Şiir Ekspresi

Zekeriya SAKA & KATİP GELECEK

Güncel Sanat Dergisi Kaygusuz Abdal adına açılan 11. Öykü Yarışması’nda “Katip Gelecek” adlı öyküsüyle “Güzel Alanya Ödülünü” almıştır.

1947 Trabzon /Akçaabat doğumlu. Sınıf öğretmenliğinden sonra Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak MEB'in her kademesindeki okullarında öğretmenlik, idarecilik görevlerinde bulundu.

İlk şiiri ile Çakıl dergisinde 1965 Kasım sayısında yer aldı. O tarihte Öğretmen Okulu ikinci sınıf öğrencisiydi. Daha sonraki sayılarda öykü, denemenin yanı sıra şiirleriyle bir yandan Çakıl'da yer alırken, bir yandan da İleri'de yazıyordu. Daha sonra, Çakıl dergisi yazarı olup FEE'ye gerek öğretmen gerekse öğrenci olarak geçen kadronun çıkardığı İkinci Dönem KIYI'da yer aldı.

Saka, Kemah YİBO yöneticisiyken, Kemah YİBO dergisini çıkardı. Akçaabat Lisesi'nde "Damlalar" dergisinin kadroları arasında yer aldı. Dershane öğretmeniyken "Dönence" dergisinin çıkarılışına öncülük yaptı.

Türk Basın Birliği, Gülpınar, Sürmene, Sis, Ana Dil, Tömer, Çalı, Ardıçkuşu, Aykırı Sanat, Güncel Sanat, Trabzon, Trabzon Sanat, Çağdaş Türk Dili, Yaba Öykü, Yaba Edebiyat, Uzak Şiir Seçkisi, Karayel, Kurşunkalem gibi dergilerde ürünleriyle yer aldı. Başta ViraTrabzon olmak üzere, İnternet gazetelerinde yazıları okurla buluştu. Birçok antolojide ürünleri, sanatçı kimliği ile yer aldı. Saka, çeşitli dergilerde yazmayı sürdürüyor. Öykülerini, yaşanmışlıklardan derleyip yeniden kurgulayarak oluşturmaktadır. Öykülerinde "ve" bağlacı kullanmamaktadır.

Saka, çeşitli dergilerde yazmayı sürdürüyor.

"Trabzon Çağdaş Yazarlar ve Sanatçılar Derneği" üyesidir.

YAPITLARI:

Öykü kitapları: Adı Kalsın (Prospero Yay.- Ocak, 1996), Parmak Düşleri (Bengi Yay.- birinci basım Nisan, 2001; ikinci basım Ocak, 2002), Pencere Önü Sinema (Bengi Yay.- Mayıs, 2006), …ve Siz Öyküler (Kıyı Yay.- Haziran, 2020)

Şiir kitapları: Dönencemizde Forsadır Ömrümüz (Bengi Yay.- Ağustos, 2001), Ten ve Ateş (Kıyı Yay.- Ocak, 2009)

 

YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR...

Musa Eroğlu’nun söylediği, "Yolun sonu görünüyor." isimli türkünün hikayesi...

Ordu’nun Fatsa İlçesi’nden Dursun Ali Akınet adlı bir şoförün 85 yaşındaki annesi hastalanır. Alır annesini, Ankara’daki Hacettepe Hastanesi’ne götürür. Annesi hastaneye yatırılır, tahliller istenir. Bir süre sonra Dursun Ali, tahlil sonuçlarını almak için odadan çıkacakken annesi seslenir "Nereye Dursun Ali?". ’’Tahlil sonuçlarını almaya gidiyorum.’’ der, Dursun Ali. Annesi oğlunu yanına çağırır, elini tutar ve der ki; "Gerek yok oğlum, yolun sonu görünüyor.". Dursun Ali, çok kötü olur. ’’Olur mu anneciğim? Çok iyisin maşallah.’’ der ve odadan çıkar, sonuçları alır ve odaya döner. Ne yazık ki, annesi son nefesini vermiştir. Dursun Ali annesinin cenazesini alır ve koyulur yola, Fatsa yolunda cenaze arabasında şu sözleri yazar;

Bana ne yazdan, bahardan

Bana ne borandan, kardan

Aşağıdan, yukarıdan

Yolun sonu görünüyor.

 

Geçtim dünya üzerinden

Ömür, bir nefes derinden

Bak feleğin çemberinden

Yolun sonu görünüyor.

 

Azrail’in gelir kendi

Ne ağa der, ne efendi

Sayılı günler tükendi

Yolun sonu görünüyor.

 

Bu dünyanın direği yok

Merhameti, yüreği yok

Kılavuzun gereği yok

Yolun sonu görünüyor.

 

Dursun Ali Akınet, aynı zamanda "Halil İbrahim" adlı türkünün de söz yazarıdır.

Kerim ÖZBEKLER

 

BİR DAHA SENDEN, TEREYAĞI ALMAYACAĞIM...

Yaşlı ve dul kadın, tereyağı yapıp bakkala günlük olarak satıyordu...

Ancak, bakkal tereyağını hiç tartmıyordu...

Bir gün, aklına bir şüphe düştü ve kadının getirdiği yağı tartmaya karar verdi. ...

