Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Şiir, Savaşa Karşıdır Efendiler

İnsanlığın en eski işidir savaş. Büyüklerin küçükleri ezme biçimi. Toprak hevesi, ekonomik üstünlükler, dinsel baskılamalar ve siyasi şekillenmeler için insanın insana yaptığı büyük kıyımın adıdır. Nedenleri ayrı ayrı gibi gözükse de içeriği birdir aslında. Sömürmek. Daha çok zenginleşmek daha çok güçlü olmak tek amaçtır. Gücünü ve aklını başka halkların ölümü ile sınayanlar, kendilerini “özgürlük havarileri” gibi gösterirler. Bu nasıl bir özgürlük algısıdır ki, bombalar yağdırırlar, taş taş üstünde bırakmazlar, çocukları ve kadınları vururlar. Halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesine karşıdırlar. Çünkü kandan beslenenler için “ben seni senden daha iyi yönetirim” söyleminin alt okuması “ ben senin tüm kaynaklarını sömüreceğim”  anlayışı asıl olandır.

Sovyet şair Demyan Bednıy’in dizeleriyle söylersek…

 

 Savaşa gitmemiz buyruldu

“Özgürlük adına” diyerek

Özgürlük adına! Ama kimin özgürlüğü? Söylenmedi bu

Halkın özgürlüğü olmasa gerek!

 

Savaşa gitmemiz buyruldu

“Bizden” dendi “yardım bekliyor müttefik uluslar”

Ama en önemli şey unutuldu:

Kimin cebine girecek banknotlar? (Türkçesi: Ataol Behramoğlu)

Savaşların en büyük mağdurudur çocuklar. Küçük ve savunmasız yürekleriyle tam ortasındadırlar ateşin ve barutun. Büyük efendilerin planlarından ve karanlık düşüncelerinden habersizdirler. Belki de oyun sanıyorlardı tüm bu olup bitenleri. Bir sokağı baştan sona koşarken bir şarapnel acısıyla sol bacağını yitirene dek. Bedenleri, korkunun ve şiddetin yurdunda birer eksilendir. Düşleri büyümez savaş çocuklarının. Yedisinde biter kiminin. Kiminin ömür boyu sürer, kimsesizliğin ve klinik odaların sessizliğinde. Savaş ortasında çocuk olmak aslında çocuk olamamaktır. Geleceğin erken büyüyenleridir onlar, gülümsemeyi erken unutanlardır. Ve bu yüzden insanlık tarihinden en büyük özrü beklemek, onların hakkıdır.

Spielberg’in siyah beyaz filmi “Schindler'in Listesi”nde ölülerin üst üste atıldığı kamyonetin arkasındaki “kırmızı mantolu küçük kızı” düşünürken Pablo Neruda’nın dizelerine kadar gidiyorum, ister istemez…

Bir sabah tutuştu bunların hepsi,

bütün canlıları yutmak için bir sabah

fışkırdı topraktan

şenlik ateşleri,

silah vardı artık,

barut vardı artık,

artık kan vardı.

Haydutlar geldi uçaklarıyla,

yüzükleriyle, düşesleriyle haydutlar,

takdisler dağıtan kara keşişleriyle

haydutlar geldi gökyüzünden

çocukları öldürmek için,

çocuk kanı aktı sokaklarda

düpedüz çocukların kanı aktı. (Türkçesi: Ülkü Tamer)

Ve Kadınlar. Savaşın kadınları. Aslında savaş sözcüğü ile yan yana anılmayacak kadar bir inceliğin ve sevginin varlıkları onlar. Biri yıkım ve ölüm demek. Biri doğurmak ve yaşatmak. Yıllar önce görmüştüm ve hiç unutamam. Afrika’da, bir savaşın tam ortasında başından vurulup ölen anne ve hâlâ sol memesini emmeye çalışan bebeğin fotoğrafını. Üzünçten öte. Hiçbir sözcüğün bu fotoğrafı anlatabileceğini sanmıyorum. Ama bütün dillerde acının karşılığı kadın.

Erkek eliyle başlatılan savaşlarda kadın olmak zor yaşam ve acı demek. Tecavüze ve cinsel sömürüye uğramak kadınlar açısından kaçınılmaz bir işkence. Ölüm ve sakat kalmanın yanında ömür boyu devam eden travma. Savaşların asıl kaybedenidir onlar. Özlemle yetiştirdiği çocuklarını ve aşkla beklediği kocalarını toprağa verip yalnız kalan kadınlar.

Her yer tıklım tıklım ölü  

Acı boğacak beni boğacak beni 

Otlar yalnızlıktan kupkuru 

Ama suçlu ben değilim ben değilim 

Katillerle bir olmadım olmayacağım da 

Özgür kalacağım işte böyle bir başıma 

Ve insanoğluna bundan sonra da 

Ne ölüm dokunacak ne dirim.  (Paul Eluard /Türkçesi: Asım Bezirci-A.Kadir)

Nereden bakarsak bakalım savaşlar, kirli ve ahlaksızdır. Ölenler ise büyük efendilerin masalarındaki istatiksel verilerden başka bir şey değildir. Onlar için kasalarına giren paralar önemlidir. Ne gül yüzlü çocuklar ne de sırma saçlı kadınlar.

İnsanlığı bir savaşın eşiğine getirenler ve büyük efendilerinin değirmenine su taşımayı görev bilenler, kraldan çok kralcı geçinirken neden olacakları büyük yıkım ve gözyaşlarının altında ezileceklerinin farkında bile değiller. Dişlerini savaş çığlıklarıyla bileyenler, merhamet ve vicdan yoksunu zavallılar olarak tarihin kanlı sayfalarında yerlerini buldular, bulmaya da devam edecekler…

Şiirler,  -ne yazık ki- savaş acılarını yazmaya devam edecek, ta ki “yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”

İşte tarih

İşte şiddetin iğrenç yüzü

Biz başlatmamışız hiçbir savaşı

Bizimle başlatılmış bütün savaşlar

Bizimle bitirilmiş yine

Kölelik çoğaltan zaferler adına

Vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde

Gidenimiz bir daha dönmemiş geri

Yemen olmuşuz

Balkan olmuşuz

Seferberlik olmuşuz

Ve her büyük savaşın sonunda

Ölümlere karşı türkülerle durmuşuz (Adnan Yücel)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.