26.06.2022, 09:55

Şiir Ekspresi

ŞİİR EKSPRESİ   & MEHMET KUVVET

YIL :16 / SAYI: 802

HAZİRAN VE HÜZÜN

“sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!”

Hasan Hüseyin’in bu şiirini Orhan Kemal’e ithaf etti. Orhan Kemal 2 Haziran 1970’te öldü. Son iki yıldır sağlığı ciddi bir şekilde bozulan Orhan Kemal hem gezi hem de tedavi için gittiği Bulgaristan’da yaşamını yitirdi. 6 Haziran’da cenazesi özel bir arabayla Kapıkule sınır kapısına getirildi. Eski arkadaşlarından bir grup onu karşıladı ve İstanbul’a kadar arabasına eşlik ettiler. Ertesi gün Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Edebiyata şiirle başlayan Orhan Kemal, Nazım Hikmet’in yönlendirmesiyle düz yazıya geçmişti.

“Canımın gizlisinde bir can idin ki,
Kan değil, sevdamız akardı geceye,
Sıktıkça cellad,
Kemendi…”

Ahmed Arif 2 Haziran 1991’de öldü.

*

Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963 sabahı kapıya bırakılan gazete ve mektupları almak için yatağından kalktı. 1952’de geçirdiği kalp krizinden sonra hasta bir kalple yaşamaya alışmıştı belki. Bursa Hapishanesi’nde geçirdiği yıllardan beri biliyordu kalbinin durumunu. Yine de son yıllarda ölüm daha bir düşüyordu aklına ve dizelerine…

“Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü
kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
Merdivenler daracık”

*

Haziran’da bizleri hüzünlendiren bir diğer insan Ahmet Haşim…

Ahmet Haşim, uzun bir süredir kalp ve böbreklerinden rahatsızdır. O gün öğleden sonra birden yatağından fırlar. Doktoru gideli yarım saat olmuştur. Yeni evlendiği eşi Güzin Hanım çıplak ayakla yere bastığını görerek ayağına terlik vermek ister. Haşim, terlik giymenin sırası olmadığını söyleyerek yatağa düşer; ölmüştür.

*

1950’li yılların ikinci yarısı, Kahramanmaraş Lisesi… Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Ali Kutlay, Hasan Seyithanoğlu, Rasim-Alaaddin Özdenören kardeşler ve sonradan aralarına katılan Mehmet Akif İnan… Yedi Güzel Adam. Cahit Zarifoğlu’nun yoksul evinde şiir günleri düzenlediler. İkinci Yeni şiir akımını benimsediler. Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar’ın şiirlerini gece gündüz demeden, bıkmadan usanmadan birbirlerine yüksek sesle okudular. Zarifoğlu’nun kırık penayla çaldığı gitarı soluksuz dinlediler.

“Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düştü sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kim bilir rüzgârlı eteklerinle
Kim bilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim sensiz
Bu sessizlikle

Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sensizlikle”

*

Cemil Meriç’in üslubuna yansıyan yalnızlık daha çocukluk yıllarında başlamıştır. Ailesi Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’dan Hatay‟a göç eder.

“Antakya’dan sonra Reyhaniye. Çerkez Mahallesi’ndeki ev. Bahçe, dere, mektep. Babamı yine akşamları görebiliyorum. Ablam Antakya’da okuyor. Ben yalnızım. Babam hep çatık kaşlı, annem hep mızmız. Kasabanın çocukları hep korkunç. Bol bol dayak yiyor, hep hakarete uğruyorum. Şikâyet edeceğim kimse yok. Mektep bahçesinde çocuklar oynuyor… Ben yine yalnızım ve yabancıyım, yabancı yani düşman. Dilim başka ve gözlüklerim var… Kendimden utanıyorum.”

