütünleşmiş olur. Ama siz yaşamı kendinize göre felsefe haline getirip de karşınızdaki insanları yok sayarsanız veya pozisyonunun değiştiği an güçlü veya güçsüz oluyorsanız bunlar olmaz. 1996’da hayata nasıl bakıyorsam temel ilkelerle aynı bakıyorum. Ama değişimleri yok saymıyorum. Bugünkü teknolojik değişimler, malzeme, eğitim, ilişkiler… Bunların hepsine mecbursunuz zaten.’’

‘Her insan değerlidir’

  Ve bütün bunlara sorgulayarak bakmanız gerekiyor. Çocuklarımıza niye telefon veriyoruz? Veya telefondan çocuklar ne istiyorlar? Keyif alıyorlar. Önemli olan biz onu yönetebiliyor muyuz? Telefonu isteyen bir çocuğa ‘hayır’ dediğimiz zaman istiyor mu? İstiyor. O zaman ona öyle bir seçenek sunmamız lazım ki onu istemez hale getirmemiz gerekiyor. Öğretmenliğin verdiği en önemli şeylerden bir tanesi budur. Ama çocuk gibi olursanız bu olmaz. O zaman siz başka bir hayat yaşıyorsunuz demektir. O yüzden onla beraber olmayı, onu yönetmeyi, paylaşmayı öğrendiğimiz zaman iş kendi yolunda olur. Hatta öğretirken öğreniyorsunuz. Çocuklarımızda olmuyor mu aynı şey? Futbolcular için de aynı şey geçerli. Ben antrenörken öğrenmediklerimi daha sonra gördüm. Ama bundan hiç şikayetçi olmadım; ‘Sizde bunlar var, niye olmuyorsunuz?’ demek yerine işimizi iyi yaparak onların daha iyi olması için nasıl yardım ederiz diye uğraştık. Değişime açık olmak, yeniliğe açık olmak bana göre bu işin gizli silahı. Ama kendi egolarınıza esir düşmezseniz! Çünkü karşınızdaki her insan değerlidir. Ona o değeri vermeniz gerekiyor.‘’Eleştiri olacak’’

Merve Yenidünya: Kulüp takımının teknik direktörü olup yönetim-oyuncu grubu arasındaki köprü olmaya çalışmak mı daha zor, milli takımı çalıştırıp ülkedeki tüm camiaların ve futbol yorumcularının "Neden X-Y-Z oyuncular kadroda değil" eleştirilerine maruz kalmak mı?

‘’Bu işi yapıyoruz, eleştiri olacak tabii. Zaten eleştiri size yol gösteriyor, eksiğinizi gösteriyor. Ben de bundan faydalanırım. Zaten bunu yaptığınız müddetçe başarılı olursunuz. Ancak kulüple arasında bir fark yok. Kulüpte de yine aynı şekilde bir takım var elinizde onunla çalışıyorsunuz. Önemli olan bunun yönetilmesi. Farkı şurada, kulüpte sürekli maç yapılıyor. Bazen haftada 3 maç yapıyorsunuz. Milli takımda bazen 3 ayda bir maç yapıyorsunuz. Önemli olan bu boşlukları nasıl kullandığınız. Ben ikisinde de çalışan biri olarak bir şey fark ettiğini düşünmüyorum. Sadece bu planlamayı iyi yapmanız lazım. ‘Nasılsa benim Mart’ta maçım var’ diye bırakırsanız, geçmiş olsun. O maç geldiği zaman geç kalırsınız. Maçın bitiminde eksikler neydi tespit edip gelecek döneme hazırlık yapmanız gerekir. Şu anda biz hepsini yaptık.’’

‘’Milli oyuncu avantajlıdır’’

  Bir de bu işin oyuncu boyutu var. Oyuncu ile burada her gün antrenmanda beraber olmuyorsunuz. O zaman oyuncuyla telefonla veya yüz yüze görüşmeleriniz oluyor. Oynadığımız maçların analizlerini yapıyoruz. Oynadığı oyunun sadece bir takıma ait olmadığını, milli takımla ülkeyi temsil ettiğini, başarı grafiğinin de ona göre olması gerektiğini söylüyoruz. Zaten bunları yapan oyuncuların geliştiğini görürsünüz. Çünkü biz doğru ilkelerden bahsediyoruz. Keyfimize göre bana göre şöyle yap demiyoruz. İlkeler, prensipler, planlar, projeler, devreye konduğu zaman hepimizin uyması gereken değerlerdir. Bunlar üzerinden gidiyoruz.Milli takımda oynayan oyuncumun bilgileri maç bittiği zaman oyuncuma gider. Gerektiği zaman -ki zaman zaman çok sık görüşme yapıyorum- kulüpteki hocasıyla konuşup bilgi alıyoruz. Oyuncular kulüplerin oyuncusu. Dolayısıyla onlara saygı duyuyoruz, onların gelişmesi için de bizde katkı yapmak istiyoruz. Benim tespitlerim onların beklentileri birleşip oyuncunun gelişimini sağlıyor. O yüzden milli takıma gelen oyuncu her zaman avantajlıdır. Çünkü kendi takımında eksiklerini giderip çalışmalar yapıyor, aynı zamanda milli takıma geldiği zaman da üst seviyede oyuncularla beraber kendi grubunda oluyor. Rakipler de üst seviyede olunca onlarla yarışıyor, eksik olan taraflarını o zaman tespit ediyoruz.’’