1 kg olarak aldığı tereyağının, aslında 900 gram olduğunu görünce çok sinirlendi ve ertesi gün kadın dükkâna gelince bakkal “Bir daha senden, tereyağı almayacağım.” dedi...

Yaşlı kadın üzülerek, “Efendim, bir yanlışım mı oldu?” diye sordu...

Bakkal,” Senin bana verdiğin yağ, 900 gram geldi. Ayıp değil mi, bu yaptığın?” dedi...

Bunun üzerine kadın, şöyle cevap verdi. “Efendim, benim terazim yok. Daha önce sizden 1 kilo şeker almıştım, onu tartı olarak kullanıyorum.” dedi...

Tabi bakkal, utancından ne yapacağını şaşırdı...

Böyledir işte dünya, ne ekersen onu biçersin. Kime ne verirsen, onu alırsın.

İrem TANDOĞAN

 

GÜLTEN AKIN MEKTUP ÖDÜLÜ YARIŞMASI

 

GÜLTEN AKIN MEKTUP ÖDÜLÜ YARIŞMASI'NI KAZANAN KİŞİYE 3.000, 5 KİŞİYE DE 1.000'ER LİRALIK MANSİYON ÖDÜLÜ TAKDİM EDİLECEK. (SON BAŞVURU TARİHİ.27 AĞUSTOS 2021 CUMA) ...

YARIŞMANIN KONUSU; Gülten Akın'ın kuvvetli bir etik hatırlatmayı da içeren, 'Yanlış mı belledim, insan sorumluluktur.' dizesinin odağında anlamak-anlatmak-anlaşılmak isteğini içeriğinde taşıyan. Dünyada, kendinden ve ötekinden sorumlu olmanın anlamını sorgulayan. Cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan, sorunlara ilişkin olacaktır.

 

ŞATO & FRANZ KAFKA

Şatoya kadastrocu olarak atandığına dair yazısı olduğu halde şatoya kabul edilmeyen, köyde de kendisine bir yer edinemeyen Bay K.’nin öyküsü. Uzun uzun paragraflarla anlatılıyor.

Bay K. şatoda bürokrasi ve otoriteye ulaşma çabalarında yalnız kalmış, sadece muhtarla görüşebilmiştir. Yedi günün uğraşları şatoya ulaşmasına ve yetkililerle görüşebilmesine yetmemiştir. Köy halkı tarafından da sürekli yabancı muamelesi görmüştür. İçlerine giremez. Şatoyu her zaman uzaktan görmektedir. Yaklaşamaz. Resmi makamların uzaklığının acısını içine atar.

Resmi makamların çalışma ilkesinde hata ihtimalleri hiçbir zaman göz önünde tutulmaz. Bu temel ilke bütün onlar için meşru ve gereklidir. Memurlar ve görevliler benim dediğim doğrudur ilkesinden asla taviz vermezler. Muhtar, kadastrocu ihtiyacımız yol sen okulda hademelik yap önerisi yapar.

1926 yılında yazılan romanın kahramanı Bay K. iki dünya savaşı arasına sıkışmış bir karakterdir. Liberalizm, muhafazakarlık ve sosyalizm gibi ideolojilerden de bahsedilmektedir. Sistem ve devlet eleştirisine de yer verilmiştir. Bürokratik kaos içerisinde insan amacından uzaklaşmaya başlar. Totaliter bir devletteki Bay K.’nin de amacından uzaklaştığını, bir çıkmaz içende kaldığını görüyoruz romanda.

‘’Hiç durmadan sonu hayırlı bir sonuca ulaştırmak için çabalıyorduk, ama sürekli kaçıp kurtulmak istediğimiz masalının içine daha fazla gömülüyorduk’’ (Ninti)

Şato, aslında umutsuz bir romandan ziyade psikolojik bir roman. Her şeyin düzeleceğini düşünerek okuyoruz. Hep bir mekâna ulaşma güdüsü veriyor Kafka. İnsan- mekân kavramları önemseniyor.

Şato’nun heybetiyle Gotik mimarinin özelliğini irdeleyip dikey mimariyi görkemiyle betimliyor. Devletin yüksekliğini ve insanın kendisini yanında küçük hissetmesini sezinletiyor.

Bay K. tutkusu ve amacı arasında sıkışıp kalmıştır. Aslında birazda çağa ayak uyduramayan bir karakterdir. Siyah ve gri rengi ön plana çıkarmaktadır. Şıp sevdi aşkları arasında kararsızlığını sürdürür.

Romanın sonu yoktur. Sanki devamı yazılacaktır. Kafka’nın süreç odaklı yazdığını biliyoruz. Bizi düşünmeye sevk ediyor. Ö dönemin özelliklerini ve ne demek istediğini anlamaya çalışarak okumaya devam ediyoruz.

Mustafa Gümüştaş, Mehmet Kuvvet’in Sökük Coğrafya kitabından ‘Kırklarımdan Geçtiniz’ adlı şiiri okudu.

   ‘Zamanın tıkırtıları pilin yaşamını sınarken

   Ahşap gülümseyişle kırklarından geçtiniz

   İki yan ayna kırıkları, kulaklar kirişte

   Sırt sırta verdi kalbimiz…’

                              Dilber Kurt /Satır Arası Kitap Kulübü

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.