ŞİİR EKSPRESİ

İstasyon & Birgül OĞUZ

Birgül Oğuz, Edebiyat Bölümü Karşılaştırmalı ve Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı mezunu. İlk kitabı ''Fasulyenin Bildiği''; Yaşar Nabi Nayır öykü ödülünün sahibi.
Varlık, Notos Öykü gibi dergilerde öyküleri yayımlanan Oğuz'un ikinci kitabı ''Hah'' ise 2014 Avrupa Birliği Edebiyat ödülüne layık görülmüş olmasının yanı sıra sekiz dile çevrilmiş bir eserdir.
Oğuz, “İstasyon” kitabında ise klâsik öykü kurallarına uygun, metne hâkim, nerede başlayıp nerede biteceği belirlenmiş duru bir anlatıma yer vermiştir. ''Ev'' Edebiyatta farklı dönemlerde farklı temsiller için hep kullanılan bir simgedir. Oğuz'un tercih ettiği ev ise bir 'İstasyon Ev'' olarak; insanların geçici bir süre için konaklamaktan ziyade sığındıkları bir mekân olarak karşımıza çıkar. Hem baş kişi hem de anlatıcı olan Deniz ise bu evde dostluk, aile, yalnızlık üzerine fikirlerini sorgular. ''İrtibatı kim sağlıyor, giderleri kim ödüyor, bu şekilde tasarlanmış kaç ev var?'' gibi ayrıntıları Deniz bilmek istemeyince de okuyucunun merakı canlı tutuluyor bu sayede. Gerisi Deniz'in yöre insanlarıyla kurduğu diyaloglardan öğrendiklerimizle sınırlı. Başlarda belini doğrultup bir iş buluncaya kadar kalmayı düşündüğünden burayı yuva gibi görmüyor kendi anlatımıyla, 'duvarların konuşmadığı, anıların olmadığı bu evde her şey yabancı, hiçbir şey aşina değil'' Ama zamanla kendine bir düzen kuruyor, alışmaya başlayan her insan gibi. Hatta başta yabancıladığı Nihal'in parlak nesneleri, kırlentleri, diz battaniyeleri, ponponlu terlikleri, kedi biçimli sabuncukları bile gözüne batmamaya başlıyor.
Deniz'in eşyalara alışma süreç ev-eşya-insan bağının da bir örneği. Deniz'in bankaya uğradığı kısımda 'para' üzerinden de buna değinmiş yazar. Yani mekân ve eşyanın asgari şartlarda bile insan için önemini.
Bir akşam Denizin hava muhalefetine rağmen '' sarhoş'' olmak için dışarıyı seçmesi evin düzenine yönelik korumacı bir tutum gibi görünmekte. ''Bazen bir şeyin dışarıda dinmesi gerekir. Bazen bir şey dışarıda diner...''Bu dışarıda dinme meselesini de annesine bağlayabiliriz gibi...ne dersiniz
 Deniz'in yalnızlığını ancak yalnızlığıyla barışıklığını da okuyoruz. Çünkü on bir yaşından beri hep yalnız bırakılmış o. Davranışlarının kaynağına inebilirse daha iyi bir insan olabileceğini düşünen bir Deniz'le vedalaşıyoruz.
Birgül Oğuz 'un kitabında ayrıntılar önemli. Yalnızlığını paylaştığı en güzel dost, arkadaşa ithafen anlamlı bulduğum kapak fotoğrafı da Andrew Wyeth'e ait.  Doğa, insan, tavır, duygu tasvirleri de detaylı, hatta noktalı virgüllerle ayrılmış uzun uzun betimleme cümleleri mevcut. Yazarın bu uzun hikâyede konuyu ele alışındaki incelikli ifade tarzını okumaktan keyif alacağınızı umarım.

                                           Dilber KURT
                                                                                    Satır Arası Kitap Kulübü


"TRABZON PRENSESİ"

Dünyaca ünlü Bestekar Jacques Offenbach tarafından bestelenen oyun ilk kez 1871 yılında görselde gördüğünüz Bouffes-Parisiens tiyatrosunda sahnelenmiş. Sonrasında 1888 yılında büyük bir salon olan Théâtre des Variétés'de...

"La princesse de Trébizonde" (Trabzon Prensesi) operası kısa bir süre sonra Londra, Brüksel, New York ve Berlin gibi uluslararası sanat merkezlerinde ayrıca sahnelenmiştir.

Opera yakın zamanda ise 2015'te Baden-Baden'de, 2016'da Limoges'de (Fransa) sahnelenmiş.

Opera, gezici bir kumpanyanın içerisinde geçen üç kişinin aşk hikayelerini anlatıyor.

                                                                                                           Erdal Eksert

         ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

Çanakkale Boğazı Dünya incilerinden biri,
Geçmeye çalışmış düşman gemilerle askeri,
Değişik ülkelerden gelmiş neferlerin her biri,
Hedefini bulmuş Türk'ün paslanmaz hançeri.

Zırhlı gemilerle donanmış düşman askerleri,
Siperler kazmış yurdumu koruyan neferleri,
Onlar demir kaşıkla yerken konserveleri,
Ağaç kaşıkla çorbada aramışız mercimekleri.

Bir sabah komutayı devralmış Kemal Paşa,
Herkes gelip asker olmuş, takılmamış yaşa,
Türk Milleti topyekûn katılmış bu savaşa,
Seyit Onbaşı son gülleyi ateşledin, çok yaşa.

Gece döşer mayınları Nusret Mayın Gemisi,
O yıl mezun veremez Darülfünun Tıp Fakültesi,
Allah Allah sesleriyle inler boğazın her bölgesi,
Denizin dibinden gelir düşman askerlerinin sesi.

Tarih yazar Mustafa Kemal Paşa'nın askerleri,
Çanakkale geçilmez der düşmanların liderler,
Kanıyla korumuştur milletimiz bu güzel yerleri,
Unutulmaz 18 Mart'ın Çanakkale'deki şehitleri.

                                Mustafa Gümüştaş
                                         KOCAELİ


Eksik Dişler Tarihi & Tolgay HİÇYILMAZ

Ne yaşanmıştı da kendi ümüğünü sıkmak, urgana geçirmek istemiş, intiharına övgüler düzmüştü. Tüm ömrünü bir güne sığdıracak kadar sabırsız ve tükenmiş halde bir banka oturmuş, düş kurmuyor fakat güpegündüz adeta astral seyahat ediyordu. Gittiği bir şehir de yoktu, düşlerinin ardına bir ip bağlıydı onun. Olsa olsa teslim olmakla teslim etmek arasında bir sınır ihlaliydi.

Bedeni gülümsemeyen bir yontuydu artık. Şüphe yoktu, teşhisini koymuş, yıllar yılı savurup ötelediği şeyler, bir yay gibi gerilip birdenbire geri dönmüş onun üzerine yığılmışlardı. Artık zamanın ve mekânın kıymeti kalmamıştı. Onu karların altından çıkarmaya çığlığının yetmeyeceğini biliyordu. Evet dudaklarını susturmuş, ellerini kürek bellemişti. Belki de bu yüzden, bir an sızıntısıyla yüzleşmek istemiş, onu askerlik şubesinin önüne götürecek otobüse binivermişti.

                                                                                            (Tanıtım Bülteninden)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.