Uzun süredir gözlerinden rahatsızlık çeken Cemil Meriç, 1954 yılında miyop olan gözlerini bir kaza sonucu kaybetmiştir. Gündüzünü kaybeden kuş misali, gözlerini kaybetmek Meriç için büyük bir üzüntü kaynağı, bir yıkılış olmuştur. İntihar etmeyi bile düşünmüştür.

*

“İki yaşımda iken babam ve kardeşim Sivas’ta on ay içinde öldü. Böyle kısa bir fasılayla hem kocasını hem çocuğunu kaybeden bir kadının hıçkırıkları arasında kendimi bulmaya başladım. Belki bütün kitaplarımı dolduran bir facia beklemek vehmi ve yaklaşan her ayak sesinde tehlike sezmek korkusu böyle bir başlangıcın neticesidir.”

On dört yaşından itibaren tek geçim kaynağı yazı olan, tepkileri ve romanlarından daha roman olan hayatı ile, Peyami Safa da bir Haziran gününde yaşama veda etmiştir.

*

Tezkereyi aldığında ne evi ne aşı ne işi vardı. Memleketinde kimse kalmamıştı. Seyyar fotoğrafçılık yaptı. Bir gazeteci arkadaşı vesilesiyle gazetede adab-ı muaşeret köşesini yazdı. Nazım Hikmet şiirlerinden sonra toplumcu şiirler yazmaya başladı. Tutuklanmalar, sürgünler, takipler, mahpusluklar hayatından hiç eksik olmadı. Ama o Menekşe’de kiraladığı gecekonduda hep yazdı. 9 roman ve şiirler… Kurtuluş Savaşı’nı “Kutsal İsyan” da, Çağdaşlaşma sürecini “Kutsal Barış” da yazdı…

Bu zorluklarla dolu hayat, 20 Haziran 1989’da son buldu.

“aradığım fazla değil
bir lokma ekmek kapısı
ne ebediyetin yapısı
ne cennetin lokantası

yıldızları bile seyredemiyorum
vakit darlığından
her akşam boynu bükük
eve dönüyorum
eski ümitlerimin mezarlığından”

*

Edebiyatımızda Fahriye Abla şiirinin şairidir. Ama kendisi bundan hiç memnun değildir. Başka şiirlerinin yok sayılıp, sadece bu şiirle anılması onu üzüyordu. Hatta keşke yazmasaydım demiştir.

Soyadının yazımında da hep sorun yaşadı.

“Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan lavanta çiçeği kokan kederleri”, “Hoyrattır bu akşamüzerleri”, “Ey unutuş kapat artık pencereni” dizeleriyle de hatırlanacakken, Fahriye Abla’nın solmayacak gölgesiyle yetinmek zorunda kaldı.

71 yaşında 21 Haziran 1980’de Ankara’da hayata gözlerini kapadı.

“Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim san”

Sevişmeli Gündüz Geceyle

odasında mor ışık yanıp söner

kırmızı esvabıyla kadın yanar
pembe düşler dolanır başında
bir yanda sessizlik başında aşk

yalnızdır gecede
kadın gece yalnız
şehvet ister ask rahvan olur
yayık yapar apışında döne döne

mor ışık yanıp söner kırmızıya döner

yıldızlardan ayı seçer kendine
uzatır ellerini sarmak ister belinden
ateş salar kıvılcımlar her yana
yanar
gece kadın yanar aşk yanar

yalnızlık reva mıdır yaradılış adına
yaşanmalı mutluluk en deli anlarda
neye geldik niçin varız sorgulanıp
sevişmeli
gündüz geceyle

Cemal Karsavran               

Marmaraereğlisi/Tekirdağ

LEHÇE

Ecza dükkânı: İçindeki ilaçların faydasını alandan çok satan görür imiş.

İhtiyat: Gençlikte lazım ama, insan ihtiyarlıkta sahip olabiliyor.

Ahbar-ı mugayyevat: Olayların arkasından giden keramet.

Eda: Güzel değil, lakin bir tavır ve edası var ki …düzcesi çirkinlerin tesellisi.

