ŞİİR EKSPRESİ

 

ŞİİR EKSPRESİ   & MEHMET KUVVET

YIL :15 / SAYI: 746

 

     ------------------------------------------

 

 

TÜRK EDEBİYATINDA İZ BIRAKMIŞ ŞİİRLERİN HİKAYELERİ

 

Şüphesiz ki aşk bu zamana kadar şairlerin en büyük ilham kaynağı olmuştur. Bizler şiirleri bazen hiçbir anlam aramadan okuyup geçer bazen ise dizelerin üzerinde takılı kalır, bu şiir kimin için yazılmış diye düşünürüz. Oysa okuyup geçtiğimiz o şiirlerin ardında nice aşklar, acılar, ayrılıklar gizlidir. Biz de okuduğunuz zaman hüzünleneceğiniz, bu şiir kime, sorusuna cevap bulacağınız Türk edebiyatında iz bırakmış olan şiirlerin hikayeleri yazısını, sizler için derledik. Belirmekte fayda var listemizdeki şiirlerin herhangi biri, net bir kaynağa dayanmamakla birlikte çoğu hikâye söylenti kaynaklıdır!

 

 

 

  1. Mona Roza & Sezai Karakoç

 

 

Mona Roza tek gül anlamına gelmektedir, şiiri okurken kıtaların ilk harflerini birleştirdiğimizde şiirin sahibini yani Muazzez Akkayam ismini görebiliriz. Hikayesi ise şöyledir: Sezai Karakoç mülkiyede okurken, okul arkadaşına âşık olur fakat bir türlü cesaret edip, açılamaz. Karakoç aşkını dillendirmeye cesaret edemediği için ona bir şiir yazar. Muazzez Akkaya’nın bu aşktan ve ona yazılan şiirlerden hiç haberi olmamış. Ara sıra cebinde, kime ait olduğunu bilmediği şiirler bulduğunu, yıllar sonra bu şiirin ona yazıldığını öğrendiğini, Akkaya’nın kızı bir röportajda belirtmiştir.

 

 

  1. Ceviz Ağacı & Nazım Hikmet

 

 

Her ne kadar romantik bir hikâye olsa da Ceviz Ağacı şiirinin hikayesi, tam bir şehir efsanesidir, öncelikle bunu hatırlamakta fayda var. Memleket şairimiz Nazım Hikmet bir gün sevgilisi Piraye ile Gülhane Parkı’nda buluşmak için sözleşir. Buluşma günü geldiğinde Nazım Hikmet parka gider fakat park polisler ile doludur. Hikmet saklanmak için orada bulduğu bir ceviz ağacının tepesine tırmanır. Şair ağaçta saklanırken Piraye gelir ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, Nazım Hikmet ise polislere yakalanma korkusundan aşağı inemez. Yanından hiç ayırmadığı kâğıt ve kalemini çıkarır ve bildiğimiz o dizeleri yazmaya başlar: Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda ne sen bunun farkındasın ne polis farkında.

 

  1. Lavinia & Özdemir Asaf

 

Karşılıksız bir aşk hikayesini anlattığı iddia edilen şiirin, hikayesi şöyle: Özdemir Asaf, okul yıllarında bir kıza âşık olur fakat ne yazık ki bu aşk karşılıksız bir aşktır. Özdemir Asaf aşık olduğu kıza bir şiir yazar, şiirin sahibi Mevhibe Meziyet Beyat’tır. Asaf şiiri yazdıktan sonra çok beğenir ve bir yarışmaya gönderir. Yazdığı şiir yarışmada birinci gelir Asaf’tan şiirini kürsüde okuması istenir. Dinleyiciler arasında Mevhibe Beyat’ta bulunmaktadır ve şiir okunurken Mevhibe Beyat salonu terk eder. Özdemir Asaf bu yaşananlara çok üzülür ve bu karşılıksız aşkın ardında şu dizeler kalır: Sana gitme demeyeceğim, ama gitme Lavinia.

 

 

  1. Sessiz Gemi & Yahya Kemal

 

Çoğumuz bu şiirin bir ölüm ardından yazıldığını düşünürüz ancak öyle değildir. Bu şiir kavuşulması mümkün olmayan bir aşk hikayesini anlatmaktadır. Hikâye ise şöyledir; Yahya Kemal, Nazım Hikmet’e ders verdiği sırada Nazım’ın annesi olan Celile Hanım ile aralarında bir aşk başlar. Nazım Hikmet ise bu aşka karşı çıkar ve Yahya Kemal’in paltosunun cebine “hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremeyeceksiniz” yazan bir not bırakır. Yahya Kemal bu not üzerine sevdiği kadından ayrılır ve geriye kavuşamayan bir aşk ardında ise şu dizeler kalır: Artık demir almak günü gelmişe zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

 

  1. Üvercinka & Cemal Süreya

 

 

Üvercinka yasak bir aşkın şiiridir, rivayete göreyse hikayesi şöyledir; Cemal Süreya eşi Seniha Hanım hamile olduğu sırada bir genç kızla tanışır ve ona âşık olur. Bu genç kızın adını hiç kimse öğrenememiş ve bu sır edebiyatımızın en gizemli şiirlerinden birinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Cemal Süreya eşi ile âşık olduğu genç kız arasında bir seçim yapmak zorunda kalmış ve Üvercinka ile bir Ağustos gününde ayrılık kararı almıştır. Geriye Ağustos ayında kâğıda dökülen şu dizeler kalır: Acıların adını Ağustos koymalılar…