İlker Yılmaz: Siz iyi bir futbolcu olup, İstanbul büyüğüne transfer olduktan sonra efsaneleşmiş biri değilsiniz. Hikâyeyi en başından kendiniz yazdınız. Trabzonspor dışında neden kimse böyle bir şey yapamadı?

‘’15 yaşında 30 yaşında insanlarla oynuyordum’’

‘’Genelleme yapmak yerine kendimle ilgili konuşabilirim. Ben sokak arasında büyüdüm. Kumsalı olan, evlerin bahçelerinde meyve ağaçları olan ve arabanın az geçtiği bir dönemde büyüdüm. Şartlar beni orada futbol oynamaya itti, ben onu planlamadım. Denize girmek için kayalardan atlamak kalecilik yapmak gibi bir şey. Başka bir oyun yoktu, oyuncağımız da yoktu, imkansızlıklar vardı. Bugünkü oyuncaklar, telefonlar, tabletler olsa belki olmayacaktı. Tabletler çok önemli, çok katkı yapıyor ama çok şeyi de alıp götürüyor. Biz bu şartlar içerisinde büyürken kendi grubumla önde oynuyordum ama mahalle maçında maçlarında büyüklerin arasında kaleye geçmek zorunda kalıyordum. 15 yaşında lisans çıkardım o zamanlar 30 yaşında insanlarla oynuyordum.Trabzon’da futbol hafta sonları ortak alanda insanları birleştiren bir olguydu. Mahalleler arasında olduğu gibi yakın yörelere -Tirebolu, Arsin vb.- gidip maçlar yapıyorduk. Pikniğe gidiyorsunuz, oranın çocuklarıyla maçlar yapıyorsunuz. Bu ister istemez size bir altyapı oluşturuyor.’’‘’ Profesyonelliğe döndük’’

Daha sonra biz bu işte profesyonelliğe döndük, bu işin bir de para tarafı oldu. O zaman aileler futbola karşıyken para da gelince az da olsa katkı yapıyordu. Dolayısıyla şehir bununla yaşayarak büyüyor. Bizim zamanımızda Trabzon’dan çok büyük oyuncular gelip geçti. İstanbul’a veya Ankara’ya transfer oldular. Ama bizim dönemimizdeki futbolcularla bu daha da fazlalaştı. Dolayısıyla yeni gelen nesil çok büyük eğitimler görmese bile çok güzel örnekler gördü. Daha önce dışarıdan transfer yapan Trabzonspor hem ekonomik güçlük çekti hem de sonuç alamadı. Ondan sonra bu gidişin iyi olmadığını düşündüler ve kendi yöre çocuklarına döndüler. Bu da bizim dönemimize denk geldi. O zaman Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer’in başta olduğu bir dönemdi. Çocuklar da iyiydi ve başarılar, şampiyonluklar geldi.Trabzon futbol geçmişi olan bir şehir. O günkü futbolda da ürettiği oyuncular var. Başarılı olmazsan Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray’la nasıl yarışacaksın? İkinci sezonda onlardan aşağı olmadığımızı gördüm. Sonuçlar da geldi.Trabzon başarıyı gördü, başarıdan sonra birtakım değişimleri gördü, başarısızlığı gördü, ardından tekrar başarıyı gördü, sonra dağıldı, ekonomiye bağlı olarak sarsıntılar geçirdi. Başarıyı yakalayan hoca, yönetici, oyuncular hatalar yapmaya başladı ama o kadar dinamik ki o hiç yalnız kalmıyor. Uzun yıllar şampiyon olmasa bile Trabzonspor hala iddialı olabilecek bir yapıyla yarışmaya devam ediyor. Çünkü o gücü var, o camiası var. Trabzonspor sadece o yöreye ait değil. Büyüdüğü zaman Doğu’da, Akdeniz’de, İç Anadolu’da, Batı’da her insan tarafından sempati ve sevgiyle karşılaşıyor. Ve bir süre sonra Trabzonlu olmayıp Trabzonsporlu olan insanlar oldu. Camia farkında olmadan büyük bir aşama kaydetti. Kötü dönemde bile bu yalnızlığı hissetmedi. Mesela Bursaspor da büyük bir camia, büyük bir şehir. Ama o havayı yakalayamıyor. Eskişehir de öyle. Dışarıdan o desteği göremedi. Şöyle söyleyeyim; bir saksıda çiçek var, bu çiçek büyüdüğü zaman oradan çıkmalı. Ama çıktığı zaman da o desteği görmeli, o büyüme sancısını atlatabilmeli. Trabzonspor bunu yaptı. Bursa ve Eskişehir bunu yapamadı. Süreklilik için buna ihtiyaç var. Hatta kendi içinde yanlışları olsa bile sürdürülebilir olması gerekiyor.’’

ÖZEL RÖPORTAJ | Merve Yenidünya & İlker Yılmaz​

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.