15.05.2022, 14:08

Şiir Ekspresi

ŞİİR EKSPRESİ   & MEHMET KUVVET

YIL :16 / SAYI: 797

                             

Yeşil Yol

Siyah gelinliğinin duvağını astı kancasına gece

Ağlayan duvarların uğultusuna verip kendini

Şafağa beyaz güller açtıracak

Kısık gözlerinin kara kara efkarında...

Elli iki dakikada bir günahın peçesini örterken

Kanlı eller ak alnına

Bir doksan birlik bir yiğidin künyesini

Ömür boyu taşıyacak boynunda Ulucanlar...

Ah Ulucanlar Ulucanlar başım düştü dizlerine yüz sürünce matemine

Ah! Deniz şu çılgın çocuk Deniz

Genç kızların rüyalarında yüzen ışık

Cevriye Teyzenin Ayşe’sinin

Gün kurusu yanaklarıyla deli sevdası Deniz

Devriye Nebahat utanmasa yaşından

Kaç kez bozmuştu yeminini

Beklerken köşe başında manifesto dönüşlerini

Hukuktan güneşi on dördünde giyinen akıllara ziyan Tebriz ahh

Hepsi aşıktı ona en çok da gece saçlı o kadın

Kirpiklerinden adının dehlizlerine

Mavi çiy damlacıkları yağdıran ince süzgün gül sapı

İlk ışıklarıyla günün kaybolup

Koskoca bir boşluğa yuvarlanan çehresi hep geceden kadın

Kara yağızım erim aşık’ım bağlarımda

Zerrem köpüğüm çığlıklarımda

Bir doğumun ilk sancıları ısınacak birazdan

Buz rengi bir ırmak akacak düşüncenin vurulduğum yollarına

Sokrates'te susmuştu koparken göğsümden çatırtısı baldıran çılgınlığının

Ah onlar onlar ölümün, karşısında çaresiz kaldıkları

Üç yıldız sızlayacak

Doğusunda batısında kuzeyinde güneyinde yurdumun

Kardeşlik destanını yazacak tezler

Devlerin kavgasında yeşil parkalı senatonun cesur yürekleri

Haykıracaklar devrilirken üzerlerine bir daha gök

'' Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye''!

''Amerikan emperyalizmine, Sovyet Revizyonizmine,

Bulgar Dalkavuklarına, Romen Soytarılarına… ''

Mavi saçlı oğlu kızı her altı mayısta Özgür Deniz’leri müjdeleyecekler

Bozulacak ezberlerin lâl dilleri

Yanarken bedenlerinde meşalesi Anadolu’nun

Ayaş'tan vatan müdafaasına yürüyecekler

Elli iki dakikaya sığmayacak onu yaşamak

Elli iki dakikaya unutturmak bir milletin kaderinden

Rüzgârın şafak doğuran ak yüzlü çocuğunu

Utanacak vakit

Öylesi kara çalınacak ki alnına iki yüz yetmiş üçün

Ebedi matemden çürüyecek gam bağlayan duvarları

Şuursuzlukları Masonlukları Siyonistlikleri!

O vakit bir ile üç arası

Mavi saçlım nazım

Düşüm huysuzluğumda

O gece bir ile üç arası

Türk'ü Kürt'ü Alevi'si Sünni'si

Ay yıldıza sevdalı bir milleti bırakacak kucağına

Aynı göğün altında onlar mayısın şen çocukları

Aldırmadan yağmura çamura

Yanacaklarını bile bile güneşe uçurtmalar uğurlayacaklar

Yüzlercesi binlercesi kabına sığmayan yürekte deli alev yanacaklar

Bir çift beyaz güvercin uçacak o anın sessizliğinden

Düşmeyecek ak gelinlerin aydan umut büyüttükleri ceninleri ana rahminden!

Zindanlarına karanlığın ışıyışlar

Türklük bakir kalırken

Ölüm, kefen giyinecek bağımsızlığın hükmünde

'’Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir baba!''

Aciz dişleri dişleri emperyalizmin…

İki yüz yetmiş üç ile alamayacaklar

Bir milletin özgürlüğünü kazıyamayacaklar tarihinden Türk'ün

Binlercesini canımdan her hecesinde her sözcüğünde soluğumun

Yurdumun işçisinin emekçisinin sesini

'’Vatan onu parsel parsel satanların değil

uğrunda idam sehpasına korkmadan yürüyenlerindir’’

Ey! Milletim ben yirmi beşlik delikanlı

Namluların dipçiklerin altından şaha kalkan nefer

Yıkar alırım vatan toprağını emellerinin akıbetinden

Parçalara ayırır göğsümü üzerlerine yağarım

Cesedimden dahi korkan hainleri mandacıları himayecileri

Kahpe vicdanlarına gömerim

Şimdi gelebiliyorlarsa hepsi birden gelsinler

Alabiliyorsalar alsınlar 146/1 maddesi uyarınca

Canımdan kanımdan ölümsüzlüğü!

Yusuf Hüseyin Deniz ;

Türk Ceza Kanunun 146/1 maddesi uyarınca ölümsüzleştiler...

