Sera Gölü duvarı ve Ayasofya

  AKP’nin tayin, atama ve kadrolaşmada  esamesi okunmayan liberal kanadının partiye sadık gazetecilerinden Ali Savaş, dün Sera Gölü çevresinde yapılan beton duvarı gören Süleyman Soylu’nun, duvarı yıktırdığını ve yeniden yaptırdığını belirterek, ‘Ayasofya’daki restorasyon çalışmasının Sera Gölü duvar inşaatından farkı yok. İlla Süleyman Soylu mu buna el atsın. 05d0629b-ed35-43d7-98e9-6734770c348b.jpgBu nasıl iş desin. Böyle mantık olur mu diye isyan mı etsin. Durdurun bu inşaatı mı desin’ dedi.  
Sera gölüne yapılan duvar ile Ayasofya’da yapılanlar arasında fark yokmuş! Ali Savaş da, eski yoldaşı Nuri Aydın’ın dediği gibi tam düzene uymuş!
Ayasofya; 800 yıllık tarihi bir miras… Ayasofya ile heyelan sonucu meydana gelen bir gölün kenarına yapılan beton duvar nasıl bir tutulur.
Ayasofya’da yapılan restorasyonu, yanlışı parti teşkilatı, milletvekilleri, bakanlar vs.nin durdurma şansları yok. Ayasofya ile ilgili her konuda nihai kararı ancak Cumhurbaşkanı verir.
 

‘Arkeolojik sahadır'

  3cb38a1a-f0ca-4fa5-88bf-e96841c1559d.jpgDoğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı Coşkun Erüz, Ayasofya Müze ve Camisinin bulunduğu bölgenin arkeolojik bir alan olduğunu söyledi. Coşkun Erüz, ‘Ayasofya bahçesi ile birlikte kendine has bir peyzajı ve bahçe düzenlemesi olan cezbedici bir yapıya sahipti. Ayasofya Trabzon'un 800 yıllık çok önemli bir tarihi eseridir. Ayasofya'yı bugüne kadar milyonlarca insan ziyaret etti ve o dar yürüyüş yollarından yürüdü. İnsanların gezintisini daha rahat yapması için iyi niyetle yapılmış olsa dahi düz yollardan oluşan ve taş döşenmiş bir şekilden oluşan geniş yaya yollardan oluşan bir yapı ortaya çıktı. Binanın bitişiğine kadar beton ve taş yetiştirilmiş. Bahçesinde bulunan yine eski bir şapelin yapısı beton yapının içinde kalmış. Ayasofya arkeolojik bir sahadır. Bu alanlarda arkeolojik kazı yapmamız gerekirken yapmadık. Şimdi yollar yapıyoruz. Ayasofya dünyanın gözünün üstünde olduğu bir yapıdır. Sıradan bir yapı değildir’ dedi.
Ayasofya müze olarak kalsın

be396049-712e-4fca-a670-0e52cc995d97-001.jpg  Turizm İşletmecileri ve Seyahat Acentaları Derneği Başkanı Murat Çavga, ‘Ayasofya’nın eski doğul yapısına dönüştürülmesini istiyoruz’ dedi.  Trabzon’da turizmin sürdürülebilirliğini istediklerini belirten Murat Çavga, ‘Turizmi çok önemsiyoruz. Çünkü şu anda şehrimizde 600'ün üzerinde konaklama tesisi, 170 seyahat acentası, 2 binin üzerinde yeme içme tesisi var. Biz şehrimizde turizmi önemli gelir kalemleri arasında soktuk.  Turizmin sürdürülebilmesi için elimizdeki doğal ve tarihi değerleri korumalıyız. Bugün Ayasofya'da yaşadığımız sıkıntı bu. Ayasofya'nın eski doğal yapısına dönmesini istiyoruz. Çünkü Ayasofya hem şehir merkezine yakınlığı açısından hem tarihi açısından hem de Karadeniz'in doğal yapısını yansıtması açısından bizim için çok önemli bir destinasyondur’ diye konuştu.
Trabzon’da yaşayanların büyük bir ekseriyeti, Ayasofya’nın tekrar müze haline getirilmesini istemesine rağmen, özellikle Sivil Toplum Örgütleri iktidardan çekindikleri için, bu taleplerini dolaylı yoldan dile getiriyorlar ve Çavga’nın da söylediği gibi ‘Ayasofya eski doğal haline dönsün’
diyorlar. Ayasofya’nın eski doğal hali, kilise sonra bir dönem cami olarak kullanıldı, sonra da müze haline getirildi.