 

 

  1. Haydi Abbas Vakit Tamam & Cahit Sıtkı Tarancı

 

 

Cahit Sıtkı Tarancı, lisede yatılı okuduğu yıllarda tüm arkadaşları akşam olduğunda sevgilileri ile buluşur döndüklerinde ise bunları konuşurlardı. Ancak Cahit Sıtkı’nın anlatacak hiçbir hikayesi yoktur. Cahit Sıtkı, bir gün yolda yürürken yerde güzel bir kızın fotoğrafını bulur ve kendine fotoğraftaki kadının ağzından mektuplar yazmaya başlar. Mektup ulaşınca herkese mektubu okur artık onun da anlatacak bir hikayesi vardır. Cahit Sıtkı’nın bu hayali mektupları, sürüp giderken kızın kim olduğunu merak etmeye başlar ve bulmaya karar verir. Kız bir albayın kızıdır, evli ve bir çocuk sahibidir aynı zamanda. Cahit Sıtkı hayal kırıklığına uğrar ve kendi kendine kurduğu bu aşk hikayesini hiç unutmaz.

 

  1. Karadut & Bedri Rahmi Eyüboğlu

 

Türk edebiyatında yazılmış olan şiirlerin hikayeleri hepimizi derinden etkiliyor. Sıradaki şiirimiz, Karadut. Karadutum, çatal karam, çingenem. Nar tanem, nur tanem, bir tanem… Bu dizelerin sahibi Güzel Sanatlar Akademisi Heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelen Mari Gerekmezyan’dı. Eyüboğlu o dönemde evliydi fakat Mari’yi görür görmez âşık olmuştu. Mari, Bedri Rahmi’nin büstünü yapmış, Bedri Rahmi şiirler ile bu hediyeye karşılık vermişti. Ancak 1946 yılında Mari tüberküloz olmuştu, iyileşmesi için gereken ilaçlar o dönemde çok pahalıydı. Bedri Rahmi, ilaçları alabilmek için çok çabaladı fakat bu çabalar Mari’yi kurtarmaya yeterli olmadı. Mari hayata veda etti, Bedri Rahmi ise Mari’yi hiçbir vakit unutmadı.

 

  1. Mihriban & Abdurrahim Karakoç

 

Karakoç’un bu dizeleri yazmasına sebep olan imkânsız bir aşk hikayesiydi. Karakoç gençlik yıllarında, bir kıza delice âşık olmuş ve aşık olduğu kız ile evlenmeye karar vermişlerdi. Kızın ailesi ise bu evliliği istememiş ve karşı çıkmıştı. Karakoç aşkını kalbine gömmüş hayatına devam ederken bir gün yolda bir arkadaşıyla karşılaştı ve Mihriban’ın evlendiğini öğrendi. Bu haber karşısında çok üzülen Karakoç’un yüreğinden ise şu dizeler döküldü: Sarı saçlarına deli gönlümü, bağlamıştın çözülmüyor Mihriban…

 

 

  1. Ay Karanlık & Ahmed Arif

 

Bu dizelerin sahibi Ahmed Arif’in karşılıksız sevdiği Leyla Erbil’di. Arif Leyla Erbil ile Ankara’da bir arkadaş ortamında tanışmışlardı. Ahmed Arif, Leyla Erbil’e âşık olmuş ve çok sayıda aşk mektubu yazmıştı. Leyla Erbil ise Arif’in aşkına karşılık vermemiş ve arkadaşlık sınırlarını kesin bir çizgi ile belirtmişti. Buna sebeptir ki Ahmed Arif mektuplarına Leyla zalim Leyla diyerek başlamıştır. Bu karşılıksız aşktan geriye ise mektuplar ve şu dizeler kalmıştır: Maviye, maviye çalar gözlerin…

 

  1. Maria Missakian & Atilla İlhan

 

Türk edebiyatında iz bırakmış olan şiirlerin hikayeleri listemizin son maddesine geldik. İlhan’ın bu şiirine adını veren kişi Maria Missakian’dı. Atilla İlhan, üniversite ikinci sınıftayken Paris’e gitmiş ve Maria ile de orada tanışmıştı. Birlikte gezmiş, sohbet etmişlerdi ve Atilla İlhan, Maria’dan çok etkilenmişti. İlhan, Türkiye’ye dönmeye karar vermiş ve Maria’yı da yanına almak istemiş fakat Maria Türkiye’ye gelmemişti. Atilla İlhan, Türkiye’ye döndükten sonra Maria ile sürekli mektuplaştı ama zamanla mektupların sıklığı azaldı ve bir süre sonra gelen mektuplar sona erdi. Atilla İlhan, bir gün Maria’nın evlendiğini ve mutsuzluktan alkolik olduğunu öğrendi. Yağmur Kaçağı isimli şiir kitabının içindeki, Maria Missakian isimli sayfayı imzaladı ve kitabı Maria’ya gönderdi. Bu görüşme Maria ve Atilla İlhan’ın son görüşmesi oldu.

 

                                                         Kaynak: Dergi CE

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.