Filiz KALKIŞIM ÇOLAK

YAĞMUR, DOLU, SEL  & ŞAVŞAT / ARTVİN

18.05.1968 tarih; saat 13’te

ÇORUH DOLU AKIYORDU…

ÇORUH RUHSATİYE ALMIŞ,

ÇORUH ODUN TAŞIYORDU…

O gün sabahtan itibaren, bunaltıcı sıcak bir hava vardı. Köylerdekilerin çoğu dağa çıkmışlardı. Köyde yalnız bizim koyun ile bir çift öküzümüz kalmıştı.

Koyun ve öküzleri, ablam ile köyümüzün Civar mevkiine otlatmak için götürdük. Bize verilen o günkü kulağımıza küpe söz şöyleydi. “Karçal dağlarının üzerinde bir bulut görürseniz hemen eve dönün hiç durmayın.” Biz de öğleye yakın koyun ve öküzlerle geri döndük. Ben koyunları, ablam öküzleri getiriyordu. ‘Beylerin köprüsü’ denilen köprüyü geçtim hava yağışlı değildi. Ama aniden selin getirdikleri ağaç köprüyü havalandırıp kaldırdı dere aşağı sürükledi.

Ogün bizim köyde bir değirmen, bir köprü, dere içinde bostanlar için kurulmuş olukları aldı götürdü. Sel, Artvin ilinde birçok köprü ve değirmen arklarına zarar verdi. Rusların yaptıkları Sirya'ya da ve Artvin köprü başında bulunan demir köprüyü yıkarak alıp götürdü. Şavşat Artvin arası birçok yerde yolları tahrip etti. Öğrencileri taşıyan servis aracı sele kapıldı. Ölen ve yaralanan öğrenciler oldu. Çok sayıda boğulma ve ölüm haberleri alındı.

Artvin'le bağlantı kesilince ilk olarak Çoruh nehrine teleferik kuruldu. Sonradan yerine Askeriye tarafından geçici bir demir köprü kuruldu. Daha sonra da beton köprü yapılarak hizmete devam etti.

Bu anlattıklarım gerçek olsa da bu günkü hayatta hepsi, bir masal ve yalan olmuştur. Bu köprüler Artvin Çoruh nehrinde baraj nedeniyle yok oldu. Artvin Şavşat yolu güzergahı değiştirildi.

İşte böyle, bir varmış bir yokmuş. Bu yazımız tarihe bir not olarak kalsın. İyi okumalar

                                                                                                            Yunus Yaşar / ANKARA

Umudun Kapanmayan Ölü Gözleri

ateşi ıslatan terim
isyanı harlar yüzyılıma
zaman
mayası tuttukça canımda
dilim söyleşir bir kölenin yalvarışlarında

ecelimi parmaklarımda tutarcasına
kanayan tenim damlar toprağa
ele avuca sığmaz vatan
kırmızıya boyanır ülkem
ellerimde hâlâ ezdiğim çakıl taşlarının tozu
çatlamış avuçlarımla
tutunmak isterken yeryüzüne
nerede bir uçurum varsa
kıyısında başlar yazgım
bedenim savrulur yarınlara
ruhum artık talandır sonsuzluğa

şimdi yine duyulmaz sesim
kahrım dağ olup çöker üstüme
günün gölgesinde ağlarken çocukluğum
utanırım
bu yüzden gizlerim büyümüşlüğümü

pencereme konar göç kuşları
dikiş tutmaz sürgünlüğüm
yamanmayan düş kırıklarımla
ağır aksak yürürüm çıkmaz yolları
geri döner mi arşınlanmış ömrüm
umudum kapanmayan ölü gözleri


Heybet AKDOĞAN

Öğretmenim

bir çocuğum hep seninle
tut elimden öğretmenim
anne baba kardeş gibi
dilimdeki hece sensin

anlamlanır her şey senle
vahiy ile gelen emir
ilk suredir ilk ayet
ikra (oku)ile başlayan tümce

varlığın anlamı
bir şeyler bilmekle olur
okumak ve de yazmak
doğruya yaklaşmaktır

ahlak meslek
sevgi saygı
ilim bilimin kapısı
aynaların arkası
yaşamın gizi sensin

yakın uzak çevremde
ne olup bitiyorsa
ufkum geniş olsun diye
öğret bana öğretmenim

Cemal KARSAVRAN

Marmaraereğlisi/Tekirdağ

Ömre Bedel

Ömre bedel sizi bekledim,

Sevgi şefkat ile sesledim,

Aldı gurbet, vurdu felek ezildim,

Gurbet bir yandan, ölüm bir yandan

Durmaz döner hayatın çarkı,

Acımasız olur zamanın zulmü,

Mecnun eder, ezer insanı,

Gariplik bir yandan, ölüm bir yandan.

Hayat peşinden koşa koşa yoruldum,

Yalnız kalınca şimdi duruldum,

Ayrılık merdiveni bana da kuruldu

Ayrılık bir yandan, ölüm bir yandan.

Neyleyim şimdi varı parayı,

Gördüm canım ak ile karayı,

Parsel parsel eyledi Yılmaz’ı

Hasretlik bir yandan, ölüm bir yandan.

                            Yılmaz GÖK

                             Şavşat/Artvin

Yorumlar (0)