 Kredi Yurtlar’ın binası çürüyor!
   c8cc48e0-079b-40af-9eab-ff481ffcdcef.jpg Kredi Yurtlar Kurumunun, Trabzon Ortahisar ilçesi Yeşiltepe Mahallesinde Tanjant yolu üzerindeki Bölge Müdürlüğü binası uzun bir süredir boş duruyor. Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, Ortahisar ilçesinin en güzel mekanlarından biri olan Yeşiltepe’de satın aldığı 5 katlı apartmanı uzun süre il ve bölge müdürlüğü olarak kullanmıştı. Bin metrekarenin üzerinde kullanma alanı olan binanın nasıl değerlendirileceği bilinmiyor.  
 

Ülkemle gurur duyuyorum!
   Sosyal medyada birkaç gündür, Trabzon Numune Hastanesi’nde yıllar önce kurulan sağlık işleri ve tedavi hizmetleri derneğinin, para makbuzu paylaşılıyor ve bu paylaşımın altına da ‘Parası olmadığı için hastanelerde hastaların rehin alındığı Türkiye’den bir vatandaşı için özel ambulans uçak gönderen Türkiye’ye! – Ülkemle gurur duyuyorum. Yazılıyor.
s-021.jpgNumune Hastanesi’nin o tarihlerde başhekimi Dr. Muhammet Selimoğlu idi. Gerçi, başhekim Selimoğlu değil de bir başka doktor da olabilirdi. Sağlık Bakanı da MHP’den Dr. Osman Durmuş… Başhekim, hastanenin onarım ve diğer giderlerini karşılamak için dernek kurmuştu. Derneğe gelir getirmek için otopark ve ziyaret saatleri dışında hasta ziyareti yapanlardan bir miktar para alınırdı. Bugün de hasta ziyaret saatleri dışında hastaneye torpillilerin dışında giriş olmuyor, diğer yandan ise otomatik olarak her randevu alandan 5 TL kesiliyor.
Ülke ile gurur duymanın; 20 yıl önce hasta ziyareti için kesilen bir makbuzla veya bugün özel ambulans uçakla torpilli bir hastanın tedavi için Türkiye’ye getirilmesi ile ne ilgisi var!  Bu ülkenin ekmeğini yiyen suyunu içen, bu ülkede yaşayan herkes ülkesinin dünüyle de bugünüyle de gurur duymalı.
                                           *************************
    Bütün üst düzey manyaklar Karadeniz'den olunca mecburen bütün servisleri ben karşılamak durumunda kalıyorum. İsmail Türüt'ü ilk kez 1978 yılının yazında Rize'nin yüksek bir yaylasından Leyland marka ot yüklü bir kamyonun şoför mahallinde dinlemiştim. Karadeniz'in doğal bir ozanıydı. Ama çoğu Karadeniz ozanında olduğu gibi formel bir eğitim almamış, notasız, disiplinsiz langur lungur türkülerinin hem Karadeniz'de hem de Türkiye'de beğeneni oldu. İsmail Türüt'ün sorunu dipsiz Çepni cehaletidir. Türkiye'yi ve dünyayı görmekle hemen anladığını, hele de İstanbul'da bir süre kalınca dünyanın bütün sırlarını çözdüğüne dair sersemce bir yanılgı. O cahil cesaretiyle sarıp sarmalanmış o özgüven ulusal çapta bir kez kınından çıkarıldı mı, daha doğrusu sistem ona bir kez müsaade etti mi bir daha yerine konulamaz. İktidarlar kültürel alandaki bu tip figürleri ciddi bir soykırımdan geçirmedikçe (sanat dışında zırlamamak babında) bu kıro korosunu ölene kadar çekmek durumundasınız. Türkiye böyle bir ülke maalesef, televizyonda iki şarkı söyleyip, iki de konser verip küçük zekâsının her halta erdiğini zanneden hödükler ülkesi. Türk siyaseti ve kültürel hayatı cesareti ve özgüveni bilgisini, görgüsünü, uzmanlığını fersah fersah aşmış bu türden kırolarla doludur.
(Metin Kondel)

Önceki ve Sonraki Yazılar