İsraf: Delik kese.

Islahat: Eskimiş elbise tamir.

İtikad-ı batıl: Fikrin şirpençe hastalığı.

İfrat: Kadınların gerçeği (gerçek yönü).

İkramiye: Züğürt tesellisi.

Aldanmak: Ümidin ricati (bozguna uğrayıp geri dönüşü).

İmla: Nesrin güzel huyu (yazının güzel ahlakı, yaratılışı).

İnsan: Ahlakı bozulmuş vahşi.

Avukat: Suçluların çamaşır yıkayıcısı.

Ayna: Aksini gösteren.

Barışmak: Sıvayı yenileme.

Bakir: Beyaz sahife.

Balkon: Aşık tüneği.

Bahtiyarlık: Artık kimse inanmıyor ama yine de halkın dilinde dolaşan bir yalan dolan.

Beşik: Annelerin en kıymetli mücevherlerine mahsus mahfaza.

Beğenmek: Aynaya bakarken hissolunan hal.

Buse: Uçurum kenarlarında toplanılan bir çiçek.

Tarih: Kurt masalı.Züğürtledikçe eski defter karıştırmak.

Tebessüm: Ağız ateşi.

Çocuk: Ailenin gerçek reisi (hâkimi).

Cüce: Büyük adamların yakından görünüşü.

Hafıza: Fikir ve düşüncelerin yardımlaşma sandığı.

Hubb-i zat: Gerçek (katıksız) aşk.

Hırs-ı şan: Pek yükselmek için pek alçalmayı bilmek.

Hasta: Sıhhatin değerini anlamaya başlayan adam.

Hatt (yazı): Gözle görülebilen fikir.

Delil getirmek (belgesel örnek getirmek): Şüpheyi daha da kuvvetlendirmek

Dost: Bize hizmete (yardıma) hazır zannettiğimiz kimseler

Dostluk: fırtınalı havada içi dışına dönen şemsiye

Diken: Gülün bekçisi

Zekâ: Sükût etmeyi bilmek

Rüz(gün): Asırdan (yüzyıldan) peşin olarak alınmış para

Romatizma: Artık evlenme zamanının geldiğini haber veren şey, haberci

Sükût: Belagat, dehşetli söz

Şebnem: Şair (onun için) <seherin gözyaşı> diyor.

Besbelli gecenin pişmanlığı sabaha kaldığı için olmalı

Şiir: Darası alınmış söz

Sıhhat: İffetli yaşandığını bildiren bonservis

Taş: Soğumuş gönül

Talak (boşama): Nikahın tabii meyvesi (sonucu)

Dul: kiralık boş ev

Alim: Bir şey bilmediğini bilen

Adalet: Ayarı bozuk terazi

Af(affetmek ): İntikamların en güzeli

Akıl: Sonbahar mevsiminin çiçeği

İlaç: Kaşıkta çıkan kısmet

Ömr-i insan (insan ömrü): Dönüş bileti satılmayan bir seyahat

Kaabile (ebe): Hayatın (dünyaya gelişin) kapıcısı

Kibir(lenme): ahmakların ağırbaşlılığı

Kefen: Moda dergilerine müracaat edilmeden giyilen elbise

Libas (elbise, Giyecek): Çoğu zaman kitabından daha güzel ve üstün cilt

Lisan (dil): Çok uzağı (bile) vuran bir silah

Mâni (engel): (Azmi daha da arttırıcı) kamçı darbesi

Misal: Giyindirilip kuşandırılmış hakikat

Mahkeme: Allah oraya düşenleri korusun: Adalet pişirilen yer

Merhamet: Baştan çıkarmak

Nazar (bakış): Ruhların (gönüllerin) el sıkışması

Varis (mirasçı): Avunan adam

Batıl inanç (boş insan): Zihin kanseri

Yaş (insanın yaşı): Kadınların saklamaya muteber olabildikleri (tek) sır

Yorumlar (0)