31.07.2021, 10:41

Şiir Ekspresi

ŞİİR EKSPRESİ   & MEHMET KUVVET

YIL :15 / SAYI: 760

TRABZON’DAN ÖYKÜSEL PORTRELER - 41

ALİ SEZGİN

Yazan ve Sunan: Mehmet KUVVET

Altı yaşındadır.

Evden izin verilen uzaklık sınırında kendine özgü minik dünyalar kurarak oynar.

Ağaçların arasından gelen “hüt-hüt” seslerini dinler, dinler… sonra sesleri takip eder ve seslerin sahibi kuşlara erişir.

İzleyip dinlemeye devam ederken, cebinden mızıkasını çıkarır ve kuşlarla konuşmaya başlar.

Sıklıkla tekrarlanan bu çocukluk eğlencesinden geriye, düştüğünde yarılan kaşındaki yara izi kalır.

Mızıkasını çalarken şarkı sözlerini söyleyemediği için dokunulduğunda ses veren ince lastikleri gerdirip çiviyle tahtaya çakarak kendine bir müzik aleti yapar. Böylece hem çalıp hem söylemeyebilmektedir artık.

Sonrasında babasının kendisine aldığı mandolin ile tanışır.

Müzik, şiir, fotoğraf, tiyatro, futbol alt yapısıyla 17 yaşına kadar donanır.

Fotoğrafçı olan babası kendisine hediye ettiği mandolinden çok sonra evde bir ‘sürpriz’ olduğunu söyler. Sürpriz gitardır.

Mızıka yerini mandoline, mandolin ise gitara bırakmıştır artık. 

Gazetede “Gitar metodu ödemeli gönderilir” yazısını okur ve getirtir. Odasında ince tınılarla çalarak kendi kendine öğrenmeye başlar.

Annesi “Bizim oğlan, gitar aldıktan sonra odasına kapanıp sürekli ders çalışmaya başladı. Taktir almasını bekliyorduk, sınıfta kaldı” der.

Yıllar geçer, gitar metodundaki eserlerden bazılarını bakmadan çalabilme yeteneği ile İstanbul’da üniversite eğitimine başlar. Kendine güveni ve rahatlığıyla tüm sınıfa hâkim olduğu düşüncesiyle boynunda fotoğraf makinesi ve her an gülümsemeye hazır bir yüz ifadesiyle arka sıralarda oturur.

Fotoğraf makinesi, arkadaşları arasında hızla tanınmasına aracı olur.

Epeydir uğramadığı amcasını Fatih’teki dükkanında ziyarete gider. Bir genç, dayısının İspanya’dan getirdiği gitarı satılması için dükkâna bırakmıştır.

Gitarı görüp eline alınca deliye döner. Amcasının deyimiyle İstanbul’da onca kız varken gidip o gitara âşık olur. 30 liralık bir gitarı olsa da 600 lira ödeyerek aşkına kavuşur.

Çamlıca Kız Lisesi’nin yanındaki okullarının ek binasından çıkar yolun karşısındaki ağaçların altında tek başına oturup yeni gitarını çalmaya başlar. Liseli kızlardan biri karşısına dikilir. Ok gibi bakışlarla kendisini izler. Kız, biraz sonra;

“Arkadaş olmak istiyorum” der.

Bizimki “Bilmem” diye yanıtlar ve çalmaya devam eder.

Kız bekler, bekler, bizimki başını kaldırıp bakmayınca kaşlarını çatıp ardına bakmadan gider ama ertesi hafta yine karşısındadır.

Bu kez çömelir, bizimkinin gözlerinin içine baka baka, kelimeleri heceleye heceleye “Ar-ka-daş ol-mak is-ti-yo-rum” der. Bizimki de bu kez heceleyerek;

“Bil-mem” deyince, kız;

“Bilmem diye cevap olur mu? Evet mi, hayır mı?” diye sorar.

Yanıt “Bilmem” anlamında dudakların büzülmesi olunca liseli kız gider, sonraki haftalarda beklense de gelmez ve bizimkinin yüreğinde bir “Keşke” bırakır…

Üniversitede İnşaat Mühendisliği eğitimi alsa da tercihini müzikten yana kullanır.

Askerlik dönüşü Akçaabat’ta arkadaşları ile SAS (Sefa-Ali-Süleyman) orkestrasını kurarlar. SAS’ın Süleyman’ını Gölcük’te askerlik sırasında trafik kazasında kaybederler.

Sefa ise İzmit’te açtığı dershanede gitar dersleri verir ve sık sık Taksim Steraton Otelde programa çıkar.

SAS’ın A’sı öykü kahramanımız ise duygularının özgürlüğüyle dünyaya çocuk kalır.

Bir gün arkadaşı Benjamin’e kendi özgün mizahi bestelerinden mini bir konser verir. Benjamin gelir omuzunu tutar ve “Durma buralarda, Paris’e git. Paris’e git.” diye sarsar.

Ama aklı İstanbul’dadır. Donanımı yeterli olunca İstanbul’a dönüp kendi müziğini yapacağını söyler. 

Benjamin bir hafta sonra hayalleri için Hindistan’ın yolunu tutar. Gidişinden bir hafta sonra Paris’ten Annie adlı bir kadından mektup gelir. Mektupta kahramanımız sınırlar ötesine çağrılmaktadır.

Fransız devriminin gerçekleştiği gün doğan kahramanımız Fransa’dadır.

Fransa macerasından sonra hayallerinin İstanbul’una döner.

Kadıköy Festivali kapsamındaki tek kişilik konserinde yazdığı bir parçayı seslendirirken “Bu nasıl şehir, hep taş hep taş / Kabataş, Dikilitaş, Beşiktaş / Bahçe bahçe Fenerbahçe sarı kanarya / Saray saray Galatasaray Cim bom bom” dediğinde sahne önüne kadar gelen bir izleyici “Ya gardaş hani Trabzonspor?” der.

Ders verdiği öğrencilerinden oluşturduğu gruplarla Kadıköy’de Barış Manço Kültür Merkezi’nda dinletiler yapar. Kadıköy’ün Gitar Tarihine geçer.

TRT repertuvarında 24 adet ‘Classıc Gitar Bestesi’ vardır.

Renkli fotoğrafların olmadığı “siyah-beyaz” günlerde fotoğraf sanatçısı babasından fotoğrafın her aşamasındaki inceliklerini öğrenir ve fotoğraf altyapısıyla donanır.

Yaşamı boyunca özgün fotoğraflar ortaya koyar. Evrensel kesitler yakalamakta ustalaşır.

Cem Karaca ve Edip Akbayram gibi usta sanatçılarla sahne paylaşır.

2. amatör küme takımlarından Tütünspor’un ilk on birinde futbol dahi oynar.

Özgün Türkçe kelimeler türetip kullanır. Bunlardan biri TDK’da sözü edilen “Kafadaş” sözcüğüdür.

Kahramanımız, birçok lisede öğrencilere resital sunar. Bu liselerden plaketle uğurlanır ancak, kendi mezun olduğu lisede resital vermek istediğinde, zamanın ‘duayen!’ müdürü (Ö.E.); “Resital nedir? Müzik öğretmenimizi çağırayım da o ilgilensin ama okul adına size plaket veremem. Başıma hiç yoktan bela gelmesin” der.

Şimdilerde, kendisine plaket sunulan her konser sonrasında bu olayı anımsayıo ince ince gülümseyen, resital dünyasında ender rastlanan bir şekilde resitallerini özgün kompozisyonlarıyla hem classic hem de akustik olarak iki farklı müzik tarzında veren, bu öykü kahramanımız; 90’lı yıllardan beri yurdumuzda “Mizah- Müzik”in temsilcisi;

ALİGİTAR; ALİ SEZGİN  

 

Ali Sezgin, bir gün, kalabalık Kadıköy vapurundadır.

Her zamanki gibi üst kat salonunun balkon kısmına yönelir. Ama dolu olduğu için merdiven başındaki demir direğe yaslanarak yolculuğa başlar.

Ardından gelen yolcu tam önünde durarak sanki onu korur pozisyon alır. Vapur hareket edince yolcu, cebinden polis kimliğini çıkartarak gösterir ve “Uzun zamandır takibimizdesin, şu an suç üstüsün. Kadıköy iskelesinde ekipler bekliyor. Merkeze götürüleceksin.” der.

Ali Sezgin, umursamazca gülümser.

Vapur iskeleye yanaşırken yanındaki polis hızla gözlüğünü çıkarıp “Beni tanıdın mı?” diye sorar.

“Hayır” cevabını alır.

“Ben Akçaabat ilkokulundan arkadaşınım. Yahu! Sen nasıl bir insansın? Okuldayken seni kıskanır, seninle kavga edebilmek için bahaneler arar bulamazdım. Bunca yıldır İstanbul’dasın, hiç mi bir şeye bulaşmadın ki korkmuyorsun?” der.

Yazan ve Sunan: Mehmet Kuvvet

Kaynak : Aligitar’ın Serüvenleri, Ali Sezgin

 

Bişe Olmaz Abi

Bir masanın etrafında oturmuş arkadaşlarınızla hayata dair sohbet ediyorsunuz. Arkadaşlarınızdan biri, bir anısını ve ondan çıkardığı dersi anlatıyor. Sonra diğer arkadaşlarınız benzer yaşantıları paylaşıyorlar. Sohbetin sonunda hayata dair “Bişe Olmaz Abi!” dediğiniz ama, “Bişe” olan ne kadar çok yaşantılarınız olduğunu görürsünüz. İşte mesleği Makine Mühendisliği olan yazar Haydar Çoruhlu, “Bişe Olmaz Abi” adlı kitabında yaşamından ilmik ilmik süzdüğü ibretlik anıları toplayarak sunmuş okurlarına.

Kişisel gelişim kitabı olmasa da yaptığımız ve sonunda maddi ve manevi zarara uğradığımız benzer olaylarla karşılaşmışızdır mutlaka. Zaten, kitaptan bir anı okuduğunuzda bir an duraksayıp kendi hayatınızda karşılaştığınız benzer bir olayı tekrar yaşamaya gidiyorsunuz bir süreliğine. Sonu tatlıya bağlanmış bir olaysa gülümsüyor, değilse o olayı yeniden yaşıyor gibi strese de girebiliyorsunuz. Ama aslında yaşamın bize olaylar karşısında birçok ip ucu verdiğini, bunları yerinde ve zamanında kullandığımızda hayatımızın ne kadar kolaylaşıp bizi mutlu ettiğini de anlıyoruz.

Anılarda, kişinin yaptığı çocuksu yanlış davranışların yanı sıra ailenin yanlış tutumlarına da şahit oluyorsunuz “Kırılan Botum” adlı anıda olduğu gibi.

Girişteki “Dedemin Tütün Tabakası” adlı anıda, güzel bir cümleyle bağlanan bir yaşantı örneği var. “Düşmanımı gecenin bu saatinde kapıma getiren bu tütünü daha içmem…”

“Babamın Dinamit Kapsülü”, “Elektrikle Tanışmam” gibi birçok yaşantıdan alınacak büyük dersler var. Zaten kitapta yer alan her anıdan bir ders çıkarmak mümkün ve amacı da bu.

“Evlat Kokusu” ibretlik bir anı. Yaşantıların bazıları olumlu sonuca bağlansa da ölüm ve sakatlık olaylarının varlığı iç karartıcı oluyor. Ama çıkartılan dersi düşününce bunların bizlere anımsatılması gerektiği gerçeğini düşünüyoruz.

Yazar, “Kanalizasyon Hattının Topakları” adlı anıda, sitede yaşayan insanların sorumluluklarını bilmeyişi ve çıkarları doğrultusundaki davranışlarıyla nasıl kendini koruyup kollayan, umursamaz, eğitimsiz bir toplum olduğumuzu gözler önüne seriyor. Aynı şekilde “Su arıtma Cihazı” adlı anlatıda, insan sağlığının ekonomik kazanç uğruna hiçe sayılması da şapkamızı önümüze koyup düşünmemize neden oluyor.

Anlatılarda mühendislik hatalarının yanı sıra, zaman zaman kullanım hatalarının onarımında “Türk Tarzı Onarım”ların, yani vurma, tekmelemelerin uygulandığını görüyoruz. Bu tür durumlarda sinir katsayınız yükseldiğinde kitabı okumaya bir süre ara vermenizi öneriyorum. Eğer kitabı sadece okumuş olmak için okuyorsak, anlatılardan ders çıkaramıyorsak yazık!

Kitap her ne kadar anı kitabı ise de yazara önerim, anı isimlerini sonucu belirtir nitelikte kullanmamasıdır. Biraz merak uyandırmasında yarar var diye düşünüyorum. Örneğin, “Devrilen Şambliyelimiz” yerine “Şambliyel”, “Parlayan Gaz Sobamız” yerine “Gaz Sobası”, “İnşaat Çukuruna Düştük” yerine “İnşaat Çukuru” gibi.

Özellikle iş hayatına yeni atılan insanların okuması ve yaşantı haline getirmediği bazı olayları öngörmesi açısından okumaları gereken bir kitap. Yer yer serpişmiş olan bazı öyküsel anlatımlar da cabası, “Dedemin Tütün Tabakası” gibi. İyi okumalar…

                                                                                   Yazan: Mehmet Kuvvet

 

Yorumlar (0)
22
açık
Namaz Vakti 19 Eylül 2021
İmsak 04:33
Güneş 05:59
Öğle 12:20
İkindi 15:47
Akşam 18:32
Yatsı